Kırşehirlinin dışarıda olanları da bilme hakkı var

Yerel yayınların ve gazetelerin şehir sınırları dışında herhangi bir haber ve yazı yazamazsın diye yasa var mıdır bilmiyorum. Gazete haberciliğinde “yerel yönetimi eleştiremezsin” diye de bir yasa var mıdır, onu da bilmiyorum.


Peki, şehir haberciliği sadece eleştiri midir? Kesinlikle hayır, ama görünürde öyle olmuyor. Herhangi bir olumsuz uygulamayı yazsan hemen arkanda iri kıyım bir yiğit gelir “ulan sen başkandan iyi mi biliyorsun noktana virgülüne dikkat et!” der.
Evet, bu gibi uyarıları bende dâhil alan arkadaşlar var. Yaşar Bahçeci’nin ikinci devresi ve çokta güzel hizmetler getirdi. Peki hiç mi yanlışı ve eleştirecek çalışması yok? Etrafında pohpohçuluk yapanlar için yok.
Bu durumu kendisini yetkili sanan birine aktardığımda “Ne yani başkanını korumasın mı?” sözleriyle karşılaştım.
Peki, şimdi herkesin bilip ve gördüğü sorunun bir tanesine değinelim. Yağmur yağınca nedir Ankara Caddesi’nin hali? Hemen cevap basit, rögar tıkanıyor! Çözüm ne, çok basit, tıkanmayacak şekilde yapacaksın.
Kaldırımlar ne işe yarar, cevap çok basit, yayaların kullanımına yarar. Öyle midir çık da gör, dükkân sahiplerinin açık satış tezgâhı.
Pazarda halkı aldatmak serbest mi? İki kilo domates al da gör.
Elbet plansız ve düzensiz yapılaşmanın sorunu ve yanlışı olacaktır. Yanlışları yazarak yetkililere duyurmak, gazeteciliğin asli görevi ve aynı zamanda karşılıksız bir hizmettir. Kırşehir’de de bu böyle midir değildir?
Kamu hizmetinde görev yapmak isteyen kişilerin, sinirlerine hâkim olması gerekir ve eleştiriyi, eğitici ve uyarıcı olarak kabul etmesi lazımdır. Eleştiriye kapalı olan toplum veya kurum kendisini yenileyemez.
Kırşehir’in değil Türkiye’nin birçok şehrinde problem olan park sorunu var. Bu sorun diğer ülkelerin de var. Fakat oralarda halktan kurulan bir komisyon oluşturulur, trafik konusunda değil çözümlenecek her konuda halkla beraber çalışılır, böyle bir çalışmanın içerisinde ben de bulundum, hem de dünyanın en büyük şehirlerinden birisinde.
12 kişi idik ve kısa bir sürede bazı konular çözüme kavuştu. Bu konuyu ele almak ve yardımcı olmak için çok kapı çaldım. Maalesef hiç ilgi duyan olmadı. Bilakis bazen azarlandım, evet azarlandım.
Demir beye sorarım söyler misiniz ne yazalım? Kaderine bırakılan ve her gelenin soyup kaçtığı Karakurt Kaplıcalarının durumunu mu yazalım?
Şehrin yanlış yapılanmayla yangın anında yangın yerine ulaşamayan itfaiyelerin durumunu mu yazalım?
Kayıtlı 120 bin kayıtsız 150 bin nüfuslu ve 50 binden fazla kayıtlı arabası olan şehirde park sorununu kimin soracağını mı yazalım?
Kırşehir’in sorunlarını yazmaya ne kâğıt yeter, ne de zaman. Ama görünen sorunları da lütfen hep beraber görelim.
Birinci Dünya harbi kargaşasında egemen güçlerin sarhoş komutanlarının cetvelle çizdiği Ortadoğu haritasının zamanla pek te hakkaniyetli bir çizim olmadığı anlaşılmaya başladığı zaman, ufak tefek itiş kakışlardan sonra İsrail’in İkinci Dünya harbinden sonra bölgeye intikaline takiben sesli ve gürültülü bir dalaş başlamış ve diğer etnik guruplarında milliyetçilik duyguları ve mezhep ayrımcılığının kaşınarak doruğa ulaştığı veya özel olarak ulaştırıldığı tarihten sonra, büyük çatışmalarda kaçınılmaz düzeye gelmiştir.
Osmanlı’yı tek casus yardımıyla çıkarmayı başaran İngiliz, acaba neden burada biraz geç kalmış derken, yerine temsilci olarak Amerika’yı soktuğu ve oğlunun arkasına sığındığı görülüyor.
Son gelişmeler ve teknoloji alanında atılım yapan Asya ve Avrupa’da ağırlığını belirgin şekilde hissettiren Rusya ile arayı açmamak için, alanda görünmeyi istememektedir. Meydanda biraz boş kalan ve arkasına İran’ı da alan Rusya, uzun menzilli füzeleriyle göz kamaştırıcı showlar yaparken, bölgede özellikle etnik temizliğine önem verdikleri Türkmen gurupların gözyaşları ve kanlarıyla Suriye topraklarını sulamaya devam ediyor.
Çaresizlik ve hiçbir şey yapamama, sınır komşusu olmasına rağmen Türkiye’nin, oluşan krizi çözüm masasında dışlanması, gerçeklerin laf salatasıyla kamufle edilemeyeceğini bir kere daha göstermiştir. Avrupa’da Alman ve İngiliz rekabeti Ortadoğu’ya taşınmamış gibi görünse de, gizli gizli üstünlük taslama ve İngiliz’in Avrupa Birliği’nde kalıp kalmamasını referanduma götürme isteğini mırıldanması bu rekabetin tehditvari bir ifadeyle devam ettiğini gösteriyor.
Fransızlarla tarihi bir sömürü komşusu olması ve kovanında çıkartılan intihar bombacılarının, Fransa’da ses vermesi kendi sınırları içerisine taşınmasında sabotajcı İngilizleri korkutuyor olmalı.
Afrika’da Amerika ve Fransız rekabeti, yerli halkın bu rekabetin içine çekilmesiyle, Mali’de gelişen olayların, kendileri için bu bölgenin pekte güvenilir olmaktan çıkmışa benzediğinin paniğine kapılmaları görünür oldu.
Afrika’nın fakir ülkelerinde yeraltı kaynaklarının henüz işletmeye açılmayışı, faşizmin ülkelerin kursaklarını kabartsa da paylaşım konusunda henüz anlaşamadıkları görülüyor. İngilizlerle Fransızların istihbarat aktarımında beraber çalışma anlaşması, hırsızlıkla iç edilen paraların paylaşımında henüz anlaşamadıkları kesin. Libya misali acaba ani bir baskına mı hazırlanıyorlar?
Ortadoğu hâkimiyetinin kim olacağı belli olmadan, müdahale ve hırsızlık ortaklığı rizikolu bu rizikoyu kimse göze alamıyor. İstihbarat konusunda anlaşmaları, herkes kendi kolonisinde (yani sömürgesinde) kendi dilinin eğitimini verdiği için, bilgi alışverişinde hata yapmamaya özen gösterilişin tedbiri idi yapılan anlaşma.
Bölgede adeta burnumuzun dibine kadar sokulan ve zaman zaman sınır ihlali ederek cav sıyırtan Rus hava kuvvetlerine ait bir savaş uçağı, Türkiye sınırları içerisinde havada bir Türk roketine çarparak intihar etmeyi tercih etmiştir. Temennimiz odur ki bu olay bir krize dönüşmez ve bundan sonrada coğrafyanın acemisi olduğu belli olan Rus pilotlarının da virajı çok olan alanda biraz daha dikkatli olmaları tavsiye edilir.
Düşürülen uçaktan sonra Rusya’nın tehditkâr açıklamalarına karşı, yıllardır NATO’nun ağırlığını çeken Türkiye’yi, müttefikleri gayet cılız beyanatlarla nasıl yalnız bırakacaklarının işaretini veriyorlar. Bu olay durulup ortalık sakinleşince, Türkiye’nin açık ve kesin olarak NATO ortaklığını ciddi bir şekilde yorumlaması gereklidir.
Türkiye’nin Suriye ile olan kontrolü hayli imkânsız olan uzun sınırlarının, değişik aşiretlerin sık sık ihlal ettiği ve her erken kalkan ağanın egemenlik ilan ederek sözüm ona devlet kurduğunu açıklayan gurupları resmen desteklemesi ve hatta onlara silah ve mühimmat temin etmesi bunu da açıklamaktan hiç çekinmemesi, ne kadar dostumuz olduğunun işareti değil mi?
Bizim bu Hıristiyan gurubun neresinde yer alıp almayacağımızın açıklığa kavuşturulması, Türkiye’nin bekası için şarttır ve zorunludur.