Karanlık ilişkiler
Okyanus ötesinde görülmekte olan Reza Zarrab davası, Türkiye’nin gündemini belirlemekte ve günlerdir kamuoyunu meşgul etmektedir. Bu dava bölümler halinde televizyon ekranlarına geldikçe her gün yeni bir şeyler duyuyor öğreniyoruz.
Bu dava bölümler halinde televizyon ekranlarına geldikçe her gün yeni bir şeyler duyuyor öğreniyoruz. Bu dava daha ne kadar sürecek ve ucu nereye varacak henüz belirsiz. Öğrendiğimiz olaylar karşısında elbette utanç duyuyoruz.
Ahlâki değerlerin yok olduğunu görüyoruz.
Rüşvet verildiği iddia edilen kişilerin devletin makamlarını kişisel çıkarları doğrultusunda kullandıklarını algılıyoruz.
Hak, hukuk ve adaletin olmadığını anlıyoruz.
Elbette karanlık olaylar gün yüzüne çıktıktan sonra, Türkiye Cumhuriyeti bu hadise karşısında adı geçen kişileri yargılasa idi bugün bunları yaşamak durumunda kalınmayacaktı. Bu dava Amerika da değil de Türkiye Cumhuriyetinde görülmeliydi ve sislenmiş karanlık ilişkiler içinde bulunanlar cezalandırılmalıydı.
Amerika’da davası görülen ana sorumlu İran’lı sanık konumundan tanık durumuna getirildi.
Öyle de anlaşılıyor ki! Amerika söz konusu davayı kendi çıkarları doğrultusunda kullanacak gibi… Bir kaç bakan ve bürokratın kişisel menfaatlerine ülke çıkarlarını feda ettiği iddiası yaygın gündem oluşturuyor.
Dava sürecinde Türkiye ile birlikte Hindistan, Çin gibi ülkelerin de adının geçmesi işin boyutlarını ve sürecin daha da uzayacağını göstermektedir.
Reza Zarrab ifadelerinde rüşvet dağıttığını belirttiği bakanlar, bürokratlar ve yakınları için kullandığı sözler tam bir utanç tablosundan başka bir şey değildir.
Türkiye'de yargı bağımsızlığı olsaydı, güçler ayrılığı olsaydı, özgür medya olsaydı yolsuzluk ve rüşvet dosyaları da, yüce Divan Yolu da kapatılamaz ve karanlık ilişkiler içinde olanlar yargılanırdı. Ama öyle olmadı, davanın failleri ve süreci ile başımızı uzun süre ağrıtacağa benziyor.
Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu günden bu yana ilk kez uluslararası hukuk nezdinde böylesi zor ve sıkıntılı bir duruma düştüğü muhakkak. Bir kaç yıl öncesine kadar el üstünde tutulan İranlı, “hayırsever” denilerek sahip çıkılan iş adamı Reza Zarrab, bugün kendini kurtarmak için her dümeni çeviriyor.
Ülkemizin dört bir yanından, Ankara’dan, Kars’tan, Muğla’dan, Edirne’den, Hakkari’den, Kırşehir’den kısacası her kesim toplumdan Zarrab’a ve onun iddia olunan suç ortaklarına tepkimiz çığ gibi büyümektedir.
Türk vatandaşı olmayan birisi ile böylesi çirkin işlere giren bakanlarımıza, bürokratlarımıza ne diyeceğiz, ya onları yargılamayıp aklayanlara ne diyeceğiz, tepkimizi nasıl koyacağız? Ben her şeyden önce Zarrab’ın ve işbirlikçilerinin, kirli, pisliğe bulaşmış ellerinin Türk halkının temiz vicdanını kirletmesine izin vermemek için Türkiye Cumhuriyeti adaleti önünde yargılanmaları gerektiğini düşünüyorum.