İyi gidiyorlar, inşallah hep böyle kalırlar…
Kırşehir’de son aylarda olumlu gelişmeler yaşanıyor. Yıllardır seçip Meclis’e gönderdiğimiz milletvekilleri önce birlik ve beraberlik içinde olurlar, sonra bir takım menfaat çevrelerinin de yardım ve desteğiyle aralarına kara kedi girer, hem kendileri, hem de Kırşehir kaybeder… 1 Kasım seçimleriyle seçilip Meclis’e gönderdiğimiz Ak Parti’den iki milletvekilimiz Salih Çetinkaya ile Mikâil Arslan da aynı duygularla işe başladılar.
Yıllardır seçip Meclis’e gönderdiğimiz milletvekilleri önce birlik ve beraberlik içinde olurlar, sonra bir takım menfaat çevrelerinin de yardım ve desteğiyle aralarına kara kedi girer, hem kendileri, hem de Kırşehir kaybeder…
1 Kasım seçimleriyle seçilip Meclis’e gönderdiğimiz Ak Parti’den iki milletvekilimiz Salih Çetinkaya ile Mikâil Arslan da aynı duygularla işe başladılar. Yaklaşık 5 aydır gayet iyi bir birliktelik içindeler.
Kırşehir’in sorunlarını çözümlemek için birlikte hareket ediyorlar, birlikte girişim ve ziyaretlerde bulunuyorlar. Bundan dolayı hem Kırşehirliler, hem de bizler mutlu oluyoruz. Doğrusu da bu…
Okurlarım hatırlarlar belki 1 Kasım seçimlerinin hemen ardından yeni seçilen milletvekillerimiz Salih Çetinkaya ile Mikâil Arslan’ı kutlarken, geçmiş dönemlerdeki milletvekillerinin birbirleri ile barışık olamadıklarını, hem kendilerinin kaybettiğini, hem de Kırşehir’in kaybettiğini vurgulamış ve onların birlik ve beraberlik içinde olarak Kırşehir’e hizmet etmelerinin önemine dikkat çekmiştim.
Sağ olsunlar onlar görevlerinde 5 ayı doldururken, birlik ve beraberlik içinde hareket ettiklerini, Kırşehir’in adının geçtiği her yere birlikte koştuklarını görmenin mutluluğunu yaşıyorum.
Ne diyeyim. Nazar değmesin. Allah birlik ve beraberliklerini arttırsın.
Hatırlıyorum da bunlardan önce Meclis’i Kırşehir’i temsil eden Abdullah Çalışkan ile Muzaffer Aslan da iyi niyetlerle göreve başlamışlardı. Ama sonra aralarına kara kedi girince küstüler, kırıldılar. Mecbur olmadıkça bir araya gelmediler. Gelseler bile göstermelik oldu.
Bu konuda Muzaffer Aslan’ın iyi niyetli olduğunu biliyorum. Ama Abdullah Çalışkan’ın ikinci kez seçilmesi ve Meclis’te tecrübeli olması nedeniyle “ben her şeyi iyi bilirim!” havasına girip, Muzaffer Aslan’ı yok saydığını da herkes biliyor. Böyle olunca havaya giren Çalışkan, daire müdürlerini de bu şekilde yanına çekerek, adeta Kırşehir’de tek adam hüviyetine bürünmüştü.
Peki bu kafayla ne yaptı, Kırşehir’e?
Kafasına göre hizmet getiriyorum diyerek Kırşehirlileri oyaladı durdu hep.
İşte Kırşehir’e “hizmet” dediği bir projesi: Devlet Hastanesi önüne köprülü kavşak!
Kırşehir’in adeta kalbine saplanan devasa, ucube bir köprülü yol.
Milyonlarca lira harcanarak adeta Kırşehir’in girişi kapandı.
Böyle bir projeyi Kırşehir’e kazandıranlara Kırşehirliler ne diyor, ne düşünüyor onlar biliyorlar nasılsa!
Yani demem o ki plansız, programsız, Kırşehirlilerin onayını almadan “ben yaptım, oldu bitti!” diyen bir mantık yürüttü Abdullah Çalışkan.
Ayrıca Mikâil Arslan’ın 2011 yılında hazırladığı Kırşehir için hayati önem taşıyan projeler bakanlıklarda, genel müdürlüklerde kendisiyle ilgilenecek bir el bekledi, durdu. Şimdi öğreniyorum ki Sayın Mikâil Arslan bu projelerini tozlu raflarda indirerek, yeni projeleriyle birlikte hayata geçirmek için kolları sıvadı. Ankara ve Kayseri arasında mekik dokuyor. Oradan oraya koşturuyor Milletvekili Salih Çetinkaya ile birlikte.
Ne diyeyim Allah kolaylık versin her ikisine de…
Kırşehir’de bugün iktidara mensup iki milletvekili var. Kurulduğu günden bu yana iktidar olan Ak Parti’ye Kırşehir hep destek verdi. Desteğinin karşılığını da bazı hizmet ve yatırımlarla aldı. Ama en çok ta Milletvekili Mikâil Arslan’la aldı. Ancak Mikâil Arslan üçüncü kez seçilemeyince onun başlattığı, hazırlattığı projeler takip edilmeyince Kırşehir yatırım ve hizmetlerde hak ettiği payı alamadı.
Cek, caklarla Kırşehirliler uyutuldu ne yazık ki…
Ama o günler geride kaldı çok şükür…
Kırşehir’in 26. Dönem milletvekilleri Mikâil Arslan ile Salih Çetinkaya’yı çalışmaları sırasında da, seçimler sonrasında hep el ele gördük, birlik ve beraberlik içinde tek yumruk gördük. İnşallah görevlerinin sonuna kadar hep böyle birlikte olurlar, aralarına kara kedi girmez. Kazanan hem kendileri, hem Kırşehir ve Kırşehirliler olur.
Tabi bu konuda her iki vekilimize de önemli görevler düşüyor.
Tüm Kırşehirliler de benim gibi milletvekillerimizi hep böyle birlikte görmek istiyorlar.
İşte okurlarımız görüyorlardır haberlerimizde yer veriyoruz. İkisi de birlikte hareket ediyorlar, birlikte çalışıyorlar, birlikte bakanlıkların, genel müdürlüklerin kapısını aşındırıyorlar. Hep böyle olsunlar istiyoruz.
Tabi iki vekilimize Belediye Başkanımız Sayın Yaşar Bahçeci ile İl Başkanı Mustafa Kendirli’nin de destek vermeleri, her yere birlikte gidip gelmeleri de Kırşehir’e güç veriyor.
Kırşehir bu dönem hizmet alamazsa bir daha alamayacağına da inanlardanım. Çünkü Belediye Başkanı Yaşar Bahçeci, İl Başkanı Mustafa Kendirli, İl Genel Meclisi Başkanı Şuayip Soysal ve Milletvekilleri Mikâil Arslan ve Salih Çetinkaya ile iyi bir ekip oluşturdular. Bu ekibin şu veya bunun sözlerine, dedikodularına itibar etmeden birlik ve beraberlik içinde hareket ederlerse Kırşehir’in tek başına bir iktidardan alamayacağı hizmet ve yatırımın olmayacağına yürekten inanıyorum.
Şimdilik iyi gidiyorlar, inşallah hep böyle kalırlar, Kırşehir’i birlikte kalkındırırlar.
***
Oğuz Altın ne yaptı?
Kırşehirliler Oğuz Altın ismini Makissos Termal Otel’in yapımına başlamasıyla tanımaya başladı.
“Kırşehir'in Altın Oğlu” olarak anılan Doktor Mehmet Ali Altın'ın oğlu…
Hacettepe Hastanesi, Kayseri Tıp Fakültesi, Numune Hastanesi ve Gazi Hastanesi’nde doktor olarak görev yaparken, binlerce Kırşehirlinin derdine derman olan, Kırşehirlinin engin gönlüne giren Dr. Mehmet Ali Altın, Neşet Ertaş’ın o unutulmaz dizelerinde “İnsanlıktır onun yolu, Yüreği insanlık dolu, Kırşehir'in Altın oğlu, Doktor Mehmet Ali Altın” olarak yerini almış, yıllarca dilden dile, gönülden gönüle Kırşehirlinin yüreğine dokunmuş Mehmet Ali Altın’ın oğlu Oğuz Altın…
1995 yılında 20. dönem Kırşehir Milletvekili olarak parlamentoya giren Kırşehir ve Kırşehirlilere daha yararlı olacağı “Altın çağında” amansız hastalığa yakalanarak 6 Aralık 1995 yılında aramızda ayrılan Prof. Dr. Mehmet Ali Altın’ın biricik oğludur Oğuz Altın…
Kırşehir’in kuş uçmaz, kervan gitmez Akbayır eteklerine “otel yapacağım” diye ortaya çıktığında tanıdı Kırşehirliler Oğuz Altın’ı…
Önce şirket kurdu, arsayı devletten aldı, ardından ortak buldu, inşaat ruhsatı aldı, otel inşaatını bitirdi, iskânını aldı, Cumhurbaşkanı’na açtırdı Oğuz Altın…
Bu da bitmedi, dünya markası Ramada adını alarak işletilmesini sağladı Oğuz Altın…
Yani Oğuz Altın Kırşehir ve Kırşehirlilere verdiği her sözünü yerine getirdi. Ama Kırşehir’de hala onun hakkında dedikodu yapılıyor nedense…
Bir ara otelin kapısına kilit vurulma noktasına geldiğinde yine ortaya çıktı Oğuz Altın. Yine kendisi gibi Kırşehir aşığı olan Bülent Sungur’u buldu, onun desteğini aldı. Şimdi Oğuz Altın “Bülent Sungur ağabeyim elvermeseydi, ne otelimiz açılırdı, ne Ramada Kırşehir’e gelirdi. Bülent Sungur ağabeyim otelimize ve Kırşehirimize can suyu verdi” diyor.
Daha ne yapacaktı Oğuz Altın?
100 milyon liralık bir yatırıma öncülük eden genç bir kardeşimiz, genç bir yatırımcımız Oğuz Altın, otelin maddi sıkıntıya düştüğünde bir yandan ekonomik sıkıntılarla boğuşurken, bir yandan da hakkında olumlu ya da olumsuz dedikodularla uğraştı. Deyim yerinde ise yıkılmadı, ayakta kaldı. O hala Kırşehir için çalışıyor, Kırşehir’e termal turizmde hizmet veriyor, 150’ye yakın insana iş ve aş veriyor.
Bugün Ramada Oteli’nin yönetim kurulu başkanlığını yapan Oğuz Altın’a ne diyeyim, Allah kolaylık versin, Kırşehir sevdası bitmesin…
Biraz da gülelim!
Fark
Televizyon düşkünü biri ölmüş, cennete buyur etmişler. Cennette her şey güzel, düzenli, gürültü patırtı yok. Bir süre sonra televizyoncunun canı sıkılmış, "şu cehennemi de bir göreyim" demiş.
Alıp cehenneme götürmüşler, içeri girer girmez bir de ne görsün... Bir cümbüştür gidiyor, eğlence gırla, şarkı, çalgı, oyun, güzel kızlar... Dünyada günah namına ne varsa, cehennemde var.
Televizyoncu cennetten vazgeçmiş, rica, minnet, yalvar yakar, kaydını cehenneme aldırmış.
İşlemler tamamlanınca, bir zebani düşmüş önüne:
Gel benimle, yürü!
İçeri girmişler, tam bir cehennem. Ateşler, alevler, kaynar kazanlarda kaynayan insanlar...
Televizyoncu şaşırmış:
“Burası neresi?!”
“Cehennem burası işte!”
“Ya daha önce gördüklerim neydi?”^
“Reklâmları izlediniz!”
***
Sevdiğim bir söz
“Yeteneklerin en fazla geliştiği an, insanın bütün bir dünyayı karşısına aldığı andır.” Mary Wollstonecraft