KÖY ENSTİTÜLERİ NE DEMEK BİLİYORMUSUNUZ?

KÖY Enstitüleri devleti korumak demektir. Köy Enstitüleri özgürlük demektir. Köy Enstitüleri bağımsızlık demektir. Hırsızlık, yolsuzluk yapmamak demektir. Köy Enstitüleri çalışmak üretmek demektir. 
Isparta’nın Gelendost İlçesinin, Hacılar köyünde, Köy Enstitülü bir öğretmen vardır. Göreve başladığı yıl, okulun bahçesine su getirir. 200 tane de kavak diker. Kavakları büyütür. Beş yıl sonra, öğretmenin tayini çıkarılır. Ancak gözü gibi baktığı kavaklar ne olacak? 
Yerine gelen öğretmen kavaklara bakmazsa. Kavakları kurumaya terk ederse. Kendince kavakları okulun demirbaş defterine kayıt etmekte bulur çareyi. Oysa okulun demirbaş defterine böyle bir kayıt yapılmaz.
Bir konu daha. Olay Düziçi Köy Enstitüsünde geçer. Cumhurbaşkanı okulu ziyarete gelir. Okulu gezer. Yemek vakti gelmiştir. Öğrenci yemek salonunda toplanır. Cumhurbaşkanı, okul Müdürü Ömer Lütfü Dağlar, Eğitimbaşı İsmail Sefa Güner de yemekhaneye girer. Yemekler dağıtılır. Ancak cumhurbaşkanının masasına yakın yerde yemeğini yiyen öğrenci, Cumhurbaşkanının yediği yemek, öğrencilerin yediği yemekten farklıdır. 
Müdüre sorar, “Neden ayrımcılık yapıyorsunuz? Neden bizim yediğimiz yemekten yemiyor” diye? 
Müdür açıklamak zorunda kalır. Cumhurbaşkanı şeker hastasıdır. O nedenle İsmet İnönü’nün yemeği farklıdır.
Burada kendimden bahsedeceğim. Çalıştığım okul iki dersliklidir. İki öğretmen çalışıyoruz. Okulun lojmanı da var. Ben Müdür olarak lojmanda kalıyorum. Okula bir öğretmen tayini daha yapıldı. Derslik yok. Lojmanı boşalttım Bir odasını sınıf yaptım. Masası sırası da yok. Kendi paramla tahta, beş on, çivi aldım. Oturaklar ve masalar yaptım. Sonradan okul staj okulu yapıldı. Öğretmen adayları iki aylığına staja geldiler. Lojmanın diğer odasını da öğretmen adaylarına yatakhane yaptım. Hem onları rahat ettirdim. Hem eğitim öğretimi aksatmadım. Kendim bir köy evinde kaldım. Fedakârlık her kişinin harcı değildir.
Komşu köyde ilk öğretmen okulu mezunu bir öğretmen vardı. Kendisi Mardin’li idi. İki öğretmenli okula tayin edilmişti. Okullar açıldı. Dersler başladı. Okula ikinci bir öğretmen tayin edilmedi. Okulda seksen öğrenci var. Öğrencileri iki guruba ayırdı. Birini sabahçı gurup yaptı. Diğer gurubu da öğlenci yaptı. Öğretmen hem sabah çalıştı. Hem de öğleden sonra çalıştı. Öğrencileri tam olarak seviyesinde öğrenciler yetiştirdi. Bu özverili çalışma her kişinin yapacağı fedakârlık değildir.
Devlet yurtdışına okulunda başarılı bir öğrenciyi yurtdışına gönderecektir. Komisyon kurulur. Komisyonun Başkanı Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’dir. İki öğrenci komisyonun huzuruna çağırılır. Bu öğrencilerden biri, Bakan Hasan Ali Yücel’in kendi oğlu Can Yücel’dir. Biri de Amerika’da eğitim gören ve dünyaca ünlü olan Profesör Doktor Gazi Yaşargil’dir. İşte o gün Amerika’ya gönderilecek çocuk Gazi Yaşargil’dir. Bu olay sizlere bir şey hatırlattı mı?
Milli Eğitim Bakanı Şemsettin Sirer’dir. Köy Enstitülerini gezmeye çıkar. Yanında İsmail Hakkı Tonguç vardır. Tonguç babaya sorar: “Sen bu köy çocuklarını, böyle yetiştiriyorsun. Peki. Ne olacak sonra? Biz bu milleti daha sonra nasıl yöneteceğiz? Ben bindiğim eşeğin akıllı olmasını istemem” der. 
Köy Enstitülerinin kapatılmasını hızlandırır. Önce ilk öğretmen okul olarak adını değiştirir. Öğrenim süresini de altı yıla çıkarır.
Vanlı bir köy ağası vardır. 200 köyü vardır. Kinyas Kartal’ın sadece beş köyüne Köy Enstitüsü mezunu öğretmen tayin edilmiştir. Ağa öğretmenlerin çalışmalarını gözlemler. Köylü öğretmen gelmezden önce, bütün kendi aralarındaki anlaşmazlıklarda, hatta kız isteme olaylarında, ağadan destek alırken, köyü ağadan değil öğretmenden destek almaya başlamıştır. Ankara’ya gider. Adnan Menderese ulaşır ve “Biz doğu ağaları olarak Köy Enstitülerini kapatma sözü verirsen, ben doğuda 485 ağa var. Onları toplayacağım. Senin partine oy verdireceğim” der. 
Söz alır. Kinyas Kartal da tüm ağaları toplar. Sonra mı? Köy Enstitüleri kapatılır.
Köy Enstitüleri, Doğu’da köy ağalarının, batıda çiftlik ağalarının, tüm yurtta Şıh’ların Şeyhlerin, üfürükçülerin ve muskacıların ve siyasi parti kodamanlarının işine gelmemiştir. El birliği ile kapatılmaları sağlanmıştır. Adını saygıyla anıyorum. Avni Başman diye bir milletvekili Mili Eğitim Bakanı yapılır. “Köy Enstitülerini kapat!” emri verilince, sevgili Başman hem bakanlıktan, hem de milletvekilliğinden istifa etmiştir. Bilinsin diye yazdım. 
 

YORUM EKLE