Mangalda kül bırakmıyoruz!

Türkiye’yi derinden etkileyen, kurumları sarsan önemli olayları hep birlikte yaşıyoruz. Ülkemizin Doğu ve Güneydoğu bölgesinde yaşanan olayları, çevresindeki ülkelerde savaşı hep birlikte izliyoruz.


Ülkemizin Doğu ve Güneydoğu bölgesinde yaşanan olayları, çevresindeki ülkelerde savaşı hep birlikte izliyoruz.
Gündem öyle hızlı değişiyor ki…
Bazen yirmi dört saat bile insanın bu hızlı ve can alıcı gündemi yakalamasına yetmiyor.
Tüm günün yorgunluğu, akşam haberleriyle, yorum programlarıyla atılmaya çalışılıyor. Haziran sıcaklarının iyiden iyi hissedildiği bugünlerde Kırşehir’de insanlarımız biraz da Ramazan ayı ve dolayısıyla oruçlu olmaları nedeniyle zaten yorgun ve solgunlar. Her an öfkelerine ve sinirlerine hakim olamayacak bir durumdalar.
İnsanlar sıcak olduğu için sokağa çıkamıyor, evlerin kalsa yine sıcaktan bunalıyorlar. Eee ne yapacaklar o zaman? Serin ve gölgeliklere kaçacaklar.
Kırşehir’de Ramazan ayı dolayısıyla mıdır nedir gündüzleri sokakta tek tek insanları görebiliyorsunuz. Tabi buna havca sıcaklığının faktörünü de eklemek gerekir.
Ama akşamları evler boşalıyor, cadde ve sokaklar tıklım tıklım…
Evet, düşünen bireyler elbette ki ülke gidişi hakkında bir fikir sahibi olmaya gayret ediyor. Bunun için de bilgi sahibi olmak şart tabii ki. Gündem hep karamsar olmamak lâzım diyorlar ama maalesef toplumumuzun büyük bir bölümünde gelecek kaygısı ve karamsarlığı var.
Yılların birikmişleri mi dersiniz, yoksa yaşadıklarınız mı, yoksa yılların tecrübesi mi bilmem ama bugün kimle konuşursanız konuşun mutlaka kendince karamsar bir tablo çizecektir.
“Ben çok şanssızım, hiçbir işim yolunda gitmez, çok mutlu zamanlarımda bile mutlaka hemen ardından bir üzüntü yaşarım, güvendiğim insanlardan hep darbe yedim, kimse beni anlamadı, herkes beni kullanmaya çalıştı, neye elimi atsam kuruyor.” gibi sözleri sıklıkla duyarsınız.
Acaba nedir bu insanların problemi?
Gerçekten bir felaket bulutu mu takip etmektedir onları gizli gizli?
Niye hiçbir işleri yolunda gitmez?
Neden hiç kimsede aradıklarını bulamazlar da devamlı şikâyet ederler?
Neyle karamsar olup, sizlere şu mübarek Ramazan ayında kara kara yorumlar yapıp moralinizi bozmak istemem. Olayların iyi yönlerini görüp şükür edelim.
Bu arada iyi şeyler de oluyor.
Kırşehir’e bakalım…
Kırşehir’de uzun bir süredir kamuoyunda tartışılan Devlet Hastanesi ek bina için yer sorunu yerinde bir kararla sonuçlandırıldı. Eski Devlet Hastanesi’nin arsasına ek bina yapılarak mevcut 300 yataklı hastane ile entegre edilecek. Böylece bir dağda, biri bayırda olan iki ayrı hastanenin getireceği sorunları idrak eden Kırşehir’in iki milletvekili sonunda doğruyu bulmuşlar.
Kırşehir huzuru yakalamış.
Demokrasiyi içine sindirmiş bir Kırşehir halkı, ekonomik sıkıntılar çekmekle birlikte toplumsal huzurun tadını da çıkarmakta.
Kahvelerde, açık hava parklarında, çay ocaklarında, kafelerde huzur içinde sohbet eden, dinlenen insanları gördükçe insanın içini de her şeye rağmen bir ferahlık ve mutluluk duygusu kaplamakta…
Sanayileşme sürecini bir şekilde başaramamış bu güzel kent.
Kaderine razı olmuş, devletine, milletine ve bayrağına bağlı yaşayan bir kenttir Kırşehir…
Öte yandan, Petlas’ta önemli gelişmeler oluyor.
Geçen hafta toplu sözleşme imzalandı. 1700’ün üzerinde sendikalı işçinin maaşları ciddi oranda arttırıldı. Sendika yöneticilerinin verdiği bilgiye göre bir işçinin eline aylık ortalama 2 bin 500 lira geçecek. Bu Kırşehir şartlarında çok iyi bir rakam.
Petlas’ta bir de çalışan sayısının 3 binlere yaklaştığını düşünürseniz, aylık ortalama 10 milyon lira. (Eski rakamla 10 trilyon lira) Buna bir de Petlas’ın alışverişlerini eklerseniz Kırşehir ekonomisine ciddi bir katkı olduğunu görürüz.
Sahibinden işçisine kadar tüm çalışanların canla başla çalışıp didinerek gerçekleştirdiği olağanüstü başarılar ne Kırşehir’in ne de ülkenin gündeminde.
Petlas, tüm Türkiye için bir “örnek olay” niteliğinde.
Yeni kapalı alanlarıyla, günden güne artan işçileriyle, son teknoloji ürünü makineleriyle Anadolu’nun bağrında uluslararası yeni bir lastik devinin oluşmakta oluşunu maalesef ıskalıyoruz.
Ama tek bir PETLAS Kırşehir’e yetmiyor tabii ki.
Belediye Başkanı Yaşar Bahçeci’nin ve milletvekillerinin verdiği vaat ve sözler var. Artık Kırşehirli haklı olarak ikinci kez seçilen Sayın Bahçeci’nin vaat ettiği projelerin gerçekleşmesini bekliyor.
Kırşehir’de iktidarı da muhalefeti de derin bir kış uykusuna yatmış.
Termal turizmde bir türlü beklenilen yatırımların yapılmaması, üniversiteye tüm Türkiye çapında ses getirmesi beklenen Fizik Tedavi Üniteleri’nin yapımı, termal suyla ısıtılan büyük seralarda kesme çiçekçiliğin teşviki, Bağbaşı yeni imar planının hayata geçmesi, Karakurt termal suyunun değerlendirilmesi, daha pek çok proje için kaynak bulunması ya da yeni projeler üretme iktidarın ve siyasi partilerimizin umurunda değil.
Bence bu aşamada Kırşehir’de insanlar tembellik içinde. Oturduğumuz yerden kalkmıyor, parmağımızı bile oynatmıyoruz. Çenemize maşallah!
Mangalda kül bırakmıyoruz. Ekonomiden, teröre, ülke yönetiminden dış politikaya kadar her şeyi çok iyi biliyoruz, ama çalışmaya gelince kırk dereden kırk su getiriyoruz. Çünkü dedikodu yapmak, kahvehanelerde günü birlik ucuz siyaset yaparak taş oynamak sanırım insanlara daha cazip geliyor.
Öğretmenevi sabahın ilk saatlerinden akşam geç vakte kadar dolu.
Emekli öğretmenleri neden belediye bir araya getirip değişik teşvik programları uygulamaz?
Yüzlerce emekli öğretmen neden bir araya gelip gönüllü hobi merkezi kurmazlar? Neden bu amaç için belediye ile birlikte destek projeleri üretmezler?
Belediye bu öğretmenlerimize ya da emeklilerimize neden altyapısı bitmiş hobi bahçeleri üretmez?
Beypazarı, Nallıhan, Göynük başarmış. İç turizm ciddi katkılar sağlıyor ekonomilerine.
Bir araya gelme, birlikte başarma, birlikte kazanma ruhu neden olamıyor memleketimizde.
Bağcılık neden teşvik edilmiyor? Bu alan için dört dörtlük şartları olan Hirfanlı yöresi, Sıdıklı yöresi çiftçileri neden bir araya getirilemiyor?
Savcılı yöresinde bağcılığı başarmış müteşebbisimiz var. Bu örnekler neden arttırılmaz?
Derin bir kırılma süreci yaşayan ülkemizde toplumsal huzuru yakalayarak önemli bir aşama kat etmiş bu güzel şehrimizde, kalkınma önderlerine gereksinim var. Bu anlamda da seçilmiş oda yöneticilerimize, başkanlarımıza büyük görevler düşüyor.
Ha bu arada Kırşehir’de son yıllarda bir moda haline geldi. Ünlü isimlere ait cafeler, sohbet mekânlarının zincirleri bile gelmeye başladı Kırşehir’e…
Niye gelmesinler ki Kırşehir’de işsizlik var ama insanlar akşama kadar yüklü hesaplar ödeyerek buralarda çene patlatıyorlar. Bir mekân ve değişik tarz eksikliğinin varlığını burada tamamlıyorlar.
Bu şehrin yeniliğe, istihdama, iş gücüne ihtiyacı varken bu mekânların açılması da ayrı bir konu. Bir bardak çayı 4-5 liradan içmek tatlı geliyor demek ki insanlara…
Biz kahvehanesi artan bir şehir istemiyoruz.
Bu şehirde fabrika açılsın, kütüphane açılsın...
Üniversiteye yeni birimler açılsın, ama her gün yeni ve modern, şatafatlı bir kahvehane açılmasın.

***

Biraz da gülelim!

Tilki oruç tutarsa!

Tilki ormanda gezmektedir. Bir ağacın dalında asılı bir geyik budu... görür.
Açtır ama şüphelenir kontrol etmeye başlar ve görür ki bu bir tuzak.
Geyik budu bir iple bombaya bağlıdır.
Epeyce uzağa gider ve başını kollarının üzerine koyarak yatar, biraz sonra kurt gelir, budu görür ve yatan tilkiyi de tabi…
Tilkiye sorar “ne yapıyorsun dostum?”
Tilki cevap verir “hiç, Yatıyorum”
-Burada bir but var.
-Evet var.
-Neden yemedin?
Tilki sakince cevap verir;
“BUGÜN ORUCUM”
Kurt kendinden emin;
“Ben yiyeyim o zaman”
Tilki “Buyur afiyet olsun” der.
Kurt buta uzanır uzanmaz bir patlama, ortalık toz duman, kurt yaralı, hareketsiz, 10 metre uzakta, perişan halde yatarken tilki sakince budu yemeye başlar.
Bunu gören kurt;
“LAN ŞEREFSİZ HANİ ORUÇTUN?”
Tilki pişkin pişkin;
“Biraz önce top patladı duymadın mı?”

***

Sevdiğim bir söz
“Cesur ve korkak, tamamen aynı korkuyu duyarken sadece cesur korkusunu karşısına alıp onu bir alev topuna çevirebilir.” Cus D'Amato