İyiliğe Tahammülü Olmayanlara Bir Çift Söz

Bazen bir şehirde yaşanan küçük bir olay, o şehrin vicdanını da, karakterini de ortaya çıkarır. Kırşehir’de son günlerde konuşulan mesele de tam olarak böyle bir durum. Kamanlı iş insanı Mustafa Düger’in yaptığı yardımlar, kapattığı veresiye defterleri, ihtiyaç sahiplerine uzattığı el birilerini rahatsız etmiş görünüyor. İnsan gerçekten şaşırıyor. Bir insan iyilik yapıyor, ihtiyaç sahiplerinin yükünü hafifletiyor, borç defterlerini kapatıyor, insanların yüzünü güldürüyor. Ama ne hikmetse bundan rahatsız olanlar çıkıyor.

Oysa bu şehir, böylesi insanların kıymetini bilmek zorunda. Çünkü bir şehir sadece binalarla, yollarla, yatırımlarla büyümez. Bir şehir, içinde yaşayan insanların vicdanıyla büyür. Mustafa Düger’in yaptığı şey tam da budur; vicdanı büyütmek, paylaşmayı hatırlatmak, zor günlerde insanlara yalnız olmadıklarını hissettirmek.

Veresiye defterlerinin kapatılması demek, bir annenin markette mahcup olmaması demektir. Bir babanın çocuğuna ekmek götürürken başını eğmemesi demektir. Bir ailenin geceyi biraz daha huzurlu geçirmesi demektir. Bunun neresi rahatsız edici olabilir? İnsan sormadan edemiyor: Birileri gerçekten ne istiyor?

Ne yazık ki bazı çevrelerde tuhaf bir alışkanlık var. İyilik yapanı desteklemek yerine onu hedefe koymak. Yardım edenin elini tutmak yerine o eli aşağı çekmeye çalışmak. Oysa bu anlayış bir şehre yapılabilecek en büyük kötülüklerden biridir.

Kırşehir’in, Kaman’ın ve bu memleketin Mustafa Düger gibi insanlara ihtiyacı var. Bu şehirde taş üstüne taş koyan, ihtiyaç sahibinin kapısını çalan, kimsenin görmediği yerde iyilik yapan insanlar kıymetlidir. Onları yıpratmak, onları küstürmek, sadece o kişiye değil, aslında bu şehrin geleceğine zarar verir.

Unutulmaması gereken bir gerçek var: İyilik bulaşıcıdır. Bir kişi yapar, ardından başkaları da cesaret bulur. Bir kişi bir defteri kapatır, bir başkası bir çocuğun okul masrafını üstlenir, bir diğeri bir ailenin kirasını öder. İşte o zaman şehir dediğimiz şey sadece beton yığınından ibaret olmaktan çıkar; gerçek bir toplum olur.

Bu yüzden açık konuşmak gerekiyor. Bu şehirde iyilik yapan insanlara çelme takmak yerine, onların çoğalması için dua etmek gerekir. Yardım edenleri hedef göstermek yerine, onların yanında durmak gerekir. Çünkü yarın bir gün aynı yardıma bizim ya da bir yakınımızın ihtiyacı olmayacağının garantisi yok.

Mustafa Düger’in yaptığı şey basit bir yardım değil; insanlığa dair bir hatırlatmadır. Paylaşmanın, merhametin, dayanışmanın hâlâ bu topraklarda yaşadığını gösteren bir örnektir.

Bu yüzden soruyu bir kez daha sormak gerekiyor:
İyilikten rahatsız olanlar, gerçekten ne istiyor?