Masa başında atış serbest

Kırşehir tarım ve hayvancılık şehri idi bir zamanlar. Şimdi?
Türkiye’de tarımla uğraşmak adeta yasaklanıyor. Pancar ekmek yasak, tütün ekmek günah, pamuk ekmek enayilik, fındık yetiştirmek karlı değil, haşhaş (afyon) ekmek suç, üzüm bağı yetiştirmek günah ve mekruh ama her şeyin ithali serbest ve daha karlı.
Üzüm bağı yetiştirmek neden günah? Çünkü ondan içki üretiliyor! Dünyanın en iyi ve kaliteli üzümleri Türkiye’de yetiştiriliyor ve en kaliteli şaraplar bu üzümlerden elde ediliyordu. Şimdi ne oldu, yiyecek üzüm bulamıyor halk.
Yine dünyanın en kaliteli tütünü Türkiye’nin doğu illerinde Adıyaman, Bitlis illerinde yetişir. Şimdi ona da yasak geldi, neymiş efendim çiftçi piyasaya kendisi sürüyormuş ve tiryaki on iki liraya değil de üç liraya alıyormuş sigarayı.
Tütünü korumak değil maksadım, evet zararlı ama tiryaki kullanıyor. Peki, yollarda susturucusu çıkabilmiş madeni yağ karıştırılarak kullanılan mazottan çıkan dumandan mı daha zararlı. Tütünü içen kendisini zehirliyor, ya egzozdan çıkan herkesi zehirliyor.
Bu tütün denen zıkkımın çok büyük pazarı var o zaman tiryaki evlerde hanımların sardığı yerli malı Türk malı kullansın. Maliye geliri düşüyormuş yetkililer tam olarak söylemiyor ama dudağını büzerek ö ö ö diyor. Bu arada yabancı bir sigara üreten şirket bu zıkkımın elektroniğini bulmuş ve patenti de ona aitmiş. Bunun üretimini Türkiye’de yapacakmış, yani istihdam yaratacakmış ve yasayla Türkiye’ye davet ediyoruz. Bu aleti yapan başka firmalarda, öyle çok işçi çalıştırdığı falan yok beş, on kişiyle parayı götürüyorlar.
Şaraba gelince, adamlar bunun festivalini yapıyor ve büyük paralar kazanıyor. Avrupa’da yapılan festivallerde dünyanın en pahalı şarapları satılır ve her evde mutlaka şarap bulunur. Hele bunun kırmızı olanlarını sağlık açısından çok tavsiye ederler. Adamların yaş ortalaması 75. Emekli yaşı da 75. Avrupa’da her köşede içki ve şarap satılır, fakat ben Türkiye’deki kadar sokaklarda sarhoş görmedim. Demek ki adamlar içmeyi biliyor. İçkiyi savunma niyetinde değilim ben içki zaten sevmem, ama kararında içildiğinde yararlı olduğunu söylüyor tıpla ilgilenenler, günahı onların boynuna.
Pancar konusu ayrı bir dram. Çiftçiye kota uyguluyorsun ama mısır şurubu üreten ve çok zararlı olduğu söylenen beş tane yabancı firmaya üretim için ruhsat veriyorsun. Bunu halka veya çiftçiye izah eden var mı? Raflarda satılan tatlı mamullerin yüzde 80´ninde kullanılan tatlandırıcı bu fabrikalarda üretiliyor.
Fındık olayı ayrı bir rezalet. Dünya fındık üretiminin yüzde 75´i Türkiye’de üretiliyor ve bunun borsası da Hamburg’da. Yani adamlar dalavereyle malı ayağına çağırıyor 10 liraya 8 liraya aldığı fındığı 50, 60 liraya ve biraz kakavu şeker katarak 100 liraya satıyor. Benim laz kardeşim ne yapıyor, oda dalı kökünden kesip yerine kivi dikiyor. Kivinin pazarı bir ay, fındığın pazarı on iki ay.
Hayvancılığa gelince, oda ayrı rezalet, rezalet değil tam bir kepazelik.
Hayvan ithal, yemi ithal, ilacı ithal, samanı ithal. Peki, besiciliğin neresi karlı, alıp satan karlı! Bugün dünyanın en pahalı etini biz yiyoruz ve canlı hayvan ithalinde de en öndeyiz.
Kırşehir’de 1960´lı yıllarda şehrin dört tarafında sığır sürüsü çıkardı, hemen hemen her evde en az bir inek olurdu. Şimdi şehrin her tarafına beton binalar dikerek o kültürü de yok ettik ve şimdi ağlayıp çırpınıyoruz. (Esasında ağlayan başka, gülen başka)
Bu durumlara neden ve nasıl geldik?
Seçip de “aman bizi iyi idare edin, bizim aklımızın pek düzeni yok!” diye payitahta gönderdiğimiz temsilciler önce kendi aylıklarını düzenlemekten başka konulara pek eğilmiyorlar. Tabi durum baştan bozuk olunca halk ta Bulgar’ın, Romanya’nın, Macar’ın çiftçisine eğiliyor.
Peki, çözüm ne?
Onu da halkı yönetmeye soyunanlar düşünsün.
İçi boş laflarla mangalda kül üfürmek kolay, icraata gelince sonuç sıfır, durum ortada değil mi?
YORUM EKLE