Halamın ekonomik anlayışı
Halam yetmiş yaşında vefat etti, aynı zamanda kayın validemdir. Okumuşluğu yok fakat ev ekonomisi ve tasarruf hakkında duyduğunu dibine kadar yorumlamada üstüne ekonomist tanımam.
Ben halama kızarım, “yahu hükümetin kocaman Bakanı veya yetkilisi yalan mı söylüyor sen kendine neden eziyet ediyorsun?” derim. Fakat halam eski tecrübe ve geçmiş yıllarda yaşadıklarının bir türlü etkisinde kurtulamaz ve de hep o haklı ve doğru çıkar.
Yukarda okuduklarınız 1968 yılları. Şimdi 2016 değişen bir şey var mıdır?
Bence yoktur, tellaklar eskilerin çırağı, hamam da aynı hamam!
Türkiye son otuz yılda kalkınıyor görüntüsü çizse de, tek ayağı olmayan bastonla ayakta duran yarım adam görüntüsü veriyor. Hiç çalışmadan emekli olan insan, dünyada Türkiye’den başka bir ülke yoktur.
Müsrifliği bir türlü önleyemedik. “Adama göre iş değil de, işe göre adam” yetiştirememenin yıllardır acısını çekeriz.
“Sanayileşiyoruz” diye, tarım arazilerini imara açmanın ne kadar yanlış olduğunun faturasını ağır ödeyecek gibi geliyor bana.
Turizm sevdasıyla narenciye bahçelerini harap eden politika tasvip edilir bir uygulama olmadığı hala anlaşılamadı.
Kırşehir’de yaşları yetmişin üzerinde olanlar bilir, fazla değil 25 sene önceye kadar şehrin meyve ve sebze ihtiyacını karşılayan Özbağ, Dinekbağı, Çukurçayır, Üçgöz, Obruk, Ekizarası gibi verimli arazileri ve bahçeleri imara açarak toplumu dışarıya bağımlı kılan idareler iyi dualarla anılacağını zannetmesinler.
Kırşehir’in çevresinde verimli toprakların ve üzüm bağlarının yerlerinde beton yığınları dikiliyor!
Nerde o Kındam’ın mis kokulu erikleri kayısıları, Bağbaşı’nın sümbül gibi pırasaları soğanları. Hızırağa’nın bal tadında aromalı üzümleri artık hayal oldu.
Tarım sanayinin lokomotifi sayılır, tarımsız sanayi geliştirilemez, ama maalesef tarımı nasıl bitirdiğimizin başarısını yakaladık.
Samanda ithal edecek duruma gelinmişse daha bunun tartışılacak tarafı kalmamıştır, geçmiş olsun işi iyi bilenlere.
Türkiye’de gelmiş, geçmiş ve hatta gelecek hükümetlerin, kapsamlı bir toprak reformu yapmaya gücü yetmez ve de yetmeyecektir. Kabzımallara ve tefecilere teslim edilen tarım üreticilerinin problemleri kaderi bir olgudur, çözümü de mahşere kadar sürer, pek orada da çözümü nasıl olur bilen yok fakat yorum çok.
Liberal ekonominin Türkiye’yi ne kadar zenginleştirdiği ortada. Nerdeyse günlük yaşantımızda ihtiyaç duyduğumuz pek çok mal ithal veya yabancı kuruluşların malı. Dışa bağlı üretimle kalkınan bir ülke yoktur dünyada.
Yabancı sermaye hiç bir zaman kalkındırmak istiyor ayağında başka bir ülkeye yatırım yapmaz. Kendisine rakip olarak gördüğü kuruluşları ya batırarak ya da parlak vaatlerle bünyesine katar ve piyasada siler. Ucuz mal verme sözleri ile kurulması istenen fabrikaları kurdurmaz.(Tatlandırıcı fabrikaları kurma uğruna pancar üretimini nasıl kotalattırdıklarını unutmayalım) Otomobil sanayi en basit örneği.
Cumhuriyetten sonra Kayseri’de imal edilen eğitim uçaklarını sattığımız Avrupa ülkelerinde uçak almaya mecbur bırakılan ülkenin geçmiş idarecilerini şimdi biz nasıl eleştiriyorsak, bizden sonra gelen nesil aynı eleştiriyi biraz daha süsleyerek yapar, hem de lanetleyerek.
Bilinçsiz ve iktidar olma veya iktidarda kalma uğruna günü kurtaracak vaatlerle göstermelik açılışlar yapmak, Türkiye´ye çok zaman kaybettirmiştir. Bilinçsiz yatırımlara hatta hiç bir istihdam yaratmayan lüks yatırımlara harcanan paralardan doğan zararlar, sonunda fakir halkın sırtına yüklenerek toplumun daha da fakirleşmesine sebep olmuş ve halada olmaktadır.
İşsizlik zamanla terörist yaratır, plansız bir eğitim sistemi daha fazla kültürlü ve diplomalı işsiz yetiştiriyor. Sokaklar ve kahvehaneler genç üniversite diplomalı okeycilerle dolu. Hatta geçimini bu tip oyunlar oynayarak nafakasını kazanmaya çalışan gençlerde var.
Diplomalı ayakkabı boyacısı, pazarcı ve hatta teknik bilgili uzman hırsız yetiştirir işsizlik. Son zamanlarda çekilen sıkıntı yatırım yapılmayan bölgelerden, terör guruplarına katılımın yüksek olması bariz örnektir.
Fransa Avrupa’nın gelişmiş ülkelerinden birisi, otoban ve çiftli yol ağlarına ağırlıklı olarak 1980’lerden sonra başladı ve her şehirlerarası değil, sadece trafiği yoğun olan yollar çiftli olarak yapıldı ve o da paralı. Yol çok önemli, bir ülkenin kalkınmasında elbette rolü tartışılmaz, ama gidilecek yere yarım saat geç varılsa kayıp ne olur? İkincisi eğer yollarda yük taşımak için büyük kamyonlar varsa o ülke kalkınıyor demektir. Çünkü büyük arabalar yük taşımak için yollardadır. Eğer her binek arabasının içinde bir veya iki kişi varsa bu bir müsriflik ve lüks gösterisinin simgesidir.
Bugün Türkiye hak etmediği ve kazanmadığı bir lüksün içinde yaşıyor ve bunun bedelini ileriki zamanlarda çok ağır ödeyeceğe benziyor. Türkiye sadece kapitalist ve sömürücü bir sistem olan karma ekonomi sistemiyle idare edilmeye çalışılıyor, idare ediliyor değil edilmeye çalışılıyor.
Genellikle olarak dış kaynaklı sermaye ile kalkınmak, her ne şekilde olursa olsun kazancını başkasıyla paylaşmak demektir. İmalatın ham maddesinin yüzde 60 oranı ithal ediliyorsa, üretimde yatırım yaparak istihdam yaratmak ve kurumun devamlılığını sağlamak mümkün değil. Hele ithalatta dövize endeksli işlem yapılıyorsa enflasyonu önlemek hayal olur.
Kayıt dışı para, kayıt içi para ne demek neden kontrol altına alınamaz, vergisi ödenmeyen kazancın ülkeye yarar sağlayacağı hayaldir. Piyasaların para ham madde ve düzenli hizmetlerin üreticiye sunulması devletin görevidir. Piyasayı kontrol altında tutmak ve enflasyonla mücadele ancak bu şekilde başarıya ulaşılır, yoksa her sene ücretlere devlet yasa ve kanunlarla seçmeni memnun etmek için yapılan müdahale, enflasyonu tetikleyeceği gibi işsizliği de daha fazla artırır.
Emekli ve memurların aylıklarına yapılan zamların, keşke yapılmasaydı feryatları yavaş yavaş yükselmeye başladı. Bu zamların iyi veya kötü olup olmadığı, altıncı ayın sonuna doğru belli olur.
Bunların yanı sıra sermayenin akışını kontrol etmek çok önemli. “Sermaye artışı yapıyoruz!” diye cin işadamlarının kurdukları çok ortaklı işletmelerin zamanla tek kişinin eline geçmesine engel olmak daha kolay olur. Sermaye artışı için koşulların harfiyen yerine getirilip getirilmediği daha kolay anlaşılır. Her sermaye artışından sonra istihdam artışında şart koşulmalı. Yoksa her işletmecinin özel uçak ve özel yatlara verilen paraların önüne geçilemez. İşçinin sigorta ve emeklilik paralarını yatırmayan patronların, manitalarının lüksüne nasıl para harcadıkları, zaman zaman gazetelerde okunur.