Küçük parçalar ve laiklik

“Ottoman Empire”, diye yazmış bir yurttaşımız sokak duvarı üzerine. Osmanlı İmparatorluğu demek istiyor. Akşam gezinti yaparken rastladım. Sokakta şiire, duvarlarda ilanı aşklara, görmeyeceğini bile bile tuvalet kapısına sevdiğine aşk ilanlarının yazıldığını biliyordum. Lakin Osmanlı İmparatorluğu’na öykünülmesini anlayamadım. O duvara “Ottoman Empire” yazısını iliştiren zat, sanırım cumhuriyetin kazanım ve yaşam şeklinden sıkılmış ki, imparatorluk isteğini saklayamamış…
Oysa tebaanın hiçbir hükmü yok idi. Saray ve çevresi ne derse o idi. Bizi insanlık liginde bir üst sıraya tırmandıran cumhuriyet ve laiklik olmuştur. İnsan elindekini ancak kaybedince anlar…
Kırşehir’de de bir çok özel kurslar vardır. Öğrencilerinin çoğunluğu yoksul aile çocuklarıdır. Zira aileler yoksulluktan dolayı çocuğunu bu tür kurslara emanet etmektedir. Kapalı kutudurlar bu tür vakıf yurtları, kursları. Kim takip eder, kim denetler, bilinmez…
Ancak şu bir gerçek ki, dışa kapalı topluluklar, egemenleri tarafından her türlü şiddete maruz kalabilir. Bunu bilebilmek çok güçtür. Hayatı öyle bellerler zira.
Sahil ve sayfiye yerlerinde insanların pervasızca kimseyi rahatsız etmeden kimseden rahatsız olmadan yaşamlarını idame ettirdiklerini biliriz. Kırsal alanda çiftçilik ile uğraşan ailelerde oldukça rahat hareket ederler. Zira üretim ilişkileri böyle gerektirir. Kapalılık, tutuculu, mutaasıplık adı altında bir çok küçük kasaba ve küçük kent ve metropol gece kondularında durum biraz farklıdır. Toplum içe dönüktür. Örgütlenme farklıdır. Kadın ve çocukların adı yoktur. Bürünüp, örtünerek dışarı çıkabimei bir kazanç beller kadınımız, lakin dışarı çıkabilmekte görecelidir. 4+4+4 istemi ile temeli dinamitenen eğitim sistemimiz şimdi e 3+3+3 gibi ucube bir hale çevirilmek isteniyor. Yani küçücük çocuklar üzerinden emellerine nail olmak istiyorlar.
Ne bu şiddet bu celal!
Cumhuriyete reklam arası gibi bakanlar, demokrasi erdemlerinden ve parmak demokrasisinden yararlanıyorlar.
Hani hak?
Hani Hukuk?
Hani adalet?
Hani insanlık?
Bu yeni bir öc alma isteğidir!
Peki yüz küsur yıllık geri çekilme bugün mü gerçekleşiyor? Elmanın kurdu kendi içindendir. Yani devlet bürokrasisi içerisinde yetişen kadrolar çok çabuk mutasyona uğrayacak gibi görünüyor. Halk hakkına hukukuna laik cumhuriyetine mutlak sahip çıkar. Ama bugün ama daha sonra.
Karaman’da bir vakıf bünyesinde yaşanan tecavüz ve taciz vakıaları Kırşehirimizde de yaşanabilirdi. Nizip’te çadır kamplarında yaşanan tecavüz olayları ilimizde de yaşanabilirdi. Bize uzak diye biz etkilenmeyeceğiz diye bir şey yok. Ancak olay bireyselleştirilerek sistemin arızaları görmezden geliniyor. Saldırıyı yapan ise çocuklar zaten aralarında yapıp yaşıyorlardı ben de ‘eşcinselim’, dedi. Hatta tedavi edilmekten söz etmişti… Bizler bunları konuşurken büyük resim tamamlanıyor haberimiz yok.
Küçük parçaların yan yana getirilmesi ile büyük resimler oluşturulur. Çocukların beyin gelişimi için de kullanılır. Son on beş yılda planlananlar ve yapılanlar ile yeni bir coğrafya oluşturumaya çalışılıyor. 1500 yıl önceki yaşam biçimi dayatılmaya çalışılıyor yoksullara. Zengine han hamam var zaten.
Lise diploması, üniversite giriş sınavı, üç yıllık okul diploması ve cumhur başkanlığı ve başkanlık sistemi tartıştırırken çok daha başka tabloların oluşumu tamamlanıyor…
Son haftalarda hummalı bir meclis çalışması ile demokrasicilik kisvesi ile süratle yasal düzenlemeler yapılıyor. Parmak kaldırılarak gerektiğinde halkın çıkarına olmayan bir çok yasa çıkarılıyor. Çıkarılan anti demokratik yasalara karşı duracak, karşı koyacak kuvvetler ayrımı neredeyse fiilen yok sayılıyor. Kuvvetler birliği ve meclisin lavedilmesi kurgulanıyor adeta…Sine-i milleti hiç akıla getiren yok. Muhalefet de iğdiş edilmiş sanki…
Bakın hangi küçük parçalar yan yana getirilip yeni bir Türkiye resmi yapılmaya çalışılıyor. Freni patlayan yüklü bir kamyonun yokuş aşağı hızla yol aldığı gibi gidiyoruz… Kişisel verileri koruma yasası; Dokunulmazlıkların kaldırılması; Orduya koruma, valiye sınırsız yetki; Meclis iç tüzüğü değişikliği; Maarif vakfı kurdurulması; Esnek ve uzaktan çalışma; MEB teşkilat yasası değişikliği; Özel istihdam büroları; Danıştay ve Yargıtay yasaları ile yargının siyasallaşması; Elektrik piyasası kanunu gibi akla hayale gelmedik düzenlemeler ile rövanşist bir mantık ile toplum yeniden kurgulanıyor… Kindar ve dindar nesiller yetiştirme mantalitesi çok yakında ürünlerini vermeye başlayabilir gayrı…Yukarda ki başlıkları internetten araştırın bakın karşınıza hangi sorunlar çıkacağını öğrenin. Zira basın pek uğraşmıyor böylesi konularla.
Mustafa K. Erdemol son Orlando katliamından sonra bakın ne yazmış. “ABD’nin Orlando kentinde bir eşcinsel barı basarak onlarca insanı öldüren dinci manyak, sadece son yılların en büyük nefret cinayetinin faili değil aynı zamanda büyük bir ikiyüzlü de sayılmalı. ABD yaşam biçiminden kaynaklandığını sandığı eşcinselliğin, kendi ülkesinde nasıl yaygın olduğunu, üstelik küçük oğlan çocuklarının zorla kadınlaştırılarak yetişkin erkeklerin hizmetine(!) sunulduğunu bu manyak bilmiyor muydu sanki?
Fakir ailelerde doğmuş oğlan çocukları, zengin erkeklerce satın alınarak erkek eğlencelerinde kadın kıyafetleriyle dans ettiriliyor. Bacha Bazi deniyor buna, anlamı da “çocuklarla oynamak.” Yüreği sızlar insanın. Oynamak deyince çocuğun en doğal en masum eylemi gelir akla. Bacha Bazi alçaklığında ise “çocuklarla oynamak” başka bir şey. Eğlencenin sonunda bu “kadın çocuklar” erkeğin yatağında bulurlar kendilerini.
Aklını kadın cinselliğiyle bozmuş manyakların kadın düşmanlığı ya da korkusunun yol açtığı bir trajedidir bu. Orlando’da gey barı basan manyak “eşcinsel yaşam biçimine” olan öfkesiyle hareket etmiş belli ki. İki erkeğin yaptığı her neyse bu manyağın ahlakı bozuluyor hemen. Karar verecek yaşta olmayan çocukların “eşcinsel eğlencelerin” malzemesi olması bu uğursuz pisliklerin umurunda değil.
Sözüm ona Batı ya da Amerikan toplumunu cezalandırmış oldu Orlando manyağı. Hiç de değerli olmayan o pis, o iğrenç yaşamını Afganistan’daki çocuklar için feda etmeyi aklına bile getirmemiş belli ki bu manyak.
Orlando manyağı da benzerleri gibi aşağılık bir ikiyüzlüydü elbette. ABD’nin kendisine sağladığı serbestlikle “mücahit” olmuş bu kurban, gayleri öldürürse cennete gideceğine inanıyordu tabii ki. Kendisinden çok çok küçük, (15 yaşındakilere “yaşlı” diyorlar bu arada) o “kadınlaştırılmış çocuklar” yetişkin erkeklerin zevk nesnesi olmaya hâlâ devam ediyor Afganistan’da.”
Çocuklarla oynamak demekmiş, Bacha Bazi. Bizimkiler yurtlardaki taciz ve tecavüzlere Bağdeleme veya Badeleme diyorlar. Tacik gelenekleri arasında olduğu söyleniyor. Kız çocuklarına yapılanlara da kabaklama deniliyor…Haydi üzülme. Sen her gün oluşturulan onlarca gündem veya sahte gündem ile kafa yorarken ülke tamda Ortadoğu coğrafyasına uygun hale getiriliyor. Güney doğu kan gölü, sınırlarımız yol geçen hanı olmuş, delik deşik. Bombalar ile aşamaya alıştırılıyoruz. Ülke elimizden kayıyor kimsenin haberi yok. İşsizlik, açlık ile terbiye edilen milyonların hiçbir gayreti görülmüyor kötü gidişata dur demek için…
Basından öğrendiğim kadarı ile; Bakın Karaman’da mağdur aileler suçlanmış sonunda. ilgili kamu kurum ve kuruluşları tüm sorumluluklarını yerine getiriyormuşçasına sanki de. Ve denmiş ki. “*Ailelelerde mahremiyet eğitimi ile cinsel eğitim eksikliği görülmüştür.
*Ailelelerin çocukları ile ihtiyaçları bağlamında ilgilenirken derinlemesine soru ve yanıtlar biçiminde diyaloglardan uzak durdukları, çocuklarındaki ani veya süreli davranış değikliklerini yorumlayamadıkları, sebebine inemedikleri, toplumumuzda ebeveynliğin yüzeysel boyutta kaldığı gözlemlenmiştir.
*Ailelerin genel anlamda çocukların sosyal gelişim, eğitim gibi süreçleri kurum ve kurumlara havale ettikleri gözlemlenmiştir. Eğitim veya bakım veren kuruluşlarına hizmet niteliklerini sorgulamadan aşırı güven duydukları gözlemlenmiştir.”, de haydi buyurun…
Ender Helvacıoğlu ise bir yazısında bakın neler söylüyor. “ ideolojierinde cinselliğe ilişkin önerdiği yaşam biçiminde köleler, cariyeler, haremler, gılmânlar, huriler vardır ve meşrudur.
Bu da gayet doğaldır, çünkü ideolojileri binlerce yıl öncesinin toplumsal koşullarına ve kültürel-düşünsel düzeyine göre şekillenmiştir.
Dolayısıyla sorun bir “toplumsal dönüşüm” meselesidir. Yeniden ve daha köktenci bir aydınlanma atılımı gerçekleştirmek, çağdaş bir emekçi cumhuriyeti kurmak meselesidir.
Kızlarımızın cariyeleştirilip haremlere tıkılmasını istemiyorsak, çocuklarımızın gılmânlaştırılmasını, hurileştirilmesini içimize sindirmiyorsak, bu çağdışı ideolojinin sahiplerini alaşağı etmek zorundayız.”, Helvacıoğlu’nun kendi görüşleri deyip geçmeli miyiz?
Sanaçtı Çağla Akalın, 26 Haziran'da yapılacağı duyurulan 14. Onur yürüyüşüne engel olacakları şeklindeki açıklamalara; “Eyyyy kendini Ahlak bekçisi sanan gafil bre cahil.
Arakan da Suriye de Türkmenistan da Müslüman olduğu için öldürülün din kardeşlerin için neden mücadele etmiyorsunuz?
Karamanda 45 çocuk (ERKEK) tecavüze uğruyor neden bir açıklama yapmıyorsunuz?
Suriye'de ki savaştan kaçan çocuklar sokaklarda dileniyor neden yardımcı olmuyorsunuz?
O kadar asker şehit oluyor neden gönüllü askerliğe başvurmuyorsunuz?
Yüzde 99 Müslüman olan ahlaklı bir ülkedeyiz derken bizlerle birlikte olan kişiler bu toplumda değil mi?
Uzaydan mı ışınlanıyorlar?
Her gün yüzlerce kadın bu ülkede taciz ve tecavüze uğruyor,
Her ay Trans kadınlar katlediliyor, köpeğe eşşeğe ördeğe kundaktaki bebeğe tecavüz edilirken bu toplumun ahlakı uykuya mı dalıyor?
Benim yaşam hakkımı elimden alıp beni ötekileştirip, 4 duvar arasında bütün çirkin fantezilerini benimle yaşayıp toplumda saygın olarak tanınan bilinen kişiler bizleri ahlaksız olarak yargılamadan önce vicdanı ve kendi ahlakı ile yüzleşmeleri gerekiyor.
Genelevdeki kadınla birlikte olup "nasıl olsa onun işi bu, fahişe" deyip gusül abdesti alıp temizlenip arınmakla olmuyor bu ahlak.
Bizleri bu batağa siz ve sizin düşüncenizde olan kişiler itti. Şimdi hangi hakla bizlerden hesap soruyorsunuz.”, diye cevap vermiş…Haklı söze ne demeli? Trans bireylerin de insan gibi yaşama hakları olduğu akıllardan çıkarılmamalıdır…Eğer çağdaş bir ülke olacaksak…
Peki kindar ve dindar nesiller yetiştikten sonra birileri çocukları gılmanlaştırmaya cariyeleştirmeye yeltenirse, birileri haremler oluşturmaya kakışırsa o zaman mı aklımız başımıza gelecek. Bütün vebalin çoğunu şimdiden kadınlarımıza yüklüyorum, şahsım adına… Eğer cumhuriyetin kazanımlarına sahip çıkamazlarsa vay halimize. Eğer Seküler yaşamın ve laikliğin yok sayılmasına ses etmezlerse vay halimize..
Mülteci sorunu nedeni ile Avrupa ile yapılan çerçevesinde Türkiye’de ki demokrasi ayıpları, yapılan anti demokratik uygulamalar ve tek adam yönetimi maalesef Avrupa tarafından görmezden geliniyor.
Bugün haremlik selamlık metro vagonu dayatanlar, kadınlara özel otobüs minibüs dayatanlar yarın karma vagon ve otobüslerde, okullarda taciz ve tecavüz yapılabileceğinin uyarısını yapıyor ve dayatıyor. Aynı mantık kadınları iş alanları ve sokaklardan tamamen çekmek isteyecek. Yanında erkek olmadan sokağa çıkmayı da yasaklamak isteyebilecek, zira.
İşte o gün karşı koyacak kimse kalmayacak…
Laikliği kazanmalıyız, artık. Susmanın kimseye yararı yok. Hazirandan dersler çıkarmalıyız. Ülke taciz altında. Ülke elimizden kayıp düşerse yere, camdan resmin parçaları haline döneriz…Kırılan parçalar tekrar yapışsa dahi eski halini alamaz zira, kırılan kalpler misali…
YORUM EKLE
YORUMLAR
şakir şenol
şakir şenol - 4 yıl Önce

Çok acele imla ve sözcük yanlışları dolu, çala kaem yazımış bir yazımdı. Sağ olsunlar arkadaşlar bir çok yeri düzeltmişler. azımda eksik gördüğüm kimi bölümleri ekemek isterim İran ve Suudi Arabistan'dan esinlenerek Din Eğitimi Genel Müdürüğü bünyesinde yeni bir komisyon oluşturulmuş. Komisyon bilimsel bilgileri denetleyecekmiş.Biyoloji, fizik kimya dersleri başta omak üzere tüm derslerin dine uygunluğu denetlenecekmiş. Ders saatlerini azaltmak bahanesi ie felsefe ve sosyoloji derslerinin azaltılması yetmemiş. Tunus'da yaşananlar, Mısır'da yaşananlar ve hele de Cezayir'de ki siyasal islamcı partinin halktan gelen baskılarla laikliğe geri dönmesi hiç akıldan çıkarılmamalıdır.ş.ş