İnsan olarak, kendi içimizde yaşadığımız “Olmak veya olmamak” savaşı içinde olduğumuzun farkına dahi varmadan bilinçsizce sağa sola doğru savrulup dururuz. Kendi içimizde verdiğimiz mücadelenin bir benzerini dış dünyaya karşıda veririz. Bunu yaparken de abartılı bir biçimde büyüterek çarpışmaya dönüştürmekten adeta haz alarak ilerlemeyi doğru bir yol zannederiz. Oysaki, insan fark etmeden yaptığı savaşı nefsine karşı kaybetmiştir. İstediklerini elde etmek ve “Ben, ben” demesi belki de kendisine çok şeyi kaybettirecektir. Doyurmayı bilmediğiniz nefis sizden her zaman tıpkı bir kralın alıştığı konforu her zaman yenilemeyi istediği gibi nefiste konforlu yaşantısının sürdürülür olmasını ister. Nefsin hayal dünyası kendi üzerine kurulduğundan siz onu bir salise ihmal ettiğinizde başınıza her türlü çorabı örecektir. Çevrenizden uzaklaştırır, sevdiklerinizle bir daha görüşmeme pahasına da olsa sizi onlara karşı kin ve nefretle doldurur, yalan-riya hasetlik, hak yemek (genel olarak) dost kapısını kapatır düşman kapısını sonuna kadar sizin için açar. Oysaki, irade öyle mi? Sizden sabır ister, vefalı olmanızı ve kötülüklere karşı direnç göstermenizi ister. Bu her ne kadar kimi zaman size yalnız kalmanızın gerektiğini söylese de asıl olan sonradan pişmanlık uyandıracak zevk veren işleri yapmadığınız zamanlardan sonra duyacağınız mutluluktur. Bu yüzden insanlar duydukları hırs yüzünden nefislerine yenilebilirler. Bu teslimiyet geri dönüşü olmayan bir yola girmenize neden olduğunda bataklığın içine gömülünce debelenseniz de dibe kadar inmeyi göze almışsınız demektir…
Günümüz insanı irade zayıflığını özgürce yaşamaya bağlayarak hayatı sorgulamak yerine nefsine itaat etme yolunu seçiyor. Bu da kişi de her şeyi yapacağını zannetme hakkının elinde olduğu kanaatinin oluşmasına neden olmakta. Halbuki insan iradesi karşı taraf ile kendisini kıyaslamayı gerektirir. Güç kuvvet zaman içinde el değiştirdiğinde haliyle empati yeteneğini geliştirmek gerektirir. Oysa gücü ortaya koyan irade yapılmaması gerekeni yapmamakta gizlidir. Beden gücü ile imkanları gereksiz şekilde kullanma gücü güçten ziyade nefsin benlik duygusunu ortaya koyar. Siz gerçek gücün sahibi olmak istiyorsanız eğer, etraflıca düşünerek yapacağınız işin zararının nerelere ve kimlere dokunacağını iyi hesaplamanız gerekir. Nefis belki sizi bu şekilde düşünmekten men ettiği için siz zorba olup insanlara zarar veriyorsunuzdur. Ama şunu unutmamak gerekir ki akıl denilen şey iradenizin üstündedir. Onu kontrol etme yetisini akla bırakırsanız gerçeği sorgulamanız sizin içinde kolay olacaktır.
Nefsine yenilen insanda benlik hissi kaybolmuş demektir. Verdiği hiçbir karar mercisi ve temsilcisi kendi olmadığının farkına dahi varmaz. Çünkü o insan artık arzularının esiri olmuştur. Ne istediğini ve ne isteyeceğini zamanla unutup iradesinin dışında hareket etmeye mahkûm olacaktır. Sağlam bir irade, aslında görünmeyen ama insanı insan yapan temel unsurdur. Şu hiçbir zaman unutulmasın ki insanı yücelten güç onun nefsiyle zorla sahip oldukları değildir; yeri geldiğinde gözünü kırpmadan bir çırpıda vazgeçtikleridir. Gel gelelim bunları neden yazdığıma; bugün coğrafyamızda yaşananlar hepimizin malumları, insanlar ölüyor bombalar peş peşe patlıyor, tehdit üzerine tehditler yağdırılıyor Trump denilen deyyus tarafından. Tıpkı mindere çıkan iki pehlivan birbirlerine yoklama çekerek zayıf noktalar aranmakta. Benim şahsen favorim İran; Siyonistlere sahip çıkan Amerika aslında kendi ayağına sıktığının farkında değil. Avrupa kendisini haklı olarak yalnız bıraktı. Arap dünyası artık bu savaşın son bulmasını istiyor. Çünkü zarar gören Amerika değil o coğrafyada yaşayan halklar. Umarım dünya halkları birlikte ortak bir tepkiyi dile getirerek Amerika’yı ve Siyonist İsrail’i dize getirir.
Not: yeni çıkan iki kitabımla ATO CONGRESIUM da siz değerli okurlarımla olma şerefine ereceğim. Hepinizi bekliyorum…