Kuyu Tipi: İnsan Onuruna Açılmış Beton Bir Çukur

Bugün Türkiye'de "kuyu tipi" adı verilen yüksek güvenlikli cezaevleri üzerine konuşurken aslında yalnızca yeni bir hapishane modelini tartışmıyoruz. Tartıştığımız şey, siyasal iktidarın toplumu nasıl yönetmek istediğidir. Çünkü hiçbir cezaevi yalnızca beton, demir ve tel örgüden ibaret değildir. Her hapishane, onu inşa eden rejimin siyasal karakterini yansıtır. Kuyu tipleri de bunun en çıplak örneğidir. Beş metrekarelik hücreler, günün 22,5 saatini bulan mutlak yalnızlık, güneşi kesen metal levhalar, sürekli kamera gözetimi ve insanı insandan koparan mimari... Bunların hiçbiri güvenlik ihtiyacının doğal sonucu değildir. Bunlar bilinçli bir siyasal tercihtir.

Tecrit burada bir güvenlik önlemi değil; iktidarın disiplin aracıdır.

Cezaevi Değil, Teslim Alma Mekânı

Egemenler yıllardır cezaevlerini yalnızca suç isnat edilen insanların tutulduğu yerler olarak görmedi. Cezaevleri, toplumsal muhalefeti teslim almanın laboratuvarı hâline getirildi. F tipleri bunun bir aşamasıydı. Bugün S ve Y tipi, yani kamuoyunun "kuyu tipi" dediği yapılar ise bu anlayışın daha ileri bir versiyonudur. Amaç insanı hapsetmek değildir; kişiliğini parçalamak, iradesini kırmak ve yalnızlaştırmaktır.

İnsan sosyal bir varlıktır. Bu nedenle mutlak yalnızlık, fiziksel şiddetten bağımsız düşünülemez. Günlerce, aylarca, yıllarca insanı güneşten, sesten, dostundan ve yaşamın kendisinden koparmak işkencenin başka bir biçimidir.

Kimler İçin İnşa Edildi?

Resmî söylem bu cezaevlerinin "yüksek riskli mahpuslar" için inşa edildiğini söylüyor. Ancak pratiğe baktığımızda bambaşka bir tablo görüyoruz. Komedyen Deniz Göktaş'ın, Ekrem İmamoğlu'nun bazı avukatlarının ve çok sayıda siyasi mahpusun bu infaz rejimine gönderilmesi, meselenin güvenlik olmadığını açıkça ortaya koyuyor.

Burada esas hedef suç değil, muhalefettir. İktidarın istemediği sözü söyleyen, mizah yapan, savunma yapan, örgütlenen ya da itiraz eden herkes potansiyel "tehlikeli" ilan edilebiliyor.

Tam da bu noktada toplumun vicdanını yaralayan büyük çelişki ortaya çıkıyor. Kamuoyunda infial yaratan çocuk istismarı ve cinsel şiddet dosyaları yıllarca tartışılırken, toplumun gerçek güvenliğini ilgilendiren birçok dosyada adalet beklentisi karşılanmazken; siyasi davalarda yargılanan isimlerin en ağır tecrit rejimlerine gönderilmesi, hukuk devletinin hangi önceliklerle hareket ettiğini sorgulatıyor.

Sorulması gereken soru şudur: Devlet gerçekten suçla mı mücadele ediyor, yoksa muhalefeti mi cezalandırıyor?

Tecrit Bir Yönetim Biçimidir

Bugün cezaevlerini doldurmak yetmiyor. Çünkü korkunun sürdürülebilir olması için yalnızca özgürlüğün alınması değil, umudun da kırılması gerekiyor. Kuyu tipi cezaevleri tam da bu nedenle inşa edildi. Bunlar yalnızca mahpusları değil, dışarıdakileri de hedef alıyor.

Mesaj açıktır: "İtiraz edersen sonun bu olur."

Tecrit, yalnızca cezaevinin içinde uygulanmaz. Tecrit, toplumun tamamına yöneltilmiş siyasal bir tehdittir. Muhaliflerin yalnızlaştırılması, sendikaların etkisizleştirilmesi, öğrencilerin susturulması, gazetecilerin yargılanması, sanatçıların hedef gösterilmesi ve şimdi de mutlak izolasyonla desteklenen yeni infaz rejimi...

Bütün bunlar birbirinden bağımsız değildir. Hepsi aynı siyasal aklın ürünüdür.

Hukukun Değil, İktidarın Cezaevleri

Bugün "kuyu tipi" olarak adlandırılan yapılar, hukukun tarafsız kurumları olmaktan çok, iktidarın cezalandırma anlayışının mekânsal karşılığı hâline gelmiştir. İnsan haklarının görünmez kılındığı, mahpusların psikolojik ve fiziksel olarak yıpratıldığı bu sistem, güvenlik adı altında meşrulaştırılmaya çalışılıyor.

Oysa güvenlik, insan onurunu ortadan kaldırmanın bahanesi olamaz.

Kuyu Tipleri Kapatılmalıdır

Kuyu tipi cezaevleri bir mimari tercih değildir, bir siyasal tercihtir ve her siyasal tercih gibi değiştirilebilir.

Bu ülkenin ihtiyacı daha fazla beton, daha fazla tel örgü, daha fazla kamera değildir. Bu ülkenin ihtiyacı daha fazla demokrasi, daha fazla hukuk ve daha fazla özgürlüktür.

Tecridi normalleştiren her rejim, yalnızca mahpusları değil toplumun tamamını karanlığa mahkûm eder. Bugün susarsak yarın konuşacak kimse kalmayacak. Bugün tecride sessiz kalırsak yarın özgürlüğün ne olduğunu hatırlayacak kimse kalmayacak.

Kuyu tipi cezaevleri kapatılmalıdır!

İnsan onuru pazarlık konusu değildir!

Yaşasın özgürlük!

Yaşasın dayanışma!

Yaşasın örgütlü mücadele!