Küfür cehaleti, hiciv ve yergi zekâyı gösterir

Küfürlü konuşmayı seviyoruz, fakat mizah, hiciv, yergi ve taşlamayı bilmiyorlar.

Buna karşı çıkanlar olabilir.Fakat kanıtlaması çok kolay. Kırşehir’de en kalabalık caddelerimizin birinde 5-10 dakika yürüyün hemen yanınızda küfürlü konuşan birilerini görebilirsiniz.

Ülkemizde yaşayıp da bu duruma tanık olmayan hemen hemen yok gibidir.

Kırşehir’de hafta içi, öğle arası Öğretmenevi’yleCacabey Meydanı arasında 13-14 yaşlarında kızlı-erkekli çocukları izleyin. Bir elinde sigara, diğer elinde tespih küfürlü, çirkin konuşmaları görebilirsiniz.

Bu çocuklar çevreyi hiç mi hiç umursamıyor. Henüz genç bile olamamış böyle çocukların benzerlerini akşamları gruplar halinde sokaklarda, caddelerde görebilirsiniz.

Bu çocuklar, gürültü yapmayı, çevreyi rahatsız etmeyi, küfürlü konuşmayı marifet sayıyorlar. Bu durumun sadece ilkellik olduğunu bilmiyorlar.

Anne ve babaları bunları gecenin o saatinde neden sorumsuzca sokağa bırakıyorlar, anlamak olanaksız.

Bu gençler uzaydan gelmedi. Onlar bizim çocuklarımız, onları da dünyaya getiren anne ve babaları var. Tüm olumsuzluklarına rağmen günahıyla, sevabıyla bunlar bizim çocuklarımız. Sorumlusu da bizleriz. Önlemini de almak zorundayız.

Hemen hemen binlerce insanın koro halinde sadece küfür etmek için maça gittiği bir ülkede yaşıyoruz. Bunun nedeni de eğitimsizlik değil de ne? İlkelliğin başka türlü açıklaması var mı?

Eğitilmemiş insan, akıl ve zekâsına göre değil, içgüdülerine göre hareket eder. Aklını kullanabilmek, ancak belli bir eğitimden sonra mümkündür. Bu gençleri belli bir eğitimden geçirmediği için anne ve babalarıyla birlikte toplum olarak da suçluyuz. Bu gençlerin küfür ile hiciv arasındaki farkı anlamaları için belli bir eğitimden geçmeleri gerekir.

Edebiyat tarihimizde hiciv, eleştiri, taşlama konusunda çok değerli sanatçılarımız var. Bu çocukların bu sanatçılardan haberi olduğunu hiç sanmıyorum. Bir sanatçının adını bile bilemezler, çünkü eğitimleri eksik.

Hiciv ve yergi sadece bizim edebiyatımızda değil, insanlık tarihinde de oldukça geçmişi olan önemli bir sanat türüdür.

Hiciv ve eleştirinin ne derece önemli olduğunu ancak bunları okuduğumuz zaman anlarız.

Maçta küfür edenlere göre, küfür; insanı sıkıntıdan, stresten kurtarır, insanı rahatlatır.                                                                                        Yaşamım öğretmenlikle geçti, gençlere mizahı bir türlü öğretemedim. Hiciv ve yergi sürekli gelişen, kendini yenileyen canlı bir edebiyat türüdür. Küfrün dışında da insan estetik bir biçimde taşlama yaparak kendisini rahatlatabilir.

Edebiyat tarihimizde; Nef'i, Şair Eşref ve Neyzen Tevfik bunlara örnektir.

Nef’i ‘nin (1572–1635) dizelerini okuyup hicvin güzelliğini, estetik boyutlarını anlamamak mümkün mü? Şu dizelerdeki yüksek zekâya, eleştirinin güzelliğine bakın:

“Tahir Efendi bize kelp demiş,

İltifat bu sözde zâhirdir,

Malikidir mezhebim zira,

İtikadımca kelp Tahir'dir”

……

“Bana kâfir demiş Müftü Efendi,

Tutalım ben diyem ona müselman,

Vardıkta yarın ruz-i cezaya,

İkimizde çıkarız onda yalan.”

Hiciv sanatının eşsiz örneklerini veren bu büyük sanatçının ölüm nedeni de küfürlü şiirleridir. Onun ölümüne neden olan şiirleri maalesef elimizde yok.

Padişah IV. Murat defalarca Nef’i ‘yi affetmesine rağmen Nef'i Sadrazam Bayram Paşa'yı hiciv etmekten vazgeçmemiş bu da şairimizin sonunu getirmiştir.

Hiciv sanatının bir diğer büyük ustası Şair Eşref (1847–1911), kaymakamlığı sırasında yergilerinden ve taşlamalarından ötürü sürgüne gönderilmiş hatta Gördes Kaymakamlığı sırasında tutuklanmıştır.

Şair Eşref'in bu konuda söylediklerinin bazıları şöyledir:

“Vakt-i istibdatta söz söylemem memnu idi,

Ağlatırdı ağzını açsan hükümet ananı!

Devr-i hürriyetteyiz şimdi değişti kaide.

Söyletirler evvela, sonra s… ananı!”

……

“Bir soğan soyulur, yaşarıyor gözler,

Bir devlet soyuluyor, aldırmıyor öküzler.”

……

“Kişi kâmil oldu mu üst ad mertebesinde,

Ona madde üstünde bir değer vereceksin,

Baktın ki; hali, tavrı değişti meclise gelişti,

Çüüüüüş… deyip sırtına bir semer vereceksin.”

Dostları Şair Eşref'e Abdülhamit'in bir oğlu olduğunu söylerler.

Şair, “Adını ne koymuş acaba?”diye sorar.

Dostları, “Ertuğrul” der.

Bunun üzerine Şair Eşref “Biz yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik sanıyorduk. Demek ki yeniden başlayacağız” diye ahlanır.

Şair Eşref Mısır'da sürgündeyken Abdülhamit'in ağır hasta olduğunu haber verirler. Bunun üzerine Şair, şu dörtlüğü söyler:

“Toprak altında olsan bulurum,

Erişir burnuna birkaç tekmem,

Can verip kurtulurum zannetme,

Şeytan elini çekse de ben elimi çekmem!”

Hiciv, yergi, taşlama sanatının belki de en ünlülerinden biri Neyzen Tevfik(1879–1953)'dır.

Neyzen, taşlamalarında toplumsal hayatımızdaki, haksızlıkları, siyaseti, çıkarcılığı, dini bağnazlığı çarpıcı bir şekilde eleştirmiştir.

“Kime sordumsa seni doğru cevap vermediler;

Kimi hırsız, kimi alçak, kimi deyyus dediler…

Künyeni almak için partiye ettim telefon,

'Bizdeki kayda göre şimdi o mebus' dediler.”

……

“Asrın yeni bir umdesi var, hak kapanındır.

Söz haykıranın, mantık ise şarlatanındır,

Geçmez ele bir paye kavuk sallamayınca,

Kûrsî-i liyakat pezevenk puşt olanındır.”

……

“Hayliden hayli kalınlaştı yobazlık yeniden,

Softalık zorlu bir anırtı ile aldı yürüdü,

Kara bir kinle taassup pusudan çıktı yine,

Yurdu şahane cehalet yeni baştan bürüdü.”

Neyzen Tevfik, büyük bir ney ustasıdır. O ney çalarken dinleyiciler kendinden geçerdi. Sait Halim Paşa da bunlardan birisiydi. Paşa bir gün Neyzen'i Yeniköy'deki özel yalısına davet eder. Yenilir, içilir. Neyzen'in ney faslı dinlenir. Paşa çok memnun kalır. Neyzen'e pırlanta işlemeli eşsiz bir ney hediye eder. Neyzen, hediye neyi inceler, tekrar Paşa'ya verir.

Paşa, “Hayrola üstat beğenmedin mi?”

Neyzen, “Çok beğendim.”

Paşa, “Neden almıyorsun?”

Neyzen, “Paşam, ben yolsuz kalınca bunu satarım. İyisi mi sende dursun.”

……

Savaş vurguncusu biri için “tonla parası var, nereye gitse hemen yol açıyorlar” derler. Neyzen sorar: “Gerçekten kenara mı çekiliyorlar?”

“Evet, çekeliyorlar.”

“Demek ki cebindeki pisliğe kimse bulaşmak istemiyor.”

Yoksul sanatçımız işte böyle onurludur.

Çoğu insanımızın üslup olarak Neyzen'in sandığı aşağıdaki şiir Neyzen'in değil, Emniyet Müdürü Mutlu Çelik'e aittir.

Mutlu Çelik, 1994 yılında bu şiiri mahkeme kararı ile kendi adına tescil ettirmiştir ve kitabında yayınlamıştır.

“Ne ararsın Tanrı ile aramda,

Sen kimsin ki orucu sorarsın,

Hakikaten gözün yoksa haram da,

Başı açığa neden türban sararsın?

Rakı, şarap içiyorsam sana ne,

Yoksa sana bir zararı içerim,

İkimizde gelsek kıldan köprüye,

Ben dürüstsem sarhoşken de geçerim.

Esir iken mümkün müdür ibadet?

Yatıp kalkıp Atatürk'e dua et,

Senin gibi dürzülerin yüzünden,

Dininden soğuyacak bu millet,

İşgaldeki hali sakın unutma!

Atatürk'e dil uzatma sebepsiz,

Sen anandan yine çıkardın amma,

Baban kimdi bilemezsin şerefsiz!”

  Mutlu Çelik

Yukarıda görüldüğü gibi küfür, içgüdüsel bir tepkidir, kaba ve çirkindir.                                                                                                    İlkelliğin bir yansımasıdır.

Fakat hiciv, yergi ve taşlama bir sanat türüdür. Belli bir estetik yapısı vardır, insanca eksiklikleri, yanlışları gösterir.