Cumhuriyet'in 13. yıldönümü olan 29 Ekim 1936'da Kırşehir'in tek gazetesi olan “Kırşehir” Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla 8 sayfalık özel bir sayı çıkarmıştı
[caption id="attachment_15097" align="alignnone" width="650"]
1930 yılının ilk yarısında Kale'den çekilen resmin sol gerisindeki minare Ahi Evran Camii'ne ait. Sağ alttaki boşlukta Halkevi yapılmaya başlanmış. Ortada en gerideki iki katlı bina ise o zaman Gazi İlkokulu adını taşıyan, 80'li yıllarda yıkılan Cumhuriyet İlkokulu[/caption]Türk milleti! Kurtuluş Savaşı'na başladığımızın onbeşinci yılındayız. Bugün Cumhuriyetimizin onuncu yılını doldurduğu en büyük bayramdır. Kutlu olsun!
Şu anda büyük Türk milletinin bir ferdi olarak bu kutlu güne kavuşmanın en derin sevinci ve heyecanı içindeyim.
Yurttaşlarım! Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti'dir. Bundaki muvaffakiyeti Türk milletinin ve onun değerli ordusunun bir ve beraber olarak azimkârane yürümesine borçluyuz. Fakat yaptıklarımızı asla kâfi göremeyiz; çünkü daha çok ve daha büyük işler yapmak mecburiyetinde ve azmindeyiz.
Yurdumuzu dünyanın en mâmur ve en medenî memleketleri seviyesine çıkaracağız. Milletimizi en geniş, refah, vasıta ve kaynaklarına sahip kılacağız. Millî kültürümüzü muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız. Bunun için bizce zaman ölçüsü geçmiş asırların gevşetici zihniyetine göre değil, asrımızın sür'at ve hareket mefhumuna göre düşünülmelidir. Geçen zamana nisbetle daha çok çalışacağız, daha az zamanda daha büyük işler başaracağız. Bunda da muvaffak olacağımıza şüphem yoktur.
Çünkü Türk milletinin karakteri yüksektir; Türk milleti çalışkandır; Türk milleti zekidir. Çünkü Türk milleti millî birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir. Ve çünkü Türk milletinin yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda elinde ve kafasında tuttuğu meş'ale müsbet ilimdir. Şunu da ehemmiyetle tebârüz ettirmeliyim ki yüksek bir insan cemiyeti olan Türk milletinin tarihî bir vasfı da güzel san'atları sevmek ve onda yükselmektir. Bunun içindir ki milletimizin yüksek karakterini, yorulmaz çalışkanlığını, fıtrî zekâsını, ilme bağlılığını, güzel san'atlara sevgisini ve millî birlik duygusunu mütemadiyen ve her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek inkişaf ettirmek millî ülkümüzdür. Türk milletine çok yakışan bu ülkü onu bütün beşeriyette hakikî huzurun temini yolunda kendine düşen medenî vazifeyi yapmakta muvaffak kılacaktır.
Büyük Türk milleti!
Onbeş yıldan beri giriştiğimiz işlerde muvaffakiyet vaadeden çok sözlerimi işittin. Bahtiyarım ki bu sözlerimin hiçbirinde milletimin hakkımdaki itimadını sarsacak bir isabetsizliğe uğramadım. Bugün aynı iman ve kat'iyetle söylüyorum ki millî ülküye tam bir bütünlükle yürümekte olan Türk milletinin büyük millet olduğunu bütün medenî âlem az zamanda bir kere daha tanıyacaktır. Asla şüphem yoktur ki Türklüğün unutulmuş büyük medenî vasfı ve büyük medenî kabiliyeti bundan sonraki inkişafı ile âtinin yüksek medeniyet ufkundan yeni bir güneş gibi doğacaktır.
Türk milleti! Ebediyete akıp giden her on senede bu büyük millet bayramını daha büyük şereflerle, saadetlerle, huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim.
Ne mutlu Türk'üm diyene!
ESKİ BAYRAMLAR MİLLİ MÜCADELE RUHUYLA KUTLANIRDI
Kurduğu Cumhuriyet'in 10'uncu yıldönümünde henüz Atatürk soyadını almamış olan Mustafa Kemal Türk Gençliğine Hitabe gibi dünyada hitabet örneklerinin arasına girmiş olan 10'uncu Yıl Nutku'nda mensubu olmakla iftihar ettiği ve çok güvendiği Türk milletine böyle seslenmişti. Dünya tarihinde gençliğine ve milletine sarsılmaz güvenini böylesine veciz bir şekilde dile getiren lidere az rastlanmıştır.
Çocukluğumdan hatırlıyorum, eski Cumhuriyet bayramları muhteşem etkinliklerle coşkunca kutlanırdı. Vatandaşlar millî duygularla dolup taşar, Millî Mücadele yıllarının heyecanını o gün topyekûn yeniden yaşardı. Kutlama hazırlıklarına günler öncesinden başlanırdı. Şehrin çeşitli yerlerine taklar kurulur, halk kürsüleri konulurdu. Başta okullar olmak üzere tüm resmî ve yarı resmî kurum ve kuruluşlar, dükkânlar ve evler bayraklar, vecizeler, çiçekler ve ağaç dallarıyla donatılırdı. Herkes en güzel elbiselerini giyer, yaşlılar ve kadınlar çoluk çocuk erkenden bayram yerine koşarlardı. Daire müdürleri tam tekmil kutlamalarda hazır bulunurlardı. Esnaf ve sanatkârlar mesleklerini temsil edecek şekilde donattıkları araçlarla geçit törenine katılırlardı. Kutlamalar gün boyu sürerdi. Gece fener alayı yapılır, Halkevi salonunda balo düzenlenir, halka müsamere verilirdi. Atatürk'ün sağlığında ve Mithat Saylam'ın valiliği sırasında Kırşehir'de kutlanan Cumhuriyet bayramlarıyla ilgili elimizdeki tek belge Kırşehir'in tek gazetesi olan ve Özel İdarece kendine ait matbaada çıkarılan 29 Birinci Teşrin (Ekim) 1936 ve 15 İkinci Teşrin (Kasım) 1936 tarihli “Kırşehir” gazeteleridir.

Cumhuriyet'in 13. yıldönümü olan 29 Ekim 1936'da Kırşehir'in tek gazetesi olan “Kırşehir” Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla 8 sayfalık özel bir sayı çıkarmıştı
“KIRŞEHİR” GAZETESİ ÖZEL SAYI ÇIKARDI
29 Birinci Teşrin 1336 tarihini taşıyan 469 sayılı “Kırşehir” gazetesinin sekiz sayfalık Cumhuriyet Bayramı özel sayısının ilk sayfasında Atatürk'ün ressam Süreyya tarafından yapılmış, süslü kırmızı çerçeve içinde mavi profil resmi, altında da Cumhuriyet'e ve Atatürk'e yönelik inanç ve heyecan dolu şu sözler yer almıştı:
“Bugün gözü ışıltılı, göğsü imanlı, alnı dik bir millet coşkun bir heyecan içinde bayram yapıyor. Bu bayram, bu sevinç varlığına, tarihine, hayatına kavuşan bir ulus için en kutsal bir haktır.
“Büyük Atamız! Cumhuriyet güneşinin aydınlattığı mes'ut bir varlığa doğru adım adım yükselen Kırşehir halkı ve onun dili, duygusu ve düşüncesi olan gazetemiz size en derin saygılarını sunar. “Yurdumuza, budunumuza uçsuz bucaksız saadetler, yücelikler dileriz.”
“Kırşehir” gazetesinin Cumhuriyet Bayramı özel sayısında Cumhuriyet'le ilgili yazı ve şiirler şöyle sıralanıyordu:
Gazetenin direktörü Cevat Hakkı Tarım'ın “Cumhuriyet ve Kültür” başyazısı. Oğuz Özdeş'in “Kamâlizm'in XIII. Yılı Münasebetiyle” yazısı ve “Güzel Kırşehir”e şiiri. Kırşehir'in Cumhuriyet dönemindeki ilk yıllarına ilişkin bir değerlendirme yazısı. Çiçekdağlı ortaokul öğrencisi Osman Aktürk'ün “Arkadaş” şiiri. “Cumhuriyet Bayramı hazırlıkları” haberi.
Ayrıca bayram nedeniyle bugün hepsi birer tarihî değer taşıyan şu resimler de sayfalara serpiştirilmişti (Resim altlarındaki açıklamalar aynen alınmıştır):
“Kırşehir'de ilk beton köprü”, “Kırşehir gençliğinin yarınki spor alanı olacak yer”, “Gazi İlkokulu sergisinden güzel bir köşe”, “Yeni Çarşı içinde yükselen Atatürk büstü”, “Hükûmet Konağı”, “Ortaokulumuzun bahçesi”, “Kırşehir'den bir görünüş (Bu sahada Halkevi binası yükselmektedir)”, “Gazi İlkokulu birinci sınıf yavruları”, “Halkevimizin gürbüz bisikletçileri”, “Yeşilyurt İlkokulumuzun öğretmen ve öğrencileri”, “Ortaokulumuzun şen izcileri ve hocaları”, “Gazi İlkokulu”, “Ortaokulumuz”.
KÜRT ALİŞİROĞLU'NUN ŞİİRİNİ KÜRTÇÜLER İBRETLE OKUSUN!
79 yıl önceki Tarım Teşkilâtı çalışmaları, Kırşehir'in vergi geliri, Belediye'nin bütçesi, ilkokullarda ve ortaokulda okuyan öğrencilerin sayısı, bayındırlık alanında yapılan hizmetler gibi bilgilerin yer aldığı yazıyı da ileride aktaracağım. Ancak yukarıda adı geçen, yıllar sonra gazete çıkarırken matbaama sıkça uğrayan, her zaman saygıyla andığım dostum Çiçekdağlı Osman Aktürk'ün (ki Kürt kökenliydi ve Osman Alişiroğlu'nun çok yakınıydı. “Alişiroğlu Osman Aktürk” imzalı güzel şiirleri de vardır) ortaokul ikinci sınıfta iken yazdığı şiiri Kürtçülük dâvası güden gafillere ibret olsun diye buraya almak istiyorum:
ARKADAŞ
Bu yıllar ve bu günler yükselme çağımızdır,
Yılmaz Türk nesliyiz biz, semalar ağımızdır.
Bugün hangi tarihten sorsak cevap verecek,
Bizi her çağ yazmaya muhakkak and içecek.
Ne kutsal bir şereftir bugünkü biz gençlere,
Büyük bahadırlıkla yazıldık tarihlere.
Artık haykır, “Yaşa!” de; yılmaz, korkmaz Türkler'e,
Sesin yerleri delsin, işitilsin göklere.
Başımızda önder var artık, bize yeter yok,
Kaynaşmışken çalışıp yükselelim bu yurtta.
Dalgalansın ülkende albayrakla Altı Ok,
Türk benliği parlasın her yerde, her ufukta.
“Kırşehir” gazetesinin Cumhuriyet özel sayısını izleyen 15 İkinci Teşrin 1936 tarihli 470'inci sayısında da Cumhuriyet Bayramı'nın kutlanışıyla ilgili haber “Cumhuriyet Bayramı samimî tezahürlerle kutlulandı” başlığı altında şöyle verilmişti:
“En büyük ve en kutsal günümüz olan Cumhuriyet Bayramı bu yıl ilimizde çok canlı ve samimî törenle kutlandı.
“Bayramdan evvelki sayımızda ana hatlarını saydığımız program mucibince daha ayın 24 ve 25'inden itibaren her tarafta ve her müessesede bayram hazırlıkları başlamış, her bucak süslenmeye ve her yanda taklar yapılmaya, vecizeler asılmaya başlanmıştı.
“Bayramın ilk günü Kale'den atılan üç pâre topla ilân olunurken hükûmet ve müesseseler tatil edildi. “Bir yandan şehir bandosu, köylerden gelen davul ve zurnalar halkın coşkunluğunu bir kat daha arttırıyor, bir yandan da halk kürsülerinde hatipler bu günü, bu günün büyüklüğünü anlatıyorlardı. Gece umuma mahsus olarak Yeşilyurt İlkokulu talebeleri çok güzel bir müsamere verdiler. “Ertesi gün saat 9.30'da Hükûmet salonunda bir kabul resmi yapılmış, ziyaretçilere şekerler, bisküiler ikram edilmişti.
OSMAN ERBAŞ, CEVAT HAKKI TARIM ve ÖMER AYDIN GENÇ
CUMHURİYET'İN GERÇEKLEŞTİRDİĞİ DEVRİMLERİ ANLATTILAR
Daha erkenden Cumhuriyet Alanı (Bugün stadın bulunduğu alan “Millet Bahçesi” adıyla tören alanı olarak düzenlenmemişti) halkla, kadınlarla, mekteplilerle dolmaya başlamıştı.
“Tam saat 10.00'da İlbay (o zaman öztürkçe akımına uyularak valilere böyle deniliyordu) Vekili V. Güneş ve en büyük askerî kumandan memurların, halkın ve mekteplilerin önlerine giderek bayramlarını kutlulamış, müteakiben bando İstiklâl Marşı'nı çalmaya başlar başlamaz derin ve ilâhî bir sessizlik havaya hâkim olmuş, marş biter bitmez öğretmen Osman Erbaş (Sonradan öğrencileri 'Şeker Osman' lâkabını takmışlardı), ondan sonra Cevat Hakkı Tarım ve müteakiben de Halkevi Başkanı Ömer Aydın Genç Türk ulusunu karanlıktan aydınlığa, sonsuz ıstırap ve felâketlerden ebedî saadete, refah ve medeniyete kavuşturan Cumhuriyetimiz ve Cumhuriyet'in bu memlekete yaptığı mes'ut devrimler, terakki ve tekâmüller etrafında heyecanlı sözler söylemişler, Cumhuriyet Marşı'ndan sonra geçit alayı başlamıştır.
“Kahraman Türk ordusundan çelik bir parça olan jandarma müfrezesinin yerleri sarsarak geçişi, ortaokul sporcularının intizamı, ilkokul yavrularının neş'e ve masumiyet içinde adım atışları seyircilere göğüs kabartıyor, sevinç gözyaşları akıtıyordu.
“Bilhassa bu yıl esnaf ve sanatkârlar çok güzel ve candan hazırlanmışlardı. Süslü otomobiller ve arabalar içinde manifaturacıların kumaş ölçerek, kunduracıların kundura çivileyerek, kahvecilerin masa başında nargile fokurtadarak geçişleri manzaraya bir kat daha güzellik veriyordu. “Gece Halkevi salonunda verilen balo kibar ve nezih bir hava ve samimîyet içinde geçti. “Ertesi günü gene program mucibince tezahürlere devam edilmiş, diyebiliriz ki halk otuzaltı saat büyük gün ve şerefine bayram yapmış ve eğlenmiştir.
“Bizi bu günlere kavuşturanlara saygılar, sonsuz minnet ve şükranlar...”
ÇOCUK ESİRGEME KURUMU 140 ÇOCUĞU GİYDİRDİ
Cumhuriyet'in 13'üncü yıldönümünü kutlama haberinin yanındaki bir başka haber “Cumhuriyet Bayramı'nda Esirgeme Kurumu'nun sevindirdiği yavrular” başlığını taşıyordu. Sevindirilen çocuklar ve öğretmenlerinin toplu resimleriyle verilen bu haberde de şöyle denilmişti:
“Şehit yavrularını, anasız, babasız öksüz ve yetimleri kanatları altına alan Çocuk esirgeme Kurumu Cumhuriyet Bayramı'nda 140 çocuğu baştan aşağıya giydirerek sevindirdi.
“Bayram yapan bu çocuklar ilimize geldiği günden beri her yokluğa ve yoksulluğa elini uzatan, viraneyi mamureye çeviren, her teşekküle olduğu gibi Çocuk Esirgeme Kurumu'na da en büyük yardımlarda bulunan Sayın İlbayımız Mithat Saylam'a sevinçlerini mezunen (izinli olarak) bulundukları Aydın'a telgraf çekmek suretiyle izhar etmişlerdir.
“Bu vesile ile senelerden beri bu kurumun başında bulunan B. Ali'nin ve arkadaşlarının müsbet çalışmalarını da kaydetmek bir vazifedir.”
Mustafa Kemal yazımın başına aldığım 10. Yıl Nutku'nu “Türk milleti! Ebediyete akıp giden her on senede bu büyük millet bayramını daha büyük şereflerle, saadetlerle, huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim. Ne mutlu Türk'üm diyene!” sözleriyle bitirmişti. Bu nutkun üzerinden tam 82 yıl geçti. Ne yazık ki o Türk milleti bayramını her yıl artan büyük şereflerle kutlayamayacak, lâik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti sınırlarını ve toprak bütünlüğünü, Türk vatandaşlarının can ve mal güvenliğini koruyamayacak duruma getirildi.
“AÇILIM SÜRECİ” ACI MEYVELERİNİ VERMEYE BAŞLADI
Türkiye'nin beş ay içinde ikinci kez seçim atmosferine sürüklendiği şu günlerde bırakınız verdiğimiz asker ve sivil şehitlerini bir tarafa, Doğu ve Güneydoğu illerimizden gelen haberler hiç de iç açıcı değil. “Açılım Süreci” boşluğunda palazlanan bölücü terör örgütü ve yan kuruluşlarının Batı emperyalizmiyle ve başımızdakilerin dost diye halktan gizli stratejik ortaklık anlaşması yaptıkları ABD'yle el ele vererek 81 ilde örgütlenmeye gittiği gibi çok vahim bir iddialar karşısındayız. Halkımızın 1 Kasım'da vereceği oylar Türkiye'nin bekasını belirleyecektir. Arkadaşımız Ahmet Takan'ın 22 Ekim günlü “Yeni Çağ” gazetesinde yazdıkları korkunç gerçeği bütün çıplaklığı ile ortaya koymaktadır. Yazının bir bölümünü birlikte okuyalım:
Bölgedeki üst düzey bir güvenlik kaynağına bölgedeki son durumu sordum. Aynen şu cevabı aldım: “Silopi özellikle çok zor durumda, mahalledeki hendekler olduğu gibi duruyor, dışarı çıkan polisi vuruyorlar, kimse görüntü vermiyor dışarıda. Keskin nişancılar ve zırhlı araçlar olmadan dışarı çıkmak imkânsız. Silopi'de teşkilâtın 67 zırhlı aracı vardı, 27'ye düştü. Zırhlı araç olmazsa operasyon kabiliyeti kalmıyor.
“Mahallelerdeki durum şu: Hendek kazılmış, bombalar konulmuş, özel harekâtın âmirleri de 'Gidin, o hendekleri kapatın' diyorlar. Hendekleri kapatmaya gidildiğinde de bombalar patlıyor ve zayiat veriliyor. Hiç operasyon kabiliyeti olmayan kişilerin kararlarıyla zayiat büyüyor. Vali ile teşkilâtın müdürleri ve âmirleri arasında ciddî sorunlar yaşanıyor.
“Şu an Silopi'de zayiat olmaması hendeklere müdahale edilmemesinden kaynaklanıyor. Terör örgütü mensupları evlere küçük küçük delikler açmışlar, o deliklerden ateş ediyorlar. Kurallar gereği sen de elinde silâh olmayan birine terörist olduğunu bilsen de ateş edemiyorsun. Duvarın dibine koymuş roketatarı, sen araçla yanından geçiyorsun, sonra arkadan roketatarla seni uçuruyor adam, operasyon kabiliyetimiz kalmıyor.”
SEÇİMLERDEN SONRA İLK ÖZERK BÖLGE OLUŞTURULACAK
Devam ediyor kaynağım:
“1 Kasım seçimlerinden sonra 750 kişilik bir terörist grupla Cizre ve Silopi özelinde ilçeyi düşürüp orada özerk bir bölge oluşturacakları bilgisi geldi, arazide ve ilçede örgütün hâkimiyeti muhakkak. Yeterli zırhlı araç yok, müdahale imkânı bu sebepten dolayı pek mümkün olmuyor. Çözüm süreci sebebiyle çok ciddî donanım sağlamışlar ve ilçelerde konuşlanmışlar, her yere bomba yerleştirmişler; dolayısıyla ciddî bir istihbarat hâkimiyeti ve operasyonel güç ile ancak etkili olunabilir.”
Birileri gerçeklerin söylenmesinden, yazılmasından çok rahatsız olup tepki gösteriyor; ama ne yapalım, bu da bizim vatan borcumuz. Güvenlik kaynağımızın anlattıklarından son özet: “Asker kendisine saldırı olmadığı sürece ilçede hiçbir şeye karışmıyor. Eğer kendisine saldırı olursa sadece ona karşılık veriyor, olaylara müdahale etmiyorlar. Sadece kendi savunmalarını sağlıyorlar. Cizre ve Silopi'nin yüzde 90 hâkimiyeti devletin binaları haricinde terör örgütünde. Bu bilgi resmî makamlarca da biliniyor. Çoğu sokağa girilemiyor.”
Bu anlatılanlar aynı zamanda iktidarın devlet mekanizmasını ne hale getirdiğini gösteren acı bir fotoğraf...
Özetlersek Atatürk'ün milletine emanet ettiği Cumhuriyet'in üzerinde bugün kara bulutlar dolaşıyor. Türk inkılâbının temellerinden, Türk dış politikasının da dayanağı olan “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi çiğnendi. Yurtta sulh kalmadı, herkes geleceğinden endişeli. Komşularda da sulh bırakmadık. Yakın-uzak bütün devletlerle kavgalı hale geldik. Bizim bıraktığımız boşluğu Rusya doldurmaya başladı. Beş önemli ülkede büyükelçiliğimiz bile yok. Suriye'nin iç işlerine karıştık, Esad rejimine muhalif olanlara arka verdiğimiz Suriye'den iki milyonu aşkın insan kaçıp Türkiye'ye sığındı, ama hepsi perli perişan oldu; kadın, çoluk çocuk karınları aç ve sırtları çıplak sokaklarda yatıp kalkıyorlar. Kış gelince çok daha perişan olacaklarını söylemeye gerek yok. Ve Türkiye böyle kara bir tablo içinde beş ay arayla yeniden seçime gidiyor. Seçimle iş başına gelecek iktidarın neredeyse içinden çıkılamayacak kadar büyümüş sorunları çözümlemesi de şüpheli. Asıl kaos seçimden sonra başlayacak. Şer güçler son kozlarını oynamaya hazırlanmış, seçimi bekliyorlar. İşimiz Allah'a kaldı.