Koalisyon Hükümeti senaryoları ve Kırşehir MHP'deki gerçekler…

ONBİR ayın sultanı Ramazan ayı dün başladı. Bütün Müslüman alemine hayırlı ve mutlu Ramazanlar diliyorum.


Bütün Müslüman alemine hayırlı ve mutlu Ramazanlar diliyorum.
Malumunuz 7 Haziran seçimleri geride kaldı ve Kırşehir’de AK Parti’den Av. Sealih Çetinkaya ile MHP’den Prof. Dr. Yıldırım Türk milletvekili seçilerek Meclis’in yolunu tuttular. Geçen hafta sonu Meclis’e giderek kayıtlarını yaptırıp, milletvekili rozetlerini yakalarına taktılar. Şimdi Yüksek Seçim Kurulu’nun Türkiye’deki seçim sonuçlarını resmen ilan etmesini ve ardından Meclis’te yemin gününü bekliyor Kırşehir’in çiçeği burnundaki vekilleri…
7 Haziran seçimlerinde halkımız hiçbir partiye tek başına hükümet kurma görevi vermedi ve dört partiye, “bir araya gelin, uzlaşın ve ülkeyi idare edin” dedi.
Bu nedenle Yüksek Seçim Kurulu’nun seçim sonuçlarını ilan etmesinin ardından Türkiye’de resmen koalisyon hükümeti kurulması için çalışmalar başlanacak. Yani Ramazan ayı bu yıl Türkiye’de çok çetin geçeceği benziyor.
45 günlük süre içinde hükümet kurulmasında Anayasa gereği Türkiye yeni bir seçime gitmek zorunda kalacak.
Türkiye’de ve Kırşehir’de herkesin ortak beklentisi bir an önce hükümetin kurulmasıdır. Bunun için herkesin gözü siyasi partilerin genel başkanlarında…
13 yıldır ülkeyi yöneten AKP'nin 7 Haziran genel seçimlerinde mutlak çoğunluğu kaybetmesinden sonra çeşitli koalisyon formülleri dillendirilmeye başladı. Uzmanlar iktidarın oy kaybetmesini HDP'nin başarısına bağlıyorlar.
Bu sonuçlar herkes farklı değerlendirebilir, ama büyük bir kesim Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın da sahaya inerek iktidardaki AKP’ye destek istemesi de AKP’yi kurtaramadığı görüşünde hem fikirler.
HDP’nin yüzde 10’luk seçim barajını aşmasıyla ülke siyasetinde tüm dengeler değişti. Meclise girebilen dört partiden AKP, CHP, MHP ve HDP’nin tek başına hükümet kurması mümkün olmadığından Türkiye'de koalisyon hükümeti ya da erken seçime dayalı senaryolar kuvvetlendi.
Meclise giren parti liderlerinin açıklamalarına göre hepsi AKP’li koalisyonlara kapılarını kapatıyor. CHP-MHP ikilisinin kuracağı bir koalisyona ise HDP’nin dışarıdan destek vermesini önerenler çoğunlukta. Bu noktada parti liderlerinin HDP ve MHP'yi ikna edebilmek için bir takım çevreler girişim bile başlattılar. Eğer bu olmazsa AKP ile de hiçbir parti hükümet kurmaya yanaşmazsa meclis başkanının seçilmesini izleyen 45 günle birlikte erken seçim gündeme gelebilir. Bu da Türkiye’de yeni yıldan önce bir erken seçimin yapılması demektir.
Türkiye’de “AKP iktidardan gitti, ekonominin bozulacağına dair söylentiler ortaya atanları elbette var. “Tek parti istikrardır” söylentileri de eğer bir uzlaşı olmazsa öne çıkabilir. Ama toplumumuzun büyük bir kesiminde muhalefet partilerinin akılcı bir şekilde biraraya gelerek hükümet kurma işini çözebileceği görüşünde.
Koalisyon, belirsizlik ve azınlık hükümeti üzerine dayalı tartışmalar bence fazla uzatılmamalı. Belki AKP, bir an önce erken seçime gitmek isteyecektir ama muhalefet de AKP’nin bu isteğini geri çevirme şansına çok sahip. Muhalefetin görevini ve dersini iyi çalışması gerekir.
“Küçük olsun, benim olsun” mantığını bu dört parti ülkenin geleceğini gözlemleyerek bir kenara bırakmalıdır. Özellikle de “Önce ülkem, sonra partim” diyen MHP’nin seçimin akşamında kendisini kurulacak hükümetin dışında tutarak “ana muhalefet partisi” konumunda göstermesi büyük bir yanlışlıktır.
7 Haziran seçimleriyle birlikte Türkiye’de bir normalleşme yolu açılmıştır. İnsanlar bir nebze rahatlamıştır.
Meclise giren 4 partinin acilen biraraya gelip konuşması, uzlaşması lazım. Koalisyon ya da erken seçim meselesiyle Türkiye’nin gerçek meseleleri çok farklıdır. “Eğer 4 lider biraraya gelmezse Türkiye perişan olur” değerlendirmesi yapanların çoğunlukta olduğu bir dönemde, Türkiye’de hukuk, medya, ekonomi, demokratikleşme gibi alanlarda yaşanan sorunların çözümünün ancak yeni kurulacak güçlü bir iktidarla çözümlenebilir.
Kırşehir’de sağduyu insanlarla yapılan sohbetlere bakıyoruz, “Siyasi partiler ve liderleri kendilerini düşünmeyi bıraksınlar, Türkiye’ye baksınlar. Türkiye’nin beklediği uzlaşmadır” değerlendirmesi yapıyor.
Dileğimiz ve arzumuz bir an önce yeni hükümetin kurulması, ülkemizin ve Kırşehir’in çözüm bekleyen sorunlarının ortadan kaldırılmasıdır.
Bunu da şu aşamada bekleyip görmekten başka yapacağımız bir şey yok.
***
Geçtiğimiz hafta AKP’nin seçimlerde neden başarısız çıktığını kendi gözlemlerime göre değerlendirmiş ve bugünkü yazımda MHP’yi ele alacağımı belirtmiştim.
Bunu da burada kısaca değerlendireceğim.
7 Haziran seçimlerinde Kırşehir’de en fazla aday adayının olduğu parti MHP’ydi. Bu aday çokluğu bile MHP’nin seçimde iddialı olacağının bir göstergesiydi.
Birkaçı hariç hepsi birbirinden değerli aday adayları vardı.
Tüm adaylar kimseyi kırmadan, dökmeden kendince partililerine ulaştılar, destek istediler. Yapılan araştırmalar ve değerlendirmeler sonucu MHP’nin milletvekili adayları Genel Merkez’in tercihi ile belirlendi. Hiçbir aday partisine kızmadı, küsmedi, birlik ve beraberlik içinde açıklanan adayların etrafında kenetlendi. Bu gerçekten MHP’nin en büyük kazanımıydı.
Tabi MHP’nin adayları Prof. Dr. Yıldırım Türk ve Vali Mustafa Erkal olarak açıklandıktan sonra gerek MHP içinde bir avuç partili, gerekse diğer partiler bu adaylarla ilgili olur olmaz, gerçek dışı söylemleri ortaya atarak MHP’nin adaylarını zayıf gösterme gayreti içine girdiler.
MHP’de adayların açıklandığı ilk günlerde MHP’nin Kırşehir’de birinci parti, hatta iki milletvekilini kazanacağı görüşleri ortaya atılırken, seçim süresi uzadıkça MHP’deki o heyecan ve birliktelik bir rehavete girince MHP ikinci parti olabildi. Eğer bu seçim süreci biraz daha uzamış olsaydı MHP belki de seçimden bir milletvekili bile kazanamayacaktı.
MHP’liler ve Kırşehirliler “MHP’nin adayları kaliteli ve temiz insanlar. Mesleklerinde en üst üst mevkilere gelmişler. Ama bunlardan siyasetçi olmaz!” diyenler de az değildi.
Çünkü MHP’li adaylar seçmene bol keseden vaadlerde bulunamadılar, yalan ve palavra atamadılar. Gerçekleri söylediler, gerçekleri konuşarak seçmenden oy istediler.
Ama bu millet böyle dürüst ve kaliteli siyasetçi istemiyor ki!
Onlar sigara paketinin üstüne not alıp, sigara bittikten sonra yazılanın çöpe gideceğini bilmesine rağmen “zübük” siyasetçi istiyor.
Zaten bu ülke ve Kırşehir ne çektiyse “zübük” siyasetçilerden çekmedi mi?
Neyse bu “zübük” siyasetçi uzun bir konu. Biz yeniden MHP’ye dönelim.
MHP’de birinci sıra adayı Prof. Dr. Yıldırım Türk partiler üstü bir adaydı. Çünkü her siyasi görüşteki insanın destek vereceği bir isimdi. Adaylığının açıklandığı ilk günlerde kendisiyle görüştüğümde bana söylediği şuydu. “Ben yüzde 50 oy alacağıma inanıyorum. Hedefim Kırşehir’de iki milletvekiliyle Meclis’e gitmek” diyordu. Ama o akademik gözle ve gerçekle baktığı siyasetin hiç de öyle olmadığını ancak siyasete girince öğrenmiş oldu.
O kendine “Oyum senin, senden başka kimseye oy vermeyeceğim” diyen insanların bir poşet makarnaya, yarım ton kömüre oylarını vereceğini sanırım iyi hesap edememişti.
7 Haziran seçimlerinde MHP Kırşehir merkezde oylarını arttırırken, ilçelerde düşürmüştür. Özellikle MHP’nin ikinci sıradaki adayı olan Kamanlı Vali Mustafa Erkal’a Kaman’dan büyük destek verildiği söyleniyordu. Öyle ki hiçbir partide Kamanlı bir aday yoktu. MHP’de bunu iyi değerlendirmişti. Kamanlılar Vali Mustafa Erkal’ı seçmek için AKP’lisi, CHP’lisi oylarını MHP’ye vereceği söylentileri ayyuka çıkmış ve “MHP Kaman’da 12-15 bin oy alacak!” söylentileri kulaktan kulağa yayılıyordu. Buna bir de Kaman Belediye Başkanı Erhan Talu’nun, diğer ilçe belediye başkanları gibi değil, bütün gücüyle çalıştığı eklenince bu sonucun çıkması bekleniyordu. Ama hiç te öyle olmadı. Son bir hafta içinde AKP’liler ne yaptı, ne etti Kaman’da seçmeni ikna etmiş olmalı ki MHP ancak 7 bin civarında oy çıkarabilmişti. Eğer Kaman’da MHP 12-15 bin oy almış olsaydı, Mucur ve Çiçekdağı gibi ilçelerde mevcut oylarını koruyup düşürmemiş olsaydı MHP, son günlerde biraz daha işi sıkı tutup çalışmış olsaydı Yıldırım Türk’ün adaylığının açıklanmasının ardından benimle paylaştığı oy oranıyla seçilmesine, hatta iki milletvekilini MHP’nin almaması için hiçbir neden yoktu.
MHP, Metin Çobanoğlu’ndan bir dönem sonra yine Kırşehir’den milletvekili çıkarmayı bildi. Bu da gösteriyor ki MHP’nin Kırşehir’de potansiyel bir oyu var. Bu oyu her zaman alması için doğru aday, doğru yönetim ve gayretli çalışma gerekiyor.
Umarız MHP bu gerçekleri görür ve bu doğrultuda çalışma yapar. Eğer MHP bunu yapmaz, köhnemiş, yıpranmış insanlarla yürümeye devam eder, partide vitrin değişikliklerine gitmezse kaybeder. Bu da MHP’ye gönül verenleri üzer.

Biraz da gülelim!
Süleyman Demirel'in anlattığı fıkra!
9. Cumhurbaşkanı Demirel'e ülkenin durumu hakkında ne düşündüğü sorulmuş....
Demirel de soruyu yönelten kişiye:
- "Bak sana bunu bir fıkrayla anlatayım da pazar neşesi olsun" demiş.
Demirel'in anlattığı fıkra şu:
Osmanlı döneminde yolsuzlukları ile ünlü karakuşi adında bir kadı varmış. Bir gün karakuşi kadı, bir fırının önünden geçerken burnuna güzel bir koku gelmiş.Vitrinde güveç, içinde nar gibi kızarmış sahibini bekleyen nefis bir ördek var....
Karakuşi kadı, fırıncıya:
- 'Ben bunu aldım' demiş.
Kadıya itiraz edilir mi? Fırıncı hemen ördeği paket yapıp vermiş. Az sonra ördeğin asıl sahibi gelmiş:
- 'Hani bizim ördek?'
Fırıncı boynunu büküp 'uçtu' deyince iş kavgaya dönüşmüş.
Kavga sırasında fırıncı, araya giren bir gayrimüslim müşterinin gözünü çıkarınca korkup kaçmaya başlamış... Gayrimüslim de peşinde kovalıyor...
Bir duvardan atlarken, bilmeden duvarın öteki tarafındaki hamile bir kadının üstüne düşmüş. Kadın, çocuğunu düşürdüğü için, kadının kocası da fırıncının peşine düşmüş. Can havliyle kaçan fırıncının çarpıp devirdiği Yahudi bir vatandaş da kızıp peşlerine takılmış... Sonunda duruma müdahale eden zaptiyeler hepsini yakalayarak karakuşi kadı'nın karşısına çıkarmışlar.
Kadı sırayla sormuş...
Ördeğin sahibi,
- 'Bu adam ördeğimi hiç etti' diye şikâyet etmiş.
Karakuşi kadı, fırıncıya sormuş:
- 'Ne yaptın bu adamın ördeğini?'
Fırıncı 'uçtu' demiş.
Kadı, kara kaplı defterini açmış:
- 'Ördeğin karşısında Tayyar yazılı. Tayyar 'uçar' anlamına gelir. O halde ördeğin uçması suç değil' diyerek, fırıncının ördek işinden beraatına karar vermiş.
Gözü çıkan gayrimüslim vatandaşa sormuş. Onun şikâyetine de kara kaplı defterden bir madde bulmuş:
- 'Her kim, gayrimüslimin iki gözünü çıkara, o müslimin tek gözü çıkarıla...
Davacı:
- 'Benim tek gözüm çıktı. Şimdi ne olacak?' diye sorunca karakuşi kadı:
- 'Şimdi' demiş, 'fırıncı senin öbür gözünü de çıkaracak, biz de onun tek gözünü çıkaracağız. Tabii gayrimüslim şikâyetinden hemen vazgeçmiş, fırıncı bu davadan da beraat etmiş.
Çocuğunu düşüren kadının kocasına da karakuşi kadı:
- 'Tamam' demiş, 'karını vereceksin, bu adam yerine yeni çocuk koyacak.' böyle olunca adam da şikayetini anında geri almış, fırıncı bu davadan da kurtulmuş.
Kadı dönmüş Yahudi'ye:
- 'Senin şikâyetin nedir bre?'
Yahudi bir süre düşündükten sonra ellerini açmış:
- 'Ne diyeyim kadı efendi' demiş, 'adaletinle bin yaşa sen, e mi!'
Demirel bu fıkrayı anlattıktan sonra kendisini dinleyen topluluğa dönerek, kıssadan hisse:
- Ananı "öpen" kadı ise, kimi kime şikâyet edeceksin?.. bugün ülkedeki durum bu! agnadın mı?"

Sevdiğim bir söz!

Korkuyor iken yapabileceğiniz en cesur şey, cesur olduğunuza inanıp bunun doğrultusunda davranmaktır.
Corra Harris