Haydut ABD bataklığa gömülmeli

Belgeseller izliyoruz. Doğadaki canlılar, yaşamlarını sürdürebilmek için birbirlerini acımasızca yok ediyorlar. İguanalar, kaplumbağaları ve kendisinden küçük böcekleri yiyerek besleniyorlar. Kaplanlar, leoparlar, iguanalarla besleniyorlar. Aslanlar, sürü halindeki geyiklere, karacalara, bufalolara saldırıp geçimlerini sağlıyorlar; yediklerinden arta kalanlara da çakallar üşüşüyor. Bu doğanın yasası diyoruz. Çekirge sineği; küçük kuşlar çekirgeyi, atmacalar, şahinler, doğanlar da küçük kuşları yok ediyorlar. Kısacası en klasik deyimle “büyük balık, küçük balığı yutuyor”.

Ama bunlar hayvan.

Bunları örnek alarak insan da ticarette, siyasette, sosyal yaşamda aynısını uyguluyor “büyük balık, küçük balığı yutar” mantığıyla. İnsanlar, insanları; kurumlar, kurumları; devletler, devletleri yutuyor.

Oysa biz insanız. “Hayvanların yaptığını yaptığımızda onlardan ne farkımız var” diye düşünemiyoruz… Düşünemiyoruz, çünkü hayat acımasız.

Bir semtte bakkallar var. Biraz daha büyük sermayeli market o semte gidiyor, bakkalı yok ediyor. Ondan daha büyük sermayeli bir süper market açılıyor, kendisinden küçüğü yutuyor. Daha büyük hiper marketler de onları… Devasa alışveriş merkezleri kuruluyor; hepsini yutuyor.

Yutulanlar ya da yutulma tehlikesiyle karşı karşıya olanlar, can havliyle başka semtlere, kendisinden daha güçsüzlerin olduğu bölgelere kayarak, kendisinden küçükleri yutup ayakta kalmaya çalışıyor. Bir süre daha ayakta kalabiliyor ama gün geliyor yine başka bir büyüğün oraya gelip kendisini yutmasına engel olamıyor.

Büyük bir kentte, çok uluslu alışveriş merkezleriyle rekabet edemeyen orta ölçekli bir market, bu yöntemle küçük bir kente kaydığında aynen şöyle diyor: “Biz orada yerli bir arabaydık. Oradaki Mercedeslerle baş edemedik. Şimdi küçük kente geldik; biz Mercedes olduk, buradakiler yerli araba…”

Ve hatta öyle işliyor ki çark; yerli arabaların içinde, daha kaliteli olanlar da kendilerinden daha zayıf yerli arabaları yok ederek yabancı marka otomobil firmalarının ekmeğine yağ sürüyor ve dişlilerin çalışmasını sağlıyor.

Bu, ticaretin her dalında da geçerli, yaşamın her alanında da… Hatta çoğu zaman öyle oluyor ki; kendi ayaklarınızın üzerinde duracağınız kadar bir sermayeyle ticaret yapmaya çalıştığınızda dahi, yaşamın acımasızlığı yine karşınıza çıkıyor. Büyümek ve piyasaya egemen olmaya çalışan güçler; sizin mal aldığınız yolları tıkayarak, mal temininizi engelleyerek, yeterli sermayenize karşın, gayri ahlakî taktiklerle ipinizi çekiyor.
Tıpkı doğadaki diğer canlıların, birbirlerini yok etme taktikleri gibi.

Oysa biz insanız. Nasıl olur da onlar gibi davranır, onlar gibi acımasızca diğer insanları yok edebiliriz? Ediyoruz işte. İnsanlar insanları, kurumlar kurumları, devletler devletleri aynı mantıkla yok ediyor.

Sonra çıkıp, sanki bir tiyatro oynar gibi, insanlıktan, sevgiden, barıştan, kardeşçe yaşamaktan söz ediyoruz…

Eşkıya kılıklı palyaço bir gece Venezuela’ya gidip, devlet başkanını yatağından alıp ülkesine götürüyor. Buna dur diyecek bir güç, makam yok. Çünkü en büyük balık şimdilik Amerika.

3 yıldır Filistin’de yaşananlara bir bakın. Bütün dünyanın gözü önünde on binlerce insan katlediliyor. Ne insanlık, ne vicdan, ne adalet, hiçbir kural, yasa, anlaşma tanımaksızın bebekler, kadınlar öldürülüyor, Savaş suçu olmasına rağmen okullar, hastaneler yerle bir ediliyor. Yüzlerce sözüm ona insan haklarından yana ülke ya seyrediyor ya da katliama destek veriyor.

Ortadoğu petrollerine göz dikmiş ve bölge imparatorluğuna soyunan katil Amerika ve onun sapık/manyak lideri haydut Trump, İran’a 1 ayda 160 uçakla 15 bin sorti yapmakla övünüyor ve “istersek bir gecede bir medeniyeti tarihten sileriz” gibi laflar ederek tüm dünyaya gözdağı veriyor. Kreşler, sağlık kuruluşları, üretim tesisleri bombardıman altında. On binlerce insan ölüyor, yılların birikimi, emeği, milyarlarca dolarlık fabrikalar, makineler yerle bir ediliyor. İran’ın güya dindaşları ve Avrupa’nın insan hakları savunucuları, bir çoğu korkudan, bir çoğu da ganimetten pay kapmak için Amerika’ya yalakalık yapıyor. İspanya Başbakanı Pedro Sançes ve İtalya Başbakanı Giorgia Meloni dışında kimse karşı çıkamıyor. Onlar da yalnız kaldıkları için sesleri cılız çıkıyor ve etkisiz kalıyor.

Tüm bu katliamlar, insanlık dışı saldırılar, emperyalizmin özünde var. İşgalcilik, zorbalık, işkence, hep vahşi kapitalizmin eseri. Bunun önlenmesi de sadece birkaç ülkenin karşı çıkmasıyla ve başka ülkelerdeki miting ve gösterilerle protesto etmesiyle karşı konamayacak kadar büyük ve devasa bir tehlike. Onun için yüzyıllar önce Karl Marx “Bütün dünya emekçileri birleşin” demiş. Ama kolay değil, milyonlarca ezilen insanı bira araya getirip, emperyal güçlere karşı savaşa ikna etmek. Çok denendi, çok örgütlenmeler yapıldı, hala da yapılıyor ama, yeterli olmuyor. Çok daha güçlü olmak, çok daha yüksekten ses çıkarmak, haydutlara her fırsatta ders vermek gerek.

Geçmişte Vietnam’da olduğu gibi, şimdi İran’da, daha sonra saldırdıkları başka ülkelerde layık oldukları dersler verilirse bu doymak bilmez köpek balığı ABD, tüm dünyayı esir almaya, sömürmeye, katletmeye devam edemez. Bu son savaşta haydut ABD’nin İran bataklığına gömülmesini savunmak, asla kendi halkını asan, katleden, zulmeden Molla rejimini haklı çıkarmak, desteklemek değildir. Herkes tavrını ona göre almalı.