Mardin Vahşeti

Mardin-Mazıdağı: Bilge Köyü'nde 47 kişi toplu halde katledildi. İddialar muhtelif. Bilineni Sevgi adlı kızın, katillerin istemediği birine verilmesi. Bilge Köyü'nde nişan töreni var. Erkekler ve kadınlar ayrı odalarda namaza durmuşlar. Tam bu sırada saldırganlar, toplulukları taramışlar. Katillerin soyadı da Çelebi, ölenlerin de!

Şıh Mehmet Lakaplı Mehmet Çelebi, adamlarına "Köyde tavuk bile sağ kalmasın" diye talimat vermiş. Şıh Mehmet'in Kürtçe söylediği bu sözleri, nezarethanede Kürtçe bilen bir jandarma eri sayesinde ortaya çıkıyor. Kan davası, töre cinayeti! Ne olursa olsun bu bir ortaçağ vahşetidir. Caniler sekiz kişi ortak kararları var: "Köylülerin tümü ölmeli ki, kalanlar kan gütmesin! Çocuklar büyüyüp bizi öldürmesinler!" Altısı çocuk, on altısı kadın kırk yedi kişi. Üç çocuk da ana karnında! Tarihin kaydettiği en büyük vahşet!

Bilge Köyü girişinde iş makinaları mezar kazıyor. Büyükler için ayrı ayrı mezar kazılırken altı çocuk için kanal şeklinde uzun bir çukur açılıyor. Çocuklar yan yana burada toprağa verilecek! Köyde gün boyu ağıtlar, ağlamalar, çırpınmalar yürekleri dağlıyor! Kadınlar, köy meydanında toplanıp ağıtlar yakıyorlar.

Vahşetin fotoğrafı var gazetelerde.

AB'ne aday ülkemde! Güldünya'yı da hastanede çocuğunu emzirirken vurmuşlardı. Aynı törenin canileri. Bitmiyor Güldünya'ların kara yazısı. Feodal cinayet kültürü sarmış her bir yanı.

Araştırmalara göre son beş yılda bin yüz kişi töre cinayetine kurban gitmiş! Evlilik dışı ilişki, zorla evlendirmek, aile içinde şiddet, yabancı bir yere kız verme, tecavüze uğramak... gibi nedenlerle...

"Biz birbirimizi sevmezsek, bizi kim sevecek?

"Biz birbirimize sahip çıkmazsak, kim sahip çıkacak" diyor. Mardinli bir yurttaş. Korku ve şiddet canavarı günden güne büyümekte. AB'nin genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, Mardin’deki katliam nedeniyle derin şok ve üzüntü içinde. Eli şakağında düşünüyor. Bilge bakışlarında vahşetin izleri var.

Toprak anlaşmazlığı da ileri sürülen nedenlerden biri.

Katliama sahne olan Çelebi ailesinin evine ilk giren Abdullah şunları söylüyor: "Eve girdiğimde her taraf ceset doluydu. Önde imam, arkasında erkekler, hepsi ölmüştü. Diğer odada kadın ve çocuklar vardı. İçerisi kan gölüydü. Ben hayalımda böyle vahşet görmedim."15 yaşında Fidan sağ kalanlardan; "Amcamın kızıyla teyzemin oğlunun nişan töreniydi. Birbirlerini seviyorlardı. Severek evleneceklerdi. Damat ve ailesi köye geldi. Söz kesip nişan takacaklardı. Sevgi 22 yaşındaydı. Biraz oyalanıp ben de oraya gidecektim. Sonra televizyonda güzel bir film başladı ben de gitmekten vazgeçtim. Sonra silah sesleri duydum. Işıkları kapatarak dışarı baktım. Saldırganlardan ikisini gördüm. Biri bizim evin üstünden ateş ediyordu. Biri de merdiven yanından. Karanlıktı yüzlerini göremedim. Dışarı da çıkmadım. Çok korktum. Silah sesleri kesildikten sonra amcamın evine gittim. Herkes ölmüştü.

70 Çocuk, kimsesiz, öksüz kalmış. Ne olacak bunlar?

Vahşet vahşeti çağırıyor.

Basınımızın duayenlerinden Çetin Altan bu konuda şunları kaydediyor: "Yaşamları karanlık bir yorganın altına itilmiş olan Küçük Asya insanı, doğduğu yerlerden göç etmek zorunda kalmasaydı da, aradığı mutluluğu kendi yöresinde bulabilseydi... Merkezi yönetimin hiç de şeffaf olmayan harcamaları, bir saltanat savurganlığına dönüşünce; kasabalarla köyler de en başta İstanbul’a akmaya başladı... Kendi dünyalarında kalanlar da; töre cinayetleriyle, kan davaları ve arazi anlaşmazlıklarıyla, aile içi çatışmalar da dahil, kendi cehennemlerini bir türlü söndüremediler." (6.5.2009, Milliyet)

"Türkiye'de şiddet ailede başlıyor. Uluslararası Af Örgütü'nün hazırladığı Türkiye'de şiddete ilişkin raporda Diyarbakırlı bir kadın şöyle diyor: "Genellikle korkarak yaşarız. Babalarımızdan, ağabeylerimizden, kocalarımızdan korkarız. Korkarız, çünkü şiddet yaşamaktayız. Artık, değiş-tokuş edilmek, yüzünü bile görmediğimiz biriyle evlendirilmek, hediye edilmek, eğitimsiz kalmak, çocuk yaşta evlendirilmek, sürekli korkarak yaşamak istemiyoruz." (Rıza Türmen, Milliyet, 8.5.2009)

Feodal kültür; öldürme, yok etme, zulmetme kültürüdür.

Toprak çoğaltma, egemenlik büyütme, kan davası faktörü, kız, kadın meselesi... bu kültürün boyutlarındandır.

Doğaldır ki bu trajedinin kaynağı eğitimsizliktir.

Çok yönlü eğitim, bu olumsuz faktörleri söküp yerine olumlu, akılcı faktörleri koyacaktır. Öldürme yerine yaşatma kültürü egemen olacaktır. Ağalık, açgözlülük, bencillik yerine, sosyal adalet, insancıllık, eşitlik unsurları, sosyal güvenlik faktörleri yerleşecektir. Kalaşnikof yerine, kitap, kalem, iş ve üretim geçecektir.

Türkiye aydınlandıkça yok etme kültürü yerine yaşatma kültürü gelişecektir.

Mayıs-2009