HAYAT TRENİ

Sabahın ilk saatlerinde İzmir /Basmane Garından Isparta’ya hareket edecek treni bekliyorum. Yağmur şiddetini artırıyor. Trendeki yerimi ararken, makinist ile bir yolcu aile arasında ağız dalaşına rast geliyorum; o bilindik bilet kavgası anlayacağınız. Neyse ki gürültü bitti ve koridor açıldı da ben de yerime oturdum.

Trenin hareket edişinden birkaç saat sonra üç serseri, iki genç kıza laf atarak rahatsızlık veriyordu. Onlara yakın yerde oturan babayiğit, Amerikan sinema artisti John Wayne’e benzeyen kırklı yaşlarının başında olduğu anlaşılan bir adam ayağa kalktı ve serserilere yaklaştı ve onları iyice bir dövdü. Dayak yiyen serseriler daha sonra özür dilediler ve o babayiğit adamın elini öptüler.

Tren yolculuğu denince aklıma Kadir İnanır’ın Selma Güneri ile birlikte oynadığı Asker’in Dönüşü filmi gelir. Filmin başrol oyuncusunu vicdanı, yolculuk boyunca rahat bırakmaz…

İnsan trende daha rahat hisseder kendini. Otobüs ve uçak yolculuğuna benzemez; otobüs gibi kuralsız değildir, uçak gibi de aşırı kuralcı değildir tren yolculukları. Gündüz seyahat ederseniz tabiat önünüzdedir, bir belgesel gibi…

Çocukluğumdan beridir özlediğim kara tren ile yolculuk yapmak, içinden tren geçen şehirleri dolaşmak. Artık o kara trenler yok, daha modern trenler aldı onların yerini…

Akşam Isparta’ya vardığımda kaldığım mekânın lobisinde çok kibar ve beyefendi bir kişiliğe sahip olan Pamukkale Üniversitesi öğretim üyesi Mustafa Sarıca ile tanıştım. Kısacık sohbetimizde şiirlerden ve tren yolculuklarından konuşurken Fransız yazar Jean d’ Ormesson’un “Hayat Treni” isimli şiirinden bahsetti. Şiir şöyleydi:

“Doğduğumuzda trene bineriz ve anne babamızla tanışırız; onların her zaman yanımızda yolculuk edeceklerine inanırız.

Zaman geçtikçe, başka insanlar da trene binecek ve bunlar önemli kişiler olacak, örneğin kardeşlerimiz, arkadaşlarımız, çocuklarımız ve hatta hayatımızın aşkı.

Ancak, bir istasyonda anne babamız trenden inecek ve bizi bu yolculukta yalnız bırakacaklar.

Diğerleri zamanla görevlerinden ayrılacak ve kalıcı bir boşluk bırakacaklar.

Ancak bazıları o kadar fark edilmeden ayrılır ki, yerlerini boşalttıklarını bile anlamayız.

Bu tren yolculuğu neşe, hüzün, hayal, beklentiler, selâmlaşmalar, vedalaşmalar ve ayrılıklarla dolu olacak.

Başarı, tüm yolcularla iyi bir ilişkiye sahip olmayı ve bu nedenle elimizden gelenin en iyisini vermeyi gerektirir.

Herkes için gizem şu: Hangi aşamada görevimizden ayrılacağımızı bilmiyoruz.

Öyleyse en iyi şekilde yaşamalı, sevmeli, affetmeli ve kendimizin en iyi yönlerini sunmalıyız… Hayat treninde yolculuğa devam edecek olanlar için güzel anılar bırakmalıyız.”

***

Saklı Kalan Şiirler köşemizin bu haftaki ilk misafiri Macit Coşkun, 1949 yılına ait bir şiir:

TREN

Ne de yavaş gidermişsin trenim!

Kâh kömür alırsın, kâh su.

Her istasyonda durursun uzun uzun,

Çekilir dert değilsin doğrusu.

Henüz yarısındayız yolumuzun.

Acele etmezsin elbette!

Ne sevgilin var gözleri yolda

Ne uyku nedir bilmiyen anan;

Ne de üç yıl çile çektin gurbette:

Hasret bir yandan, geçim belâsı bir yandan..

Haydi yürü kara dumanlı trenim!

Biraz da sabrı tükenenleri düşün.

Yürü, ışıl ışıl gözlüm benim.

Bu yol böyle bitmez, geceler uzun.

Sen bilirsin, ocağına düşmüşüm

Hâlâ yarısındayız yolumuzun.

**

İkinci şiirimiz, 26 yaşında hayatını kaybeden Zafer Ekin Karabay’a ait;

TRAFİK

kentin baskısı kaldı bize

ve ışıkları trafiğin ya da kazası

oysa biz hep bir düş kazasında

yitirdik arkadaşlarımızı

karşıdan karşıya geçerken

eli bırakılan çocuklardık

o insan kalabalığındaki

son gülümsemesiydi annemizin

sonra hangi tarafa geçsek karşıda kaldık!