İŞTE BENİM KIRŞEHİR'İM!..



Yıllar ne çabuk geçiyor. Her şey daha dün gibiydi…
İşte 2020 yılını da yarıladık, hatta yazı uğurlayıp sonbahara girmeye, merhabaya hazırlanıyoruz.
Geçmiş yıllar hayatımıza pek çok olumsuzluğu beraberinde getirse de 2020 yılı kadar kötü ve kara yıl olmamıştı. Kırşehir, Kırşehir olalı böyle kötü geçen bir yıl görmemişti.
Öyle ki Covit-19 denen, görülmeyen bir virüs dünyayı adeta dize getirdi. Hayatımızı, yaşantımızı değiştirdi. Ülkede, dünyada her şeyi mahvetti…
Mart ayından bu yana korkarak, endişe ederek evden dışarı çıkabiliyor, varsa ihtiyaçlarımızı alıp, geri evin yolunu tutuyoruz ağzımızda maskelerle. Bu millet bunları da gördü!
Dünya hala bir virüse karşı ne aşı, ne ilaç geliştirebildi.
İnşallah önümüzdeki günlerde bunu yaparlar da insanoğlu normal yaşantısına döner. Yoksa işimiz zor.
Koronavirüs nedeniyle bu yıl günlerimizin çoğunu ben bahçesinde geçirmek zorunda kaldım.
Evimin bahçesinden izledik yağan yağmuru.
Kimi zaman yağmur damlaları güneş ışınlarının arasından toprağa düşerken gökkuşağı oluşuyordu.
Yaşadığım şehri, demokrasi gazisi Kırşehir’i böylesine düşünüp sarmalıyorum. Sığdıramıyorum onu hiçbir yere, bir kaba koyamıyorum gözümde büyüttüğüm, söz söyletmediğim güzeller güzeli Kırşehir’i…
Böyle bir andır ki güzelliğini insanlarımızla paylaşmak için gökkuşağının ya resmini yapmak, ya fotoğrafını çekmek, ya da benim gibi yazısını yazmak gerekir. Ben de bu sabah öyle yaptım.
Kırşehir’de bahçemin en güzel köşesinde sabahın ilk ışıkları ile etrafı seyredip çayımı yudumlarken çiçeklerin, güllerin, şakayıkların, günnasirlerin yüzlerinin güldüğüne tanık oluyorum.
İşte, bu Pazar sabahı da anlatılması zor duygu ve düşünceler içerisinde her şeyimi borçlu olduğum, ölümüne sevdiğim Kırşehir’i bahçemin en güzel köşesinde öyle duygularla yaşıyor ve yazıyorum.
Ben de sizin gibi ülkemin geleceğine dair endişeleniyor, hüzünleniyorum!
Acı…
Hüzün…
Umut…
Sevinç…
Tüm dünyada bunlar şu an yaşanıyor.
Evde, iş yerinde, hastanede, hapishanede, alacakaranlıkta, dört duvar arasında, daha bilmem nerelerde…
Ülkemizin içinde bulunduğu sorunları birlikte çözmek yerine iktidarı muhalefetle, muhalefeti iktidarla söz dalaşına giriyor. Hem de öyle giriyorlar ki, insanlar inanın geleceklerinden daha çok kaygı duymaya başlıyorlar.
Elbette demokrasilerin olmazsa olmaz koşullarından birisi de temel hak ve özgürlüklerdir. Çok partili siyasî hayatımızın vazgeçilmez unsurlarından birisi de seçimlerdir. Halk sandığa sahip çıkıp oyunu mutlaka kullanmalıdır. Bu çok önemlidir. Oyunuzu kime verirseniz verin, ama verirken de yaşadıklarınızı unutmayın!
“Sen sahip çıkarsan, ben sahip çıkarsam bu vatan batmayacaktır” sözünü unutmayın.
Seçimlerin eşit şartlarda yapılıp yapılmadığını görüyorsunuz. Unutmayınız bu günleri…
Demokrasi ve özgürlükler herkes için, hepimiz için bir hayattır, bir nefestir.
Demokrasi olmazsa olmazlarımızdandır.
Özgürlüğünüz yoksa yaşamın ne anlamı olur?
Dört duvar arasında soluk alıp veren kişi sıcak mevsimlerde yaz yağmuruyla yükselen toprak kokusunu duyar mı?
Elbette duyar, elbette hisseder!
Ama nasıl?
İşte, ben bu sabah oturduğum bahçemde ne kadar da duygu ve elem yüklü olarak yazıyorum yazımı…
Kırşehir dışında yazılarımı okuyan Kırşehirli hemşehrilerim, dostlarım beni zaman zaman uyarıyorlar, “Kırşehir için bu kadar üzülme, elem duyma. Duyması gerekenler duysun. Oy verdikleriniz nerede? Hemşehrilerimiz onlardan hesap sorsunlar” diyorlar.
Hani bir de bizim partiden diyerek görev verip, makam mevki sahibi yaptığınız, yapılan işlere takoz koyan, sorun çıkaranlar Kırşehirli olamazlar. Onlar Kırşehir’i sevmezler. Sevemezler. Onlarda asalet yoktur, onlar hasta ruhlu kişilerdir.
Ne yapayım ben?
İnsanlar nokta kadar menfaatlerinin peşine düşmüşler, virgül kadar eğiliyorlarsa, namus bildikleri oylarını ülkelerini, Kırşehir’i düşünmeden kullanıyorlarsa ne diyeyim ben?
Üzülmeyeyim mi, elem duymayayım mı, siz söyleyin?
Ne olacak geleceğimiz?
Ülkemizin ve ilimizin içinde bulunduğu sıkıntılara mı kafa yoralım, yoksa içimizdeki tartışma ve kavgalarla geçen ömrümüze mi?
Endişe içindeyiz.
Hepiniz biliyorum “Evet” diyorsunuz.
Ülkemizin sorunlarını siyasetçiler başta olmak üzere herkes dile getiriyor.
Peki Kırşehir’in sorunları ne olacak? Biliyorum yine çözülmeyecek, yüzüstü bırakılacak.
Ben de boşu boşuna Kırşehir’le yatıp, Kırşehir’le kalkıyorum. Yıllardır yaza yaza gına gelen sorunlarımız çözümlenmiyor, bırakın çözümü giderek kangrenleşiyor.
Bakın şehir merkezinde devam eden iki-üç yatırımımız vardı, adeta çürümeye terk edilmiş durumda. Bir uzanacak el arıyor.
Demirleri paslanan inşaatları her gördüğümde içim sızlıyor, vicdanen rahatsız oluyorum.
Peki bu ile “hizmet ve yatırım getireceğim” diyerek seçilenler Kırşehirlilerin oylarını alanlar, “üttüm oynamam” diyenler, bu kaderine terk edilmiş yatırımları çözmek için neden gereğini yapmıyor, ya da yapamıyorlar?
İktidar partisi Kırşehir’e son yıllarda hiçbir şey vermiyor, getirmiyor. Yapmıyor, yapamıyorlar.
Peki Kırşehir halkından aldığı oylar ne olacak? Bunun hesabı sorulmalıdır.
Yarın sandık halkın önüne konulunca ne yüzle Kırşehirlilerden oy isteyeceksiniz?
İktidar partisi Kırşehir halkına verdiği sözleri yerine getirmezse, devam eden kamu yatırımlarının inşaatlarını yeniden ayağa kaldırmazsa sonları hüsran olacaktır unutmasınlar.
Kırşehir şu an turizmde, tarımda, hayvancılıkta, eğitimde, bitmiş durumda. Kırşehir her alanda geriye gediyor. Bu ilin yöneticileri gerçekleri açıklasınlar. Halk bilsin, öğrensin.
Nerede Kırşehir’in başarılı olduğu o güzel yıllar?
Bugün bakın Kırşehir’in cadde ve sokaklarında, çarşılarında pek çok dükkân ya satılık, ya da devren kiralık.
İnsanlar batmış, iflas bayrağını çekmiş durumda.
Yazık… Yazık…
Kırşehir’de insanlar varını yoğunu satıp, sarmalayıp başka illere göçüyor, bu duruma kim dur diyecek? Göçün önüne kim geçecek? Hani iktidarın Kırşehir temsilcileri?
Bu durumun sonucu ilk yapılacak seçimlerde nelere mal olacak hepimiz göreceğiz.
Ben bütün bunları Kırşehir’im adına yazıyor ve istiyorum.
Uyarması bizden.
Uyarıyorum, uyarıyorum, uyarıyorum…
İşte bütün üzüntüm bu!
“Kırşehir Çiğdem” Gazetesi olarak bu sorunları bizden başka neden hiç kimse yazıp dile getirmez ki!
Tabi onların amacı Kırşehir’in sorunlarını çözmek yerine, kendi sorunlarını çözmek olunca elbette gözleri kör, kulakları sağır olacak ve “gelene ağam, gidene paşam!” diyeceklerdir.
İşte böyle Kırşehir…
İşte böyle hemşehrilerim…
Yazdım yine seni, senin sorunlarını…
Çare olurum, derman olurum diye…
İşte benim Kırşehir’im…
YORUM EKLE