HA GAYRET



Bütün dünyanın aciz kaldığı ve henüz tam olarak ne olduğu belli olmayan, şimdilik adına Korono olarak kendisine saygıyla hitap ettiğimiz düşman pek kolay kolay yakamızı bırakacağa benzemiyor. Adeta yakamıza yapışan, arsız ve yapışkan virüs bazı arsız siyasetçiye benziyor.
Dünyanın saygıdeğer ve mesleğinde başarılı olan bilim adamları, henüz bu gözle görülmeyen küçük canlıyı tanıyamadılar. Fazla muhatap olup koronayla içli dişli olan bazı bilim insani aramızda ne yazık ki ayrıldı. Onlar geride kalan bizler için kendilerini feda ettiler, Allah rahmet eylesin.
Bu küçük düşman hakkında derin malumatı olan insanlarımız varmış, haberimiz oldu da onların talimatlarıyla aydınlandık. Bereketli Anadolu topraklarında ne mücevherler yetişmiş de haberimiz olmamış.
Dedem rahmetli, “profesör her şeyi bilen adamdır” derdi meğer doğruymuş. Öyle ilim ve bilim adamları tanıdık ki televizyon kanallarında, anlamadıkları ilim dalı yok maşallah!
Yalnız şunu da iyi öğrenmiş olduk. Devlet ve toplum idaresinde yetki sahibi olabilecek devlet adamı yetiştirmede biraz yavan kalmışız. Şimdi benim hemen iktidar karşıtı olarak gören kimseler çıkacak. A parti, B parti olayı değil anlatmak istediğim. AKP Allah uzun ömür versin 18 seneyi geride bıraktı, çok şeyleri başardı ve yaptı. Ama çok şeyleri de eline yüzüne bulaştırdı, yani beceremedi.
Peki her hangi başka bir parti iktidarda olsaydı daha mı iyi yapardı, hayır. Belki daha kötüsünü becerebilirlerdi. Hala Osmanlının etki ve tesirinde kurtlanamadığı müddetçe böyle devam eder gider.
Bir defa Türk siyaset kültüründe yanlış yapılınca görevi bırakma alışkanlığı yok. Evel Allah koltuğa bir yapıştı mı veya yapıştık mi bırakmak şöyle dursun bin bir türlü dalavere ile orada kalır, bastona dayanıncaya kadar ve hatta mezara o makamda gitmeyi bekleriz.
Yanlış ve hatada düzeltelim derken daha fazla batan bir siyasi döngü içerisindeyiz. Son infaz yasası da buna dahil. Umre dönüsü hacılara ateş düşürücü ilaçlar verilerek, karantinaya alınmadan alana bırakılması, bu hastalığın Türkiye’ye geldiğini ileri sürenler var. Bu yanlış bir bahane değil fakat yapılmamalıydı. Dünyanın pek çok yerinde umreye gitmeden de ulaştığı ülkelerde var. Son infaz yasasıyla dışarı bırakılan mahkûmlar, umreciler kadar tehlikeli ve yanlış bir uygulama.
Bu hastalıkla ileri sürülen bir sürü yazılıp çizilen teoriler var. Biyolojik silah olarak kullanılmak isterken Laboratuvarda yanlışlıkla kaçırıldığını ileri sürenler var. Fakat ne olursa olsun büyük bir facia olacağı kesin.
Buna ve bu gibi salgınlara hazırlıklı olan ülkeler, az hasarla düzlüğe çıkmayı başaracaklar. Bu ülkelerden bir tanesi de Almanya. 53 yılını Almanya’da geçiren birisi olarak Almanya’nın başarılı olduğunu söyleyebilirim. “Bu başarı nasıl oldu?” diye düşünmeye gerek yok. Çünkü Almanya iki dünya savaşında da büyük kayıplar vermiş ve gereken tecrübeleri kazanmış bir ülke. Ayrıca Almanya’da temel gıda maddeleri ucuz olduğu için beslenmelerinde kalitede var dolayıyla bağışıklıklarında bir yükseklik var.
1-Halkın devletine güvenmesi ve kendisini emniyette hissetmesi.
2-Bütün insanların kayıtları tek merkezde toplanması ve her an istenilen sahsa ulaşılması.
3-Nüfusu eşit olarak dağıtıp yerleşim merkezlerini daha kolay sevk ve idare etme anlayışı. Çünkü bulaşıcı hastalıkların ve doğa felaketlerin az hasarla atlatılması amaçlanmış. Bilhassa ikinci Dünya harbinde toplu şehirlerde çok zayiat verdiler.
4-Alman toplumunun daha az ölü vermesinin başka bir ve çok önemli alışkanlıkları, fazla iççice yaşamamaları. İtalyan ve İspanyollar aynı biz Türkler gibi aile bağları ve akraba ilişkileri fazla olan bir toplum ve mikrop transferi daha kolay ve çabuk olmasa, fazla zayiat verdi.
5-Amerikanin daha çok ölü vermesi gayet normal, çünkü kesme kes ve sorumsuz bir toplum, aynı zamanda sosyal güvencesi az olan yani fakirliğin alt tabakada toplanan sigortasız kimseler. Yalnız şu da bir gerçek, insanların bir kısmını kapatıp bir kısmını serbest bırakmakla bu işin sonu gelmez. En az 10 gün tamamen tecrit edeceksin ki ekonomik gücü zayıf olan ülkeler bunu göze alamaz. Ya da bırakacaksın ölen ölür kalan sağlarla hayata devam. Ülke olarak hepimize geçmiş olsun.
Kırşehir’de sokağa çıkma yasağı uygulanmıyor ama banka ve PTT önlerinde yoğunluk olduğu gözlemleniyor. Keşke böyle durumları ülkemizde hiçbir kentinde görmesek. Ama maalesef insanlar bir şekilde mecbur kaldıkları için sokağa çıkıyor.
Bu arada yeni bir meslek dalı doğdu, sosyal mesafe ayarlama ekibi kurarsan olur mu olur! İnsanlara ölümü gösterip sıtmaya razı etmenin tatbikini yaşıyoruz toplumu devamlı strese sokmanın bir anlamı yok zannedersem.
İnsanlara ölümü gösterip sıtmaya razı etmenin tatbikini yaşıyoruz. Toplumu devamlı strese sokmanın bir anlamı yok zannedersem.
Son olarak bir anlamadığım bir konu var. Bugünlerde Vefa Gurubu diye bir grup oluşturuldu. Niçin kuruldu, nedir, ne işe yarıyor, Kızılay kapatıldı mı cahilliğime verin.
Adı ne olursa olsun, böyle zor günlerde güzel ve hayırlı işler yapan herkese sonsuz saygılar…
YORUM EKLE