Lütfen sağduyu…
Türkiye’miz son aylarda artan terör ve şiddet olaylarıyla yakıp kavruluyor. Her gün şehit haberleri ile yıkılıyor, sarsılıyoruz.
Pazar günü Hakkari Dağlıca’da 16 askerimizi, Salı günü Iğdır’da 13 polisimizi şehit verdik. Elbette yüreğimiz kan ağlıyor, yaşanan terör olaylarını kabul edemiyor, içimize sindiremiyoruz.
Bu vatan için, bu millet için, bu bayrak için canlarını şehit veren asker ve polislerimiz bizim şehitlerimiz, hepimizin şehitleri…
Bin yıldır aynı coğrafyada kardeşçe yaşıyoruz. Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Arap ayrımı yapmadan bu bayrak altında yaşarken, nedir bu terör saldırıları? Nedir bu katliamlar?
PKK’nın Kürtleri temsil etmediğini savunan, onlara karşı duran Kürtler de bizim kardeşimiz, kanımız, canımız…
Elbette içlerinde PKK’lı olanlar, PKK’yı savunanlar olabilir. Bu demek değil ki her Kürt PKK’lı… Kaldı ki 7 Haziran seçimlerinde HDP’ye de milyonlarca Kürt olmayan seçmen de oy vermiştir.
Şimdi ülkemiz bu terör saldırılarıyla şehitlerine ağlarken, onların yasını tutarken, ne yazık ki ülkemizin pek çok kentinde Kürt kökenli işyerlerine saldırılar, yakmalar, yıkmalar oluyor.
Bütün bunlar Türk-Kürt kardeşliğini yok etmeyi, birlik ve beraberliği bozarak kardeş kavgalarını tetiklemeye çalışan PKK’nın ekmeğine yağ sürüyor.
İşte önceki gün Kırşehir’de yaşanan yakmalar, yıkmalar…
Bu Kırşehir’e ve Kırşehirlilere yakıştı mı?
Bunu benim gibi sağduyuyla düşünen, yaklaşım gösteren herkes karşı çıktı, olmaz, olamaz dedi.
30 yıl önce Sivas’ta insanların canlı canlı yakıldığı Madımak Oteli gibi görüntüler Kırşehir’e yakıştı mı?
İnsanların işyerleri sırf Kürt kökenli oldukları için yakılıp, yağmalanıyorsa bu doğru bir yaklaşım değildir.
Zaten ülkemizi bölüp parçalamak isteyen, eli kanlı PKK terör örgütünün ve hainlerin istediği de bu değil mi?
Ülkedeki kardeş kavgalarını tetiklemek, insanları birbirine düşürmek değil mi?
Peki biz bunlara neden çanak tutuyor, neden böyle olaylara sahne oluyoruz.
Kaldı ki Kırşehir demokrasiyi özümsemiş, Türkiye’nin örnek ili gösterilen bir şehir. Bu şehirde yüzyıllardır kardeş kavgaları olmamış, ülkemizin neresinden gelirlerse gelsinler her insan baş tacı edilmiş, akraba olmuş, hısım olmuş.
Kız alıp, kız vermiş bir ilde böyle olayların yaşanmasını kimse kabul edemiyor.
Kırşehir dedim ya demokrasiye inanmış, her türlü baskı ve şiddete boyun eğmiş, demokrasi gazisi bir şehir…
Bu şehir Ahi Evran-ı Veli’yi, Caca Bey’i, Aşıkpaşayı, Süleyman Türkmani’yi, Neşet Ertaş’ı bağrından çıkarmış bir kültür mozaiği şehirdir. Bunu bozmak isteyen kim olursa olsun buna karşı durmak da bu şehirde yaşayan herkesin görevi olmalıdır.
Kaldı ki Kırşehir Türkiye’nin en huzurlu illerinin başında gelen bir kenttir. Üç-beş provokatörün bu huzurumuzu bozmasına izin vermemeliyiz.
Kırşehir ne yazık ki işyerlerinin yakılıp yıkılmasıyla Türkiye’nin gündemine oturdu.
Ne oldu şimdi 4-5 işyerini yakmak, 15 işyerinin cam ve çerçevelerini kırıp yerle bir etmekle kimin eline ne geçti?
Elbette teröre tepkiler olacaktır. Ama tepkiler asla şiddete dönüşmemelidir.
Türk-Kürt düşmanlığı için provokasyonluk yapan, fırsat kollayan, bölücü hainlerin, mihrakların kurguladıkları oyunlara düşmemeliyiz.
Bölücü terör örgütünün kahpe ve kalleş saldırıları karşısında sağduyu zamanı diyorum.
20 Temmuz'dan bu tarafa 69'u asker, 48'i polis ve birisi de korucu olmak üzere 118 vatan evladımızı şehit verdik. Bu korkunç tabloyu içimize sindiremiyoruz.
Türkiyemiz adeta mateme bürünmüş iken, ülkemizi yönetenlerin terörle en etkin şekilde mücadele vererek, buna bir son vermesini bekliyoruz.
Türkiye'yi iç savaşın eşiğine getirenlere fırsat verilmemelidir.
Kırşehir’de ve ülkemizin her yerinde bu tür olayların yaşanmaması tek dileğimiz.
Lütfen sağduyu diyoruz…
Tuttuğumuz elleri bırakmayacağız…
Bu vatanı böldürmeyeceğiz…
İNADINA BARIŞ…
İNADINA SAĞDUYU…