KIR BEKÇİSİ

Ekili arazilerin hayvanlardan korunması için ücretli olarak bir kır bekçisi tutulur. Bu kişi ekinlerin biçilip ortalıktan kaldırılmasına kadar görevi devam eder. Ücreti de insanlar tarafından belirlenen miktar kadar işi bitince ödenir.

Bizim çocukluk yıllarımızda da bir kır bekçisi tutulmuş, kır bekçisi çok uzun boylu, pos bıyıklı, omuzları geniş iri gözleri olan bir vatandaştı.

Bekçi olurda hayvanı olmaz mı ? Tutulan bekçinin atı olmadığından evinde beslediği bir zırığı vardı. Bizim İç Anadolu bölgesinde bazı vilayetlerde eşeğin erkeğine zırıh derlerdi.

Bekçimiz bu zırığı süsler, heybesini sırtına koyar, heybesinin gözlerine de kendine ait yiyeceklerini koyardı. Yiyecek bir kaç yufka ekmek, bir karpuz, biraz çökelek onunla safra bastırırdı.

Bekçi oldukça dürüst, kimsenin hakkını yemeyen, özde, sözde, yaşayışta doğru ve tutarlı bir insandı. Kimsenin hakkına tecavüz etmez, görevini layıkiyle yerine getirirdi.

Bekçi öyle güzel bir insandı ki, bakacağı yüze utanacağı söz söylemezdi.

Köyün gençleri kendi öküzlerini almış, belli bir yerde otlatıyorlardı. Ara sıra kendilerine uygun oyun oynayıp, ekinlere zarar verecek hayvanlarını o mevkiden uzaklaştırıyorlardı.

Her işinde hile ve desise olan bir vatandaş, atlarını ekinlerin içerisine sürdü. Onun gazabından hiç kimse ses çıkaramıyordu.

Bir süre sonra boz zırığın üzerinde bizim bekçi göründü. Etrafı kontrol etmiş, bulunduğumuz yere geliyordu.

Ekilmiş yerdeki atları görünce birden celallendi! Bıyıkları dikleşti, gözleri büyüdü öfkeden kuduracak gibi oluyordu. Atlarıın yularından tutarak ekinden çıkarmaya çalıştı.

Nereden geldiğini bilemediğimiz atların sahibi birden bekçinin üzerine yürüdü. Bekçi elindeki kocaman sopası ile atların sahibini korkutmak istedi. Belki de pataklayacaktı.

O da ne ?!

Atların sahibi birden sağ dizinin üzerine oturdu.

"Gelme üzerime ulan ! Kızartırım seni dedi. Bekçi şaşırdı. Yerden taş aramaya başladı. Taşı bulduğu anda atların sahibine vurmaya çalıştı. Atların sahibi birden kaçtı ve

-Bakın bekçi bana silah çekiyor dedi.

Biz çocuk olduğumuz için işin vahametini anlamamıştık. Adam atları bırakarak köy yoluna doğru kaçtı. Bekçi atları ekinlerden çıkardı köye doğru savuşturdu.

Olayın böylece kapandığı düşünülürken atların sahibi kır bekçisini mahkemeye verdi. Mahkeme tanıkları dinledikten sonra bekçiye yaptığı eyleminden dolayı dört ay hapis cezası verdi.

Bekçi kendini bu gazaptan kurtaramadı. Atların sahibi bakacağı yüze utanacak söz söylemişti.

Çalışma süresini dolduran bekçi, cezasını çekmek üzere doğru kodesin yolunu tuttu. Bizler yine öküzlerimizi ve kuzularımızı otlatıyorduk.

Bekçi cezasını tamamlamış yanında bir refakatçi ile zırığın üzerinde geliyordu. Delişmen bir çocuk, kağnıların geçerek toz yaptığı bir yola yaklaştı. Bekçi zırığın üzerine bir döşek koymuş, güzel bir elbise almış, bıyıklarını biraz daha uzatmış halde geliyordu.

Bekçi yaklaştığı esnada çocuk ekinlerin içerisinde çıkıp zırığı ürküttü. Bizim bekçi eşeğin ürkmesi ile yere yuvarlandı ve o güzelim elbisesi toz içerisinde kaldı. Eşeği ürküten çocuk çoktan toz olmuştu.

Bekçi çocuğu yakalasa sesini çıkaramayacak şekilde çanına ot tıkayacaktı. Bekçinin içi acımıştı. Acının tarifi olmaz, onu bir yaşayan, birde taşıyan bilir ..!

Sözün özü ;

Olur bazen öyle ;

Kanadın olur uçasın gelmez."

Bekçi orada bir düzenbazın gazabına uğramıştı. Suç sadece ekinlere hasar verende değil, bekçinin üzerine saygısızca iftira atanlardaydı.

İşte böyle sevgili dostlarım.

Düşmana ne hacet ! Bizim canımızı yakacağını

çok iyi bilen sevdiklerimiz (!) var !"

Saygı, sevgi ve hürmetlerimle....