"Her savaştan geriye üç ordu kalır.
Ölüler ordusu, yas tutanlar ordusu, hırsızlar ordusu."
Ağır bir cümle değil mi?
Daha da ağırı var...
Düzen çarklarındaki çürük yanları ince bir alayla sergileyen B. Brechten alıntıladığım yukarıdaki bu sözleri günümüze örnek olacak öğretici bir nasihat niteliğinde.
Her savaştan sonra kalan üç ordu.
Savaş, çoğu zaman zafer ve yenilgi kavramlarıyla anlatılır. Haritalar yeniden çizilir, nutuklar atılır, madalyalar dağıtılır. Oysa savaş bittiğinde geriye kalanlar, resmi tarih kitaplarının soğuk sayfalarına sığmayacak kadar ağırdır.
Çünkü her savaştan sonra gerçekte üç ordu kalır:
Ölüler ordusu, yas tutanlar ordusu ve hırsızlar ordusu.
Ölüler ordusu, savaşın en büyük ve en sessiz kalabalığıdır. Onlar ne itiraz eder ne de alkışlanır. Kimlikleri çoğu zaman birer sayıdan ibaret kalır: “Şu kadar şehit, bu kadar kayıp…” Oysa her biri yarım kalmış bir hayat, bitmemiş bir cümle, bekleyen bir umut demektir.
Bu orduya dâhil olanlar sadece cephede ölen askerler değildir. Bombalar altında kalan çocuklar, açlıktan ölen yaşlılar, hastanelere ulaşamayan siviller, çaresizler de bu ordunun askerleridir. Savaş, en çok sesini çıkaramayanları yutar. Tarih ise onları çoğu zaman dipnot olarak anar.
Savaştan sağ çıkan herkes kazanan değildir. Geride kalanlar, yani yas tutanlar ordusu, görünmeyen bir cephede ömür boyu savaşır. Evladını, eşini, kardeşini kaybedenler; yıkılmış şehirlerin enkazında sadece taşları değil, hatıralarını da toplayanlar…
Bu ordunun silahı yoktur ama yükü ağırdır. Travma, yoksulluk, yalnızlık ve adalet arayışı onların gündelik hayatının parçasıdır. Toplumlar çoğu zaman bu orduyu “sabretmeye” çağırır, ama iyileştirmeye yanaşmaz. Oysa barış, yas tutanların sesi duyulmadan inşa edilemez.
En küçük ama en etkili ordu ise hırsızlar ordusudur. Onlar ne cephede savaşır ne de kayıp verir. Savaşın yarattığı kaostan beslenirler. Silah tüccarları, karaborsacılar, yolsuzlukla zenginleşenler, yeniden inşa adı altında yağma yapanlar…
Bu ordu, savaşın asıl kazananıdır. Ölülerin suskunluğu ve yas tutanların çaresizliği, onların hareket alanını genişletir. En acı olan ise şudur:
Savaş bittiğinde bu ordu çoğu zaman dağılmaz; aksine, yeni düzenin içine ustaca sızar.
Bu üç ordu bize şunu gösterir: Savaşın gerçek bilançosu, zafer meydanlarında değil, mezarlıklarda, yas evlerinde ve karanlık hesap defterlerinde yazılır. Bir toplum, ölülerini sadece yüceltip yas tutanlarını unutur, hırsızları ise görmezden gelirse; savaş fiilen bitmiş olsa bile ahlaken devam eder.
Gerçek barış mı ?
Bu üç orduyla yüzleşmeyi gerektirir.