Tarih sahnesinin en köklü topluluklarından biri olan Türkler, İslamiyet'i kabul etmeden önce uzun yüzyıllar boyunca Gök Tanrı inancı ve çeşitli şamanik geleneklerle şekillenen bir kültürel hayat sürdürdü. 8'inci yüzyıldan itibaren başlayan İslamlaşma süreciyle birlikte inanç sistemi değişse de, eski dönemlerden miras kalan pek çok gelenek toplum hafızasında yaşamaya devam etti. İşte çoğu kişinin kökenini bilmeden sürdürdüğü bazı gelenekler...
1.Mezar Taşları ve Türbe Kültürü

Araştırmacılara göre Anadolu'da mezarların taşlarla işaretlenmesi ve bu taşların çeşitli motiflerle süslenmesi, eski Türklerin ölüm ve atalara saygı anlayışının izlerini taşımaktadır. Özellikle toplumda saygı duyulan kişilerin kabirlerinin ziyaret edilmesi, onlardan manevi yardım beklenmesi ve mezarlarının kutsal kabul edilmesi, eski dönemlerden günümüze ulaşan kültürel unsurlar arasında gösterilmektedir.
2.Dilek Tutma Geleneği
Bir dileğin gerçekleşmesi için belirli ritüeller gerçekleştirmek, Türk halk kültüründe oldukça yaygın bir uygulama. Eski Türk inanışlarında doğadaki görünmez güçlerin ve ruhların insan yaşamına etki ettiğine inanıldığı için, dileklerin bu varlıklar aracılığıyla gerçekleşebileceği düşünülürdü.
3.Nazar İnancı
Anadolu'nun en yaygın halk inanışlarından biri olan nazar, bazı kişilerin bakışlarının olumsuz enerji taşıdığı düşüncesine dayanıyor. Bu nedenle nazar boncuğu, göz boncuğu veya çeşitli koruyucu semboller kullanılıyor. Uzmanlar, kötü enerjiden korunma amacı taşıyan bu uygulamaların kökeninin eski Türklerin ruhlar ve görünmeyen güçlerle ilgili inançlarına kadar uzandığını belirtiyor.
4.Kilim ve Halılardaki Semboller

Bugün Anadolu'nun birçok bölgesinde dokunan halı ve kilimlerde görülen yılan, akrep, kurt, koç boynuzu ve çeşitli geometrik motiflerin yalnızca süsleme amacı taşımadığı düşünülüyor. Eski Türk topluluklarında bu sembollerin koruyucu güç taşıdığına ve insanları kötülüklerden uzak tuttuğuna inanılıyordu. Bu nedenle söz konusu motifler, kültürel hafızanın önemli parçaları olarak günümüze kadar ulaştı.
5.Su İçerken Başın Desteklenmesi
Yaşlı kuşaklarda sıkça rastlanan, su içerken başın elle tutulması geleneği de eski Türk inanışlarıyla ilişkilendiriliyor. Halk arasında "aklın baştan gitmemesi" veya kişinin manevi bütünlüğünü koruması amacıyla uygulandığına dair anlatılar bulunuyor.
6.Yolcu Uğurlarken Arkasından Su Dökülmesi
Anadolu'da hâlâ sürdürülen en yaygın geleneklerden biri de yolcu uğurlarken arkasından su dökmek. Su; bereketin, temizliğin ve yaşamın sembolü olarak görülüyor. Yolculuğun su gibi akıp gitmesi ve kişinin sağ salim geri dönmesi temennisiyle yapılan bu uygulamanın kökeni, eski Türklerin suya yüklediği kutsallık anlayışına dayandırılıyor.
7.Türbelere ve Ağaçlara Bez Bağlamak
Dilek ağacı olarak bilinen ağaçlara bez veya çaput bağlama geleneği, Anadolu'nun birçok bölgesinde hâlâ yaşatılıyor. Eski Türk inanç sisteminde ağaçlar yaşamın, bereketin ve gökle yer arasındaki bağın sembolü olarak kabul ediliyordu. Doğadaki her varlığın bir ruh taşıdığı düşüncesi doğrultusunda gerçekleştirilen bu uygulama günümüze kadar ulaşmış durumda.
8.Tahtaya Vurmak
Kötü bir olaydan söz ettikten sonra tahtaya vurmak bugün hâlâ birçok kişinin refleks hâline gelmiş durumda. Bazı araştırmacılar bu davranışın, eski Türklerin ormanlarda yaşadığına inanılan kötü ruhları uzaklaştırmak amacıyla ağaçlara vurarak çıkardıkları seslerden kaynaklandığını ifade ediyor.
9.Ölünün Ardından Belirli Günlerde Toplanmak
Vefat eden kişinin ardından 7'nci, 40'ıncı veya 52'nci günlerde düzenlenen mevlitler ve anma toplantıları, eski Türk ölüm ritüelleriyle ilişkilendirilen gelenekler arasında yer alıyor. Eski inanışlara göre ruhun bedenden tamamen ayrılması belirli bir zaman alıyordu. Bu süreç boyunca yapılan törenlerin hem ölen kişinin ruhuna hem de geride kalanlara destek sağladığı düşünülüyordu.
10.Loğusa Kadınlara Kırmızı Kurdele Takılması
Yeni doğum yapan annelerin başına veya bebeğin beşiğine kırmızı kurdele bağlanması da Anadolu'da yaygın şekilde sürdürülen geleneklerden biri. Eski Türk inançlarında kırmızı rengin koruyucu güce sahip olduğuna inanılıyor, anne ve bebeğin kötü varlıklardan korunması amacıyla kullanılıyordu. Günümüzde "al basması" olarak bilinen halk inanışıyla birlikte bu gelenek yaşamaya devam ediyor.
11.Kırk Çıkarma
Yeni doğan bebek ve annenin doğumdan sonraki ilk 40 gün boyunca özel bir koruma altında tutulması gerektiği düşüncesi, Türk halk kültüründe önemli bir yer tutuyor. Bu süre boyunca anne ve bebeğin yalnız bırakılmaması, belirli kurallara uyulması ve kırkıncı günün sonunda özel bir banyo ritüeli gerçekleştirilmesi Anadolu'nun pek çok bölgesinde hâlâ sürdürülüyor. Araştırmacılara göre "kırk" sayısı eski Türk inanışlarında kutsal kabul edilen sayılardan biriydi. İnsan yaşamındaki önemli geçiş dönemlerinin belirli sürelerle tamamlandığına inanılıyor, özellikle doğum ve ölüm gibi olaylarda kırk günlük süreçler büyük önem taşıyordu.
12.Ateşten Atlamak
Özellikle Nevruz kutlamalarında görülen ateş üzerinden atlama geleneği, Türklerin en eski ritüellerinden biri olarak kabul ediliyor. Eski Türk topluluklarında ateş yalnızca bir ısınma aracı değil, aynı zamanda temizleyici ve koruyucu bir güç olarak görülüyordu. Kötülüklerin, hastalıkların ve uğursuzlukların ateş aracılığıyla yok olacağına inanılırdı.




