KADINLARIN İKTİDAR VE GÜÇ HEVESİ

Son yıllarda toplum içinde ilginç bir dönüşüm yaşanıyor. Okullarda yaşanan kadın egemenliği ve üstün olma çabası, gereğinde fazla konuşulur olmaya başladı. Kızlarımızın fütursuzca saldırgan bir tutum içine girmeleri okul içinde ve çevresinde yaşayan arkadaşlarını ve ailelerini tedirgin etmeye başladı. Kızlarının böyle bir tutum sergilemesinden memnuniyet duyan anne babalar kadar, onların bu davranışları sergilemesinden utanç duyan anne babalar “biz bu kızı nasıl adam edeceğiz de bu kızı yolla getireceğiz” telaşını yaşamaktalar. Ancak, olayın sorumlusu olarak ailelerin kızları ile ilgilenmemeleri, o kızların ise dikkat çekmek için girdikleri grupların kendilerine gaz vermeleriyle liderlik savaşı başlıyor. Okulların eğitim yuvası olduğunu unutan bu kızların ahlaken de sokaklarda cadde de kafede veya herhangi bir yerde utanma duygusunu yitirdiklerinden toplumu tedirgin etmekte.Cebinde her türlü kesici aleti taşıyan bu kızların asıl amacının ne olduğunu bana göre kendilerinin bilincinde olduğunu sanmıyorum. Yazdığım kitaplarımın ana temasını oluşturan kadınların sosyal hayatları gün geçtikçe ben dahil ülke halkını tedirgin etmektedir. Kadınların erkek gibi görünme ve yaşamak istemeleri maalesef ki artık yalnızca hayatın içinde görünmek istememelerine vesile olmakta. Bunun önüne geçmenin yine bana göre yapılacak olan en doğru şey kadınların kadın gibi giyinmesi erkeklerinde erkek gibi giyinmesinin yanında okullarda yine tek tip giyimin yeniden getirilmesi disiplini sağlayacağını düşünüyorum. Tabi ki taktir yine de büyüklerimizin. Erkekleri başta olmak üzere çevresindekileri yönetmek, karar verme mercisi, söz sahibi olmak ve gücü elinde tutmak istiyoroldukları aşikar. Aslında bu durum doğal bir hak arayışı olarak görülebilir. Bugün kadınların birçok alanda yönetici pozisyonunda olmaları ne yazık ki “Heybesi dolu olanların hiç olma korkusu kitabımda da belirttiğim üzere “Hiçlik” duygusunu yitirmelerine ve heybelerinin dolu bir şekilde hareket etmelerine neden olmuştur. Oysa büyüdükçe küçülmesi gereken kadınlarımız, geçmişin kötü izlerini üzerinden bir türlü atamadıklarını bir nevi göstermektedir. Tıpkı Yahudilerin hitlerin zulmünden sonra Filistinlilere gösterdiği şuursuzluk dünyanın gözünde soykırım olarak karşımıza çıkmakta. Aynı şeyleri kadınların gücü eline almasıyla görmekteyiz. Ancak mesele sadece hak aramak olmaktan çıktığında ve iktidar bir hırsa dönüştüğünde ortaya başka bir tablo çıkıyor. Çünkü güç; insanın içindeki gerçek karakteri ortaya çıkarır. Güç sadece gelip geçici bir durumdan ibaret. Gençliğinde güçlü kaslarıyla herkesi korkutanlar yaşlandıklarında herkesten bir an önce helallik alma telaşına düşerek, asıl olanın “Hiçlik” hissiyle hareket etmek olduğunu ölüm döşeğinde anlamaktalar. Verdikleri nasihatler dahi bir önem arz etmemektedir artık…

Yıllarca erkek egemen sistemin baskısından şikâyet eden kimi güç heveslisi olan bazı kadınlar, güç alanına girdiklerinde aynı baskıcı dili kullanmaya başlıyor. Dün “bize baskı yapılıyor” diyenlerin bir kısmı, bugün kendi çevresinde baskının yeni temsilcisine dönüşerek “kara melek” olabiliyorlar. Bunun en büyük belirtisini hastanelerde çalışan doktor hemşire ve diğerleri gibi birçok alanda görebilirsiniz. Özellikle 40 yaş sendromu yaşayan kadınlar da bu durum daha belirginlik gösterebiliyor. Özellikle erkeklere karşı hak arama isteği kadını güçlü yapmaktan çok kadına duyulan saygının kaybolmasına neden olmakta. “Türkiye de kadın sorunundan ziyade kadınların kendilerinin başlı başına sorun çıkarttıklarını görmek mümkün.” Yasaların yetersiz kalmasının sebebi de belki de bu yüzden olabilir mi? İşte tam burada sorgulanması gereken şey kadın ya da erkek değil; iktidarın insan ruhunda oluşturduğu zehirli etkidir. Bugün sosyal medyadan siyasete, iş dünyasından aile yapısına kadar her yerde görünmeyen bir güç savaşı yaşanıyor. Bu güç hadisesi maalesef ki çocuklarımızı etkilemektedir. Sosyal medya ile beraber, televizyon dizilerinin kışkırtıcı olması Türk insan yapısının da savaşa ve kavgaya olan yatkınlığı kadınların da aynı iktidara olan hevesini ortaya çıkarmıştır. İnsanlar artık anlaşılmak değil, üstün gelmek istiyor. Kadınların bir kısmı ise yıllarca bastırılmış olmanın verdiği öfkeyi “güçlü kadın” maskesi altında dışarı vuruyor. Fakat güç ile kibir arasındaki çizgi kaybolduğunda ortaya adalet değil; yeni bir tahakküm çıkıyor. Modern dünya kadına sürekli şu mesajı veriyor: “Daha sert ol. Daha acımasız ol.” Duygusallığı bırak. Rakibini ez.”

Sonra da neden toplumun ruhu bozuldu diye şaşırıyoruz.

Oysa kadın, tarih boyunca yalnızca merhametin değil; aynı zamanda vicdanın ve denge unsurunun sembolüydü. Her şeyden önce annelik duygusu kadındaki vicdanı erkeğe de sirayet ediyordu. Şimdi ise sosyal medya kabadayılığı sistematik olarak, kadınları bile birbirine rakip hâline getirerek herkesi aynı iktidar savaşının içine sürüklüyor. Çünkü günümüzün insanı yeni düzen içerisinde olması doğru insan figürünü yetiştirmiyor; güç bağımlılarını üretiyor. En tehlikeli nokta ise şudur: Bazı insanlar güç sahibi olunca kendisini hukukun, ahlakın ve vicdanın üstünde kendi yaptıklarını haklı görmeye başlıyor. Bu durumun kadın ya da erkek olması hiçbir şeyi değiştirmiyor. Çünkü iktidarını sağlamak isteyen tabaka çevresindekilerinde gazıyla yola çıkmayı doğal görmekte. Gözlerin kör ettiği kibir insan da önce empatiyi kaybettiriyor; sonra da insanlığını. Bugün kadın hakları üzerinden yürütülen birçok tartışmanın ve yürüyüşün tabanı içinde bile samimiyetten çok politik çıkar hesapları vardır. Kimi çevreler kadınları gerçekten korumak için değil; ideolojik güç devşirmek için kadın söylemini kullanıyor. Acılar bile bazen siyasi vitrine dönüştürülüyor.

Ve toplumun en büyük trajedisi burada başlıyor.

Çünkü artık insanlar hakikati değil; kendi tarafını savunuyor. Vicdanı değil; gücü alkışlıyor. Ahlakıdeğil; kazanmayı önemsiyor. Kadınların güç istemesi elbette suç değildir. Suç olan şey; gücü elde ettiğinde kendisini dokunulmaz sanmaktır. Çünkü iktidar tutkusu kontrol edilmediğinde insanı adım adım zalimleştirir.

Tarih bize şunu öğretti: Zulmün cinsiyeti yoktur.

Merhametli kadınlar olduğu gibi zalim kadınlar da vardır. Vicdanlı erkekler olduğu gibi acımasız erkekler de vardır. Asıl mesele kadın olmak ya da erkek olmak değildir. Asıl mesele, gücü eline aldığında insan kalıp kalamadığındır. Gerektiğinde ağlattığınla ağlayabilmektir. Gerektiğinde mütevazi davranarak özür dilemeyi alışkan hale getirmek veya teşekkür ederek karşı tarafı onore edebilmeyi başarmak. Asıl mesele büyürken küçülmeyi bilmek.

Çünkü bazı insanlar makam yükseldikçe küçülür. Bazıları ise güç kazandıkça ruhunu kaybeder.