Bizler 40'lı yılların çocuklarıyız. Seksene merdiven dayadık. Burada hayatımı değil, zaman içerisinde insanlarımızın yaşadıklarını anlatmaya çalışacağım.
O yıllarda fakirlik diz boyu idi. Her evde 7-8 çocuk, evde un uçup kepek kaçıyordu. Bizler köy çocuğu olduğumuz için genelde bir veya iki odalı evlerimiz vardı. Buralar hem yatak odası olarak hem de mutfak olarak kullanılırdı. Komşular, akrabalar, arkadaşlar tanıdıklar herkes birbirine son derece güvenirdi.
İşe giden büyüklerimiz daha yeni konuşmaya başlayan çocuklarını komşularına emanet eder, akşama kadar çalışırlardı. Hiçbir komşunun bu hizmetten gocunduğunu görmedim. Herkes, herkese son derece güvenirdi. Öyle ki; o kadar hanede herkes birbirlerinin tavuğunu, kuzunu, kedisini bile tanırdı. Güven vardı güven.
O günler, seksen yılla birlikte tarihe karıştı.
Şimdi;
"Kaybolan yıllardan vazgeçtim. Biri bana insanlara
karşı yitirdiğim güveni geri verebilir mi? "
Üzerimizde giyecek bulamadığımız, yiyecekleri gıdım gıdım kullanan bireylerdik. Dizlerimizde ve pantolonlarımızın arkasında kocaman birer yama, atletimiz olmadan yakasız yırtık göynekler giyerdik.
O zaman herkes fakir, herkes çaresizdi. Dertlerimizi dökecek dostlarımız olmadığından kendi yüreklerimizi kemirirdik.
Şimdi yardımlaşma yok. Sadece çıkar ve menfaat var. Güven kalmamış, insanlar birbirinden kaçıyor. Ne oldu bize?
Kızamık mı çıkardık, ateşi bariye mi yakalandık, Covit geri mi geldi? Sıtma mı çıktı yoksa?
Herkesi dost sanıp, yüreğimizi açtık. Yüreğimiz param parça oldu. Herkes kıraathanelerde bir çay söylerim diye yan çiziyor. Mesele çay içmek değil, insanlar birbirleri ile hoş sohbet etsinler diye buralarda toplanırlar.
Hırsa kapılarak dünyayı kirlettik. İnsanları birbirinden kaçırdık. Çocuktuk öküz güttük, koyun güttük, lokantalarda bulaşık yıkadık. Tarlalarda ekin biçtik, hakkedişlerimizi alamadığımız günler oldu. Ancak mutluyduk.
"Dayandığı tek şey gövdesi olunca, bazen ağırdır insan kendine."
Komşulara, arkadaşlara, kardeşlere, hatta evlatlara bile ağır gelmeye başladık. Hiçbir şeyi ekonomik krize bağlamayalım. Dostluk, sevgi, saygı, güven azaldı.
Çocukluk ve gençlik yıllarımızda aynı bardağı bırak, aynı tastan çorba içtiğimiz insanlar eğri bakmaya başladılar. Yaşlılığımız için değil, çıkar ve menfaatler öne geçti.
Dostlarımın yaralarına bakıp, nasıl acıdığını anladım da onlar benim neye kırıldığımı asla anlayamadılar.
"Öyle bir dost edin ki; kötü gün kapını çalınca,
kapıya seninle beraber baksın! "
Var mı öyle bir dost?
Bizler tandırda köz içerisinde pişen patatesleri bölüşürdük. Asla hile yapmazdık. Ekmeğimizi bölüşürdük. Karşılığını istemezdik. Hatır vardı. Şimdi ne hatırı? Cebindeki para kadar adamsın.
Çok yaşadım. Başımın üstünde yeri olanları, hiç aşağı indirmedim, kendi düşenler hariç.
Biz yaşta olanlar daima aza kanaat ettik. Verilene boyun kestik. Büyüklerimize ve ailelerimize sadakatsizlik yapmadık. Bir elbiseyi yıllarca giydik. Gerektiğinde yamalı gezdik. Kendimizi sevmeyi ve kimseye muhtaç olmamayı öğrendik.
"Ömrüm diyerek kimseyi sevmeyin.
Çünkü giden ömür geri gelmiyor."
Yanıldık mı bilmiyorum herkesi ömrüm diyerek sevdik. Ancak bir gün yaşlanıp, gözlüklerimizin camlarının gazoz şişesi gibi olacağını, dizlerimizin tutmayacağını, yemeği yerken üzerimize dökeceğimizi hesap edemedik.
"Dost uğrunda ölmek kolay, fakat
uğrunda ölünecek dostu bulmak zordur."
Dostlarımızın iyi olmaları için çaba sarf ettik. Hiçbir karşılık beklemedik. Hatta evlatlarımız ve yakınlarımızdan bile. Ama o dostu bulamadık dostu bulamadık
Sevgili dostlar! Çaresizleri ve yaşlıları ağlatmayın. Onların arkasını yaslayacağı bir babaları yok. Önemi yok artık. Rüzgâr esti dal kırıldı. Artık inkıtaları oynuyoruz.
Dilerim ki; bütün insanlarımız zengin-fakir, güçlü-güçsüz demeden birbirlerine sarılsın. Güvendiğiniz dağlara karlar değil, güller yağsın isterim. Bizler artık Allah'tan başka kimseden yardım beklemiyoruz. Bakışları temiz insanlara dikkat edin! Onlar gözleriyle değil, hep yürekleriyle bakarlar size.
Yaşlılarınıza ve sevdiklerinize saygı gösterin.
Aklınızdan geçen, gönlünüze eş olsun. Bizler yaşlandık, sizler bizlerden çok yaşayın.