İNDİRDİM DONU…

Ülkemiz 15 Temmuz akşamı ülkemiz büyük bir darbe girişimi yaşadı.
FETÖ Terör örgütü meğerse Altan alta güzel ülkemizin altını oymaya, bölüp parçalamak için neler yapmış neler…
Kırşehir’de hemşehrilerim, binlerce insanlar günlerce demokrasi nöbeti tutarak FETÖ terör örgütüne karşı tepkilerini ortaya koydu.
Kırşehir insanı gerçekten demokrasi aşığı bir memleket. Demokrasi uğruna “gazi” unvanı olmuş bir şehir. Böyle bir kentin insanları elbette milli iradeye ve demokrasiye sahip çıkacaktır. Zaten de öyle yapmıştır.
İnşallah bugün zor bir süreçten geçen ülkemiz, birlik ve beraberlik içinde bu zor günleri kısa sürede aşacaktır. Yeter ki birlik ve beraberliğimizi koruyalım.
Ben Kırşehir’de işim gereği ayrıldım ve yıllardır İstanbul’dayım. Ama gönlüm her zaman Kırşehir’dedir.
Bugün siz değerli okurlarıma İstanbul’da yaşanan bir olayı anlatmak istiyorum.
Mercan Yokuşu'nun meydanında kafasına şapka gibi geçirmiş erkek külotunu. Kısa parçalar sarkmış, kafasının iki yanına kulakları üstüne. Kısa boylu esmer adam, kırk yaşlarında, önünde yığılı atlet külotlar…
Gözlerini kapıyor, bir süre duruyor öylece, meydan kum gibi insan kaynıyor. Mağazalara mal, malzeme taşıyan araçlar sokak aralarından meydana girdiğinde kalabalık dalgalanıyor, bağırıp çağıranlar derken curcuna başlıyor. Mavi kaportalı kamyon klaksonunu öttüre öttüre meydandaki kalabalığı dağıtmaya çalışıyordu.
Kimileri kamyonun tekerlerine tekmeyi vuruyor, kimi de kamyonun sürücüsünün camını yumrukluyordu.
Nereden çıktığını göremediğim bir Zabıta memuru elini kolunu sallayarak, “Panik yapmayın biz buradayız” diye bağırdı. Kalabalık sustu birden.
O sıra erkek atlet-külot satıcısı, cırtlak sesle; “Külotu indirdim haydi gelin, girin sıraya” ünlemesi duyuldu, sıkışık kalabalıktaki insanlar baktı birbirlerinin yüzüne, kadın-erkek, genç-yaşlı tümünün yüzünde şaşkınlık okunuyordu. Zabıta düdüğünü öttürdü.
Herkes irkildi, meydanın sessizliğini fırsat bilen erkek çamaşırı satıcısı adam, “Donu indirdim yok mu alan?” diye çağrı yaptı yeniden.
Zabıta memuru, “Hişt! Doncu doncu, terbiyeli konuş lan” diye gürledi.
Çevreden, evet ne biçim konuşuyor bu adam?
- Terbiyesiz!
- Namussuz!
- Herkesin karısının, kızının içinde!
- Olur mu yahu?
- Manyak bu adam!
- Geçirmiş kafasına erkek donunu…
-Don değil, birader külot derler ona İstanbul'da.
- Biz kırk yıldır İstanbulluyuz sen kendine bak!
- Yahu yapmayın.
- Hayır bakar mısın, adam kendi kıro, bana İstanbullu olduğunu sokuşturmaya çalışıyor.
- Bırakın didişmeyi…
- Doğru söylüyor hanım, biz birbirimizle dalaşırken kuralsız, görgüsüz kamyoncu yayaların hakkına tecavüz ediyor. Sorumsuz, topluma saygısı olmayan bir satıcı terbiyesizce argo sözcüklerle satıcılık yapıyor.
- Hanımefendi o satıcı işini yapıyor, malını satmak için ilginç bir yöntem bulmuş kendince.
- Ama ahlaksızca!
- Neden ahlaksız, Seda Sayan gelmiş elli beşine dokuzuncu kocayı bastı bağrına o olayda ahlak var mı?
- Petek Dinçöz'ün yaptığı ya!
- Hülya Avşar'ı unutmayın.
- Ne o kardeşim burası Millet Meclisi mi, kanun mu çıkarıyoruz?
Mercan Meydanı'nda tüm bu hır güre, donu indiren çamaşırcı adam sebep oldu.
- Ne ilgisi var, adam çoluk çocuğunun ekmeği için her yola başvurur. Malını satacak…
Bir kadın başörtüsünden taşan ak saçlarını düzelterek, sesini yükseltti:
- Mal satıp para kazanmak için toplumun içinde argo konuşmak ayıp değil mi?
- Doğru söylüyorsunuz hanımefendi, ama her gün, gece gündüz televizyonlarda izlediğimiz, sözde kadının sorunlarını tartışan, zavallı insanları ekrana çıkarıp sade vatandaşların aleni sorunlarını salya sümük duygu sömürüsüne dayalı programlar şu erkek çamaşır satıcısının donu indirdim terbiyesizliğinden, düzeysizliğinden ne farkı var?..
Kadın yutkundu çevresine baktı. Meydanda sessizlik oldu. O sıra “Donu indirdim yok mu gelen?” dedi erkek çamaşır satıcısı. Sessizlik oldu ilkin, sonra kahkahalar yükseldi. Erkek çamaşır satıcısı adam, “Donu indirdim yok mu gelen?” diye müşteri çağrısını sürdürüyordu.
- Sözü dolaştırmayı bırakın…
- Ne yapalım?
- Doğruları, yaşadığımız gerçeği tartışalım.
- Nasıl?
“Beyler şu donu indirdim, diye zır zır öten terbiyesiz adamın sesini kesmeli devlet” dedi… Yanındaki yeşil gözlü yaşlı kadının elinden tuttu, “Bu memlekette devlet kalmamış” dedi. Öfkeyle soludu burnundan…
Öteki, “Yahu Mercan Meydanı'nda bir garip tezgâhtarın başına polis mi koysun devlet” dedi.
- Doğru, ben Londra'da da yaşadım uzun yıllar, her şey devletten beklenmez orada.
- Yalan söylüyor bu adam…
- Neden?
- Londra'da yaşamış adamın ne işi var Mercan Pazarı'nda?..
- Öyle söyleme!..
- Çoğu zenginler gelir çorabını, don gömleğini meyve ve sebzesini Eminönü Pazarı'ndan alır.
- Yok ya inanmam.
- İster inan ister inanma… Doğru söylüyor beyefendi.
- Nereden bildin?
- Yahu ünlü modacı Cemil İpekçi dünyada ödül kazanan Azra Akın'ın giydiği pazeni Eminönü'nden aldım demedi mi?
- Haklı valla…
Zabıta, düdüğünü öttüre öttüre kalabalığı dağıtıp, araçlara yol açmaya çalışıyordu.
Don satıcısı, bağırıyordu avaz avaz, “Donu indirdim gelin!” diye.
Emekli Şakir Bey, kalabalığı süzdü, don satıcısının ünlemesini dinledi ve yanındakine, "Ulan memleketin çivisi çıktı yahu" diye mırıldandı.
Don satıcısı çağrısını sürdürüyordu Mercan Yokuşu'ndaki meydanda, İstanbul'da…
YORUM EKLE