Psikolog Fethiye Yeltırak ve Uzman Psikoterapist Begüm Yiğiter, mesleklerini 13 yıldır sürdürüyor. Kırşehir’de ise 3 yıldır BEFE Psikoloji çatısı altında hizmet veriyorlar. Birlikte çalışmaktan büyük keyif aldıklarını belirten ikili, “İnsanlara dokunabilmek ve onların hayatında olumlu değişimler yaratabilmek bizim için en büyük mutluluk” sözleriyle mesleklerine olan sevgilerini dile getirdi.
BEFE Psikoloji’nin kuruluş amacının, özellikle kadınlara “yapabilmenin ve dinamik kalabilmenin” önemini aktarabilmek olduğunu vurgulayan uzmanlar, akran zorbalığında ailelerin tutumunun belirleyici olduğunu ifade ettiler. Çocukların yaşadığı zorbalık karşısında ailelerin doğru yaklaşım sergilemesinin, hem bireysel hem de toplumsal açıdan büyük önem taşıdığına dikkat çektiler.
Biz de Çiğdem Gazetesi olarak, akran zorbalığına karşı farkındalık yaratmayı hedefleyen bu değerli röportajı sizlerle buluşturuyoruz.
“Akran zorbalığı çocukların ve ailelerin hayatını kuşatıyor”
Uzman Psikoterapist Begüm Yiğiter, akran zorbalığının kasıtlı, sürekli ve güç dengesizliği üzerine kurulu bir süreç olduğuna dikkat çekti. Yiğiter, “Akran zorbalığının türleri fiziksel, sözel, dijital ve sosyal olarak çeşitleniyor. Bu durum çocukların hayatını fazlasıyla zorlayan bir süreçtir. Hem okul ortamlarında hem de aile yaşantısında dikkatle ele alınması gereken önemli bir konudur” dedi.
Psikolog Fethiye Yeltırak ise akran zorbalığının yalnızca okulda yaşanan bir sorun olmadığını vurguladı. “Çoğu zaman sadece teneffüslerde ya da okulda gerçekleşen bir olay gibi düşünülüyor. Oysa bu durum çocuğun ve ailenin tüm hayatına sirayet ediyor. Özellikle siber zorbalık, çocuğun ve ailenin yaşamını 24 saat boyunca etkisi altına alıyor” ifadelerini kullandı.
Psikoterapist Yiğiter, ebeveynlerin tutum ve tutarlılık noktasında kontrolü sağlamasının aslında kolay olduğunu belirterek, “Teknolojiyi tamamen hayatımızdan çıkarmak yerine, içerik anlamında ebeveyn kontrolüyle verimli kullanmak çok daha doğru. Bu şekilde üzücü haberlerle karşılaşma ihtimalimiz ciddi oranda azalır” dedi.
Yiğiter, ebeveynlerin yaklaşım ve hayata bakış açısının süreci zorlaştırdığını vurgularken, çocukların dijital kullanımında dengeli ve bilinçli bir sistemin kurulmasının önemine dikkat çekti.
Psikolog Yeltırak ise zorbalığın bulaşıcı etkisine değindi: “Çocuklar duydukları veya gördükleri zorbalık davranışlarından cesaret alabiliyor. Okullarda bir çocuğun yaptığı davranışı başka bir çocuk tekrar ederek kendini güç gösterisiyle ifade edebiliyor.”
Yeltırak ayrıca, aile içinde çocuğun duygularını yeterince ifade edememesi, empati eksikliği ve anlaşılmama hissinin zorbalık davranışlarını tetiklediğini belirtti. “Çocuk kendini ilk duyulduğu ortamda göstermek istiyor. Maalesef bu da çoğu zaman başkalarına zarar vererek oluyor. Burada okulların tutumları da kritik bir rol oynuyor” diye konuştu.
“Helikopter ebeveynlik çocuğun öz benliğini zedeliyor”
Uzman Psikoterapist Begüm Yiğiter, ebeveyn tutumlarının çocuk gelişiminde belirleyici bir rol oynadığını vurguladı. Bebeğin istenilip istenilmemesi bile çocuğun kişiliğini etkiliyor. Yiğiter:” Çocukların üzerindeki ilginin odağı ya da çocuklara yetebilme, iyi ebeveyn rolü olabilme, iyi anne baba, iyi öğretmen, iyi bir çocuk yetiştirebilmek adına akademik anlamda da farkında olmadan bir bakıyoruz, baskıcı ebeveyn tutumunu uyguluyoruz. Orada bir otorite var ve bu otorite aslında çocuğun kendisini aşırı derecede sıkan, daraltan ve bunaltan bir ebeveyn örgünde oluyor. Daha sonra ihmal edilen, mesela şöyle söyleyeyim, anne baba çok çalışıyordur ya da anne babanın çocuğun harcında fazlasıyla ilgilenmesi gereken bir durum vardır. Ya da hakikaten çocuğa yüklediği anlam, değer kavramında olumsuz bir anlam yüklediği için orada ihmal edilen bir çocuk vardır. Çocuk görülmüyor, duyulmuyor, anlaşılmıyor. İşte o zamanda ihmal edilmiş bir pozisyonda kendi varlığını, kendi bütünlüğünü kendi kendine toparlamaya çalışıyor.” İfadelerini kullandı.

Yiğiter, “Çocuk gelişimi zincirleme bir süreçtir. Bir halka eksik kaldığında sonraki dönemlerde ciddi zorluklar yaşanır. Güven duygusu aileden gelir; güvenin olmadığı yerde sevgi ve ait olma hissi de zayıflar” dedi.
Yiğiter, sık karşılaşılan ebeveyn tutumlarını da sıraladı:
- Baskıcı ebeveyn tutumu: Çocuğun üzerinde otorite kurarak aşırı baskı oluşturur.
- İhmal eden ebeveyn tutumu: Çocuğun görülmediği, duyulmadığı ve anlaşılmadığı bir ortam yaratır.
- Aşırı koruyucu ebeveyn tutumu: Çocuğun sorumluluk almasına izin vermez, öz saygısını zedeler.
- Helikopter ebeveyn tutumu: Hem baskı hem koruma hem de ihmalin bir arada görüldüğü yeni bir ebeveyn modeli. Çocuktan minimum destekle maksimum verim beklenir.
Yiğiter, özellikle helikopter ebeveynliğin çağımızda giderek arttığını belirterek, “2026 çağındayız ve çocuk diyor ki anne baba benim tablete ihtiyacım var hemen alınıyor. Bilgisayara ihtiyacım var hemen alınıyor. Ya da akran zorbalığına değinecek olursak bu ebeveyn tutumunda, okulda bir problem yaşıyor. Oradaki baş etme yöntemini öğretmek yerine aile çocuktan önce okul idaresine gidiyor. Biz okulda, serviste, sosyal ilişkilerinde yaşadığı problemde şunu gözlemlemeyi isteriz. Çocuğun baş etme yöntemlerini öğrenmesine fırsat verilmeden sorunları ebeveynler üstleniyor. Ebeveynler her istediğini yapıyorum, en başarılı sen olmasın diyor. Orada beklentiler arttıkça çocuk kendini baskı altında hissediyor. Bu da çocuğun öz benliğinde ciddi zedelenmelere yol açıyor. Mükemmelliğe odaklanmak yerine anı yaşamak ve dengeyi korumak çok daha sağlıklı” ifadelerini kullandı.
Akran zorbalığı sonrası aile tutumları nasıl olmalı?
Psikolog Fethiye Yeltırak, akran zorbalığının ardından ailelerin tutumlarının sürecin yönetiminde kritik rol oynadığını vurguladı. Yeltırak, çocukları “zorba” ya da “mağdur” olarak etiketlemenin doğru olmadığını belirterek, “Etiketler yerine ebeveynlerin tutumlarıyla süreci doğru yönetmek gerekir” dedi.
Yeltırak, zorbalığa uğrayan çocukların ailelerinin sıklıkla “bir şey olmaz, boşver” gibi tepkiler verdiğini, bunun da çocukların içine kapanmasına yol açtığını ifade etti. “Çocuğun kendini ifade edebilmesine alan açmak gerekiyor. Ne hissettiğini, bu durumun ona ne hissettirdiğini ve ne olmasını istediğini anlatabilmesi çok önemli” diye konuştu.
Zorbalığa uğrayan çocuk için öneriler:
- Çocuğun duygularını ifade etmesine fırsat verilmeli.
- Aile, uç noktalarda tepkilerden kaçınmalı.
- Çocuğun dinlenildiğini hissetmesi sağlanmalı.
Yeltırak ayrıca, zorbalık yapan çocukların ailelerinin tutumunun da en az mağdur çocuk kadar önemli olduğunu belirtti. “Genelde aileler ‘benim çocuğum yapmaz’ diyerek süreci kapatıyor. Bu en sıkıntılı davranış kalıbıdır. Çocuğu toplum içinde cezalandırmak ya da rencide etmek, onun gücünü başka yollarla göstermesine neden olur” dedi.
Zorbalık yapan çocuk için öneriler:
- Aile, çocuğu toplum içinde rencide etmekten kaçınmalı.
- Çocuğa “Biz senin için ne yapabiliriz?” sorusu yöneltilmeli.
- Süreç ebeveyn ve çocuk arasında izole bir şekilde ele alınmalı.
Yeltırak, özellikle küçük şehirlerde ailelerin “bizim ismimiz var, bizi rezil edemezsin” yaklaşımının çocukları uç noktalara ittiğini belirterek, “Doğru iletişim ve empati, hem zorbalığa uğrayan hem de zorbalık yapan çocuk için en kritik adımdır” ifadelerini kullandı.
“Çocukla çalışırken aslında asıl çalışmamız gereken kişi ebeveynler oluyor”
Uzman Psikoterapist Begüm Yiğiter ve Psikolog Fethiye Yeltırak, akran zorbalığı sonrası ailelerin tutumlarının sürecin yönetiminde belirleyici olduğunu vurguladı.
Yiğiter, ebeveynlerin kendi geçmiş yaşantılarındaki eksiklikleri çocukları üzerinden gidermeye çalıştıklarını belirterek, “Bazen ebeveynler kendi hayatlarında yapamadıkları davranışları çocuklarına yükleyebiliyor. Kurslardan kurslara göndermek gibi… Ancak burada önemli olan çocuğun isteği ve yeteneği. Çocukla çalışırken aslında asıl çalışmamız gereken kişi ebeveynler oluyor” dedi. Fethiye Yeltırak ile süpervizyonluk ile süreçleri yönettiklerini söyledi.
Yeltırak ise sürecin yalnızca çocuk üzerinden yürütülmesinin yanlış olduğunu vurguladı: “Çocuğu ‘sen sorunlusun, önce seni halledelim’ diyerek terapiye getirmek vicdan rahatlatması gibi oluyor. Biz ebeveynleri de terapi odasına alıyoruz ki sürecin ortak bir sorumluluk olduğunu fark etsinler.” Yeltırak, ceza yaklaşımının süreci besleyen en büyük etkenlerden biri olduğunu belirterek, “Ceza sadece o anlık zorbalığı bastırır, iyileştirmez. Çocuğun cezalandırılması yerine doğru yaptırımlar uygulanmalı” dedi.
Yiğiter ise yaptırımın önemine dikkat çekti: “Yaptırım, sorumluluklarını yerine getirmeyen çocuğun hoşlandığı şeylerden alıkonulmasıdır. Ancak bu yaptırımın uyumlu olması gerekir. Anne ve baba aynı evdeyse tutum ve tutarlılık noktasında hemfikir olmalı. Çocuk, ebeveynlerin ortak tavrını gördüğünde davranış değişikliği daha sağlıklı gerçekleşir.”
Akran zorbalığı çok küçük yaşlarda başlıyor!
Fethiye Yeltırak, seanslarda en sık karşılaşılan sorunlardan birinin aile içindeki tutarsızlık olduğunu belirterek, “Anne-babanın uyumlu olmasının yanı sıra büyük ebeveynlerin sürece dahil olması sistemi daha da karmaşık hale getiriyor. Çocuk, ‘sizi babaanneme şikayet ederim’ gibi ifadelerle bu durumu kendi lehine kullanabiliyor. Oysa tutum ve tutarlılık, çocuğun psikolojik sağlığı açısından kritik bir öneme sahip” dedi.
Yiğiter ise çocuklarla çalışmanın yetişkinlere oranla farklı teknikler gerektirdiğini vurguladı: “Çocuklar soyut düşünme ve neden-sonuç ilişkisi kurmakta zorluk yaşar. Bu nedenle terapi sürecinde farklı yöntemler kullanıyoruz. Son dönemde kaygı çalışmaları daha fazla öne çıkıyor. Kaygı sadece sınavlarla sınırlı değil; çocuklar birçok konuda kaygı yaşayabiliyor. Erkek çocuklarda oran daha fazla gözleniyor.”
Fethiye Yeltırak, zorbalığın çok küçük yaşlarda başladığını belirterek, “İlkokuldan hatta anaokulundan itibaren akran zorbalığına rastlıyoruz. Serviste, sınıfta, oyun alanlarında çocuklar birbirlerine sözlü ya da davranışsal olarak zorbalık yapabiliyor. Bu durum lise ve daha büyük yaş gruplarında da devam ediyor. Yani akran zorbalığının yaşı yok” dedi.
Yeltırak, özellikle kabul görme ihtiyacının ve sanal arkadaşlıkların siber zorbalığı artırdığını vurguladı: “Online arkadaşlıklar çok arttı. Fotoğraf gönderimi, tehditler ve çocukların ailelerine açılamaması süreci daha da zorlaştırıyor. Bu noktada okul psikolojik danışmanlarının ve öğretmenlerin rolü çok önemli. Çocuklara ulaşılabilir olmak, onları dinlemek ve desteklemek kritik.”
Yiğiter ise çözüm önerisi olarak çocuğun öz benliğini güçlendirmeye dikkat çekti: “Çocuğun kendini sevebilmesi, kendi eksiklikleriyle ve tamamladıklarıyla varlığını kabul edebilmesi çok kıymetli. Özgüven, özbenlik ve özsaygı temelleri sağlam olduğunda çocuk dış görünüşüyle alay edilse bile kendini koruyabilir. Bu benliğin oturması ilerleyen süreçte yetişkinlikte göstereceği davranışları da olumlu yönde etkiler.” Diyerek sözlerine son verdi.




