NEDEN HER ZAMAN İYİLER KAYBEDİYOR 

Büyüklerimiz “açtırma kutuyu, söyletme kötüyü“ derlerken ne güzel söylemişler. 
Neresinden, nasıl başlayayım, hangi kutuyu açayım, hangi kötüyü söyleyeyim bilemiyorum. Özellikle hiçbir zaman güzel olayların bana rastlamadığını, nerede üzücü, sinir bozucu olaylar varsa bana rast geldiğini defalarca belirterek tabiri yerindeyse isyan ettiğim olmuştur.  
Nasıl isyan etmeyeyim ki. Bu dünyada her zaman kötülerin kazandığına inancım tam olmakla birlikte iyilerin esamesinin okunmadığı gibi kazanacağına inancım da kalmadı.
Kırşehir’de öğrencilik hayatımda, gençlik yıllarımda ve çalışma hayatımda gördüğüm, yaşadığım olaylar, hayat tecrübem bana bunları öğretti. 
İnsanoğlu ne yaptı, ne etti dünyayı kendisine benzeterek kokuttu ve sonrasında gerçekten iyi düşünenlerin kaybettiği, kötü ama hep kötü düşünenlerin kazandığı bir dünya haline getirdi. Bu büyük bir başarıdır. 
Yaşantım boyunca Kırşehir’de zaman, zaman da gerek izin için, gerek görevli gittiğim ülkemizin diğer illerinde kötülerin el üstünde tutulduğunu iyilerin rağbet görmediğine şahit oldum, halen de olmaktayım. 
İyiler adeta aptal, enayi, keriz yerine konuluyor, kötüler de uyanık, akıllı, zeki ve iş bitirici olarak el üstünde tutuluyorlar! 
Bu işte bir terslik yok mu?
Ağzımızı açtığımız zaman hepimiz doğruluğu, dürüstlüğü, iyiliği ve adaleti emreden bir dinin mensubu olduğumuzu söylüyoruz, bunu söylerken de hiç yüzümüz kızarmıyor. Çünkü içimiz ayrı, dışımız ayrı, söylediğimiz ayrı, icraatlarımız ayrı. Biliyor musunuz kendimize de kötülük ediyor, ters düşüyoruz. 
Nüfusun artması,  araçların çoğalması nedeniyle Kırşehir’de yoğunlaşan trafikte olsun, Ankara, Terme, Lise ve M. Ali Altın bulvarlarında, caddelerde olsun kendilerini bilmem ne zanneden, aslında bir halta yaramayan kötü düşünceli insanların iyi ve mütevazı düşünceli hoş görüşlü insanlara kafa tuttuklarını ve zeytin yağ gibi üstte çıktıklarını görmekteyiz.
Görmekteyiz de bir Allah’ın kulunun da kötünün karşısına çıkarak “Arkadaş utanmıyor musun adaba uymayan hareket ve sözlerden? Hem suçlusun, hem güçlü“ diyerek iyinin ve haklının yanında olduğunu da görmedim.  
Yalnız caddeler mi? 
Hayır bir de siz kurumları görün. Kurumlar tam manasıyla kötülerin, fesatların, ikiyüzlülerin, yalakaların, elinden hayır şer gelmeyen gösteriş budalalarının mekânları oldu. Herkes düzene göre, döneme göre, adama göre hareket ediyor, “nasıl puan kazanırım?” onun hesabını yapıyor. İyilikler, güzellikler unutuluyor. 
Değindiğim bu konular sadece Kırşehir’deki kurumlar için değil, özel veya resmi kurum fark etmez ülkemizin genelinde aynı durumlardadır. Kötüler fındık kırıyor iyiler arka plana atılıyor. 
İnsanlar bu dünyayı ne hale getirdi böyle? 
Nasıl becerdiler dünyayı kokutmayı?
Neden her zaman iyi düşünenler kaybediyor, yanlış anlaşılıyor ve tüm terslikler iyileri buluyor da kötülerin işleri rast giderek dört ayağının üzerine düşüyor. Bu insanlığın yaratılışına ters değil mi? 
Bir bakıyorsunuz iyi insanlar için bir şeyler yolunda gitmeye başlıyor; “Tamam bu kez oldu her halde! Devir tersine dönüyor” diyorsunuz ama nedense bilinmeyen bir sebeple tekrar her şey ters yüz oluyor. 
Bir kez iyi bir şey olsun ardına üç kez kötü bir şey oluyor. Allah’a isyan olmasın ama doğduğum, büyüdüğüm, ömrümün geçtiği Kırşehir’de şahit olduğum olaydır kötülerin kazanıp, iyilerin kaybetmesi. 
Kırşehir’deki bu durum Türkiye’nin özetidir. 
“İyi insanlar yaşadıkları olumsuzluklar için de iyi düşünerek hep sınanıyoruz, deneniyoruz, imtihana tabi tutuluyoruz” derler. İyi de neden hep iyiler deneniyor, neden kötüler el üstünde tutulup, iyilere gelince “takma kafanı Allah bilsin yeter!“ deniliyor. 
Allah aşkına, Allah yarattığı kainatta neyi görmüyor, neyi bilmiyor ki. Ağzımızı açtığımızda dinden imandan dem vurup Allah her şeyi bilendir, görendir deyip de, işimize gelince Allah bilsin yeter deniliyor. 
Allah bilendir, görendir. Allah’a göre güçlük mü var? Lakin biraz da kulu bilse, kulu  görse ne olur? 
Ben bugüne kadar kendimi asla övmedim, iyi insan olamadım iyi olmaya çalıştım ve çalışıyorum. Lakin bir türlü de iyi olamadım, hiçbir zaman işlerim rast gitmedi, kalburun altında da kaldım, üstünde de.  
Başkalarına göre kötü olabilirim, ama içimde en ufak bir kötülük yok. Buna eminim, Ancak  iyi bir insan arkadaşını yanlışlıkla kırdığı zaman bunu toparlayana kadar akla karayı seçer, Ama bunu kötü biri yapsa zaten umuluyordu, yapacağı malum kötü insan denir ve hayatı boyunca bir kez iyilik yapsa aferin alır. 
“Zamanın birinde biri iyi, biri kötü, iki insan varmış. İyi insan hep iyilik yaparmış, kötü insan da hep kötülük.  
Malum iyi insan hep seviliyor, kötü de hep dışlanıyor. An gelmiş iyi insan dostlarına karşı bir hata yapmış ve herkes sırtını dönmüş, “Yazıklar olsun, bundan ummazdık iyi dedik, adam sandık!” demişler. 
Aynı anda kötü insanın iyilik yapacağı gelmiş iyilik yapmış ve iyi kötü herkes tarafından takdirle karşılanmış ve “Kötüye helal olsun, kötü ama iyilik yaptı. Karşı tarafta da iyiye de yazıklar olsun hiç tanımamışız iyi biri sanmıştık” demişler. 
Allah aşkına bu kadar kolay mı, ya kötüye defalarca fırsat verilir, ama düzelmez bildiğini yapar. İyiyi de tek hatasında harcarız neden? 
İyi insanların hiç mi hata yapma hakları yok?
Neden insanlar hislerine aldanıp yanlış kişiyi seçer ve sürekli yanlış yapar?
Anlıyoruz bir kez hata yapılır, ama aynı hatayı tekrarlarsan bu hata değil, yanlış olur.
Bu nedenle herkes gerçek bildiği dostunu asla kaybetmesin, zaten sürekli bir şeyler ters gidiyor bari iyiler iyilerin halinden anlasın ve birbirlerine daha anlayışlı olsunlar.  
Şansta aynı şekilde iyi insanlara gülmüyor, hep kötüye gülüyor. Şanssızlıklar iyilerin başına geliyor. Keşke şans diye bir şeyde olmasa her şey gerçekçi olsaydı, hak yerini bulsaydı ne güzel olurdu. 

YORUM EKLE
YORUMLAR
Serdar orman
Serdar orman - 3 hafta Önce

Çok güzel bir yazı olmuş, gönül dilinize sağlık.

Abdurrahman Cem
Abdurrahman Cem - 3 hafta Önce

Bülent sarıoğlu
Bülent sarıoğlu - 3 hafta Önce

Kaleminize sağlık Osman bey