GEÇMİŞE YOLCULUK (3)

Kendi çirkinliklerimizle, yanlışlarımızla, yalanlarımızla yüzleşmeden, hesaplaşmadan nasıl arınırız kötülüklerden… Kötülük bizim içimizde yaşarken, gezinirken başkalarının kötülüklerine direnemez, yok edemeyiz. Hayatı kötülüklerden arındırmak istiyorsak kendimizle başlamalıyız.

Aramak, arayış içerisinde olmak anlamlıdır. Hepimiz her zaman bir şeyler ararız, hep arayış içerisinde oluruz. Ancak, karar veremediğim nokta aramak mı daha anlamlı, bulmak mı?... Belki de aradığını bulmak ateşimizi düşürür, şevkimizi kırar, yaşamımızı sıradanlaştırır. Bilemiyorum…

Ancak; “geçmiş hakkında hakikati öğrenmeden gelecek içinde hakikat olmaz ve bugünkü bunalımdan çıkılamaz.“ Ahlaki bir bakış ve vicdani sorumlulukla bakmak istiyorum. Gelecek, geçmişte gizlidir. Yaşandı, geçti, bitti diye geçiştiremeyiz. Geleceği sağlıklı inşa etmenin çözümü geçmişi tanımak ve eleştirel olarak değerlendirmekten geçer. Sonu ölüm olan bir yaşamı bu kadar acımasız, yaşanmaz hale getirmenin  anlamı ne olabilir ki!.. Ölüm acısı şiddetli diş ağrısına benzer. Keskin, sert ıstırap verici, ancak geçicidir. Sürekli olan ise dirilerin verdikleri acıdır.

Bilgi hazinesini gelecek kuşaklara taşıdıkça, belki de onların vicdanlarına seslenebiliriz. Çünkü; bırakabileceğimiz en değerli hazine bilgi birimimiz, olgunlaştırdığımız bilincimizdir. Yaşanabilir bir gezegen ancak bunların insanlığın yararına kullanılmasıyla mümkündür. Hazineleri ihtiraslı insanlar korumak zorundadır, hâlbuki bilgi senin tek koruyucundur. Bu nedenle insanlığa çağrım; en değerli hazinen olan bilgini geliştir ve koru… Bunları yazarken büyük heyecan duyuyorum. Heyecan bilginin sonucudur. Anlatacak bir bilgisi ve öyküsü olmayanın heyecanı da olmaz. Heyecan merakla birleştiğinde yeni arayışlara yönlendirir. Her yeni heyecan sonrakini besler.

Yazarken geleceğe seslendiğime inanıyorum. Kendi içimdeki öteki benle konuşuyor, siz okurlarla paylaşıyorum. Her paylaşma sonrası sonsuz mutluluk duyuyorum. Bilim şaşkınlıktan doğarken, yazmak bunları sonraki nesillere, asırlar sonrasına taşır. Akılla gerçeği veya diğer bir deyişle gerçekle aklı buluşturmak amacındayım. Yazdıklarımın karşılığında para alsam da almasam da mutlu olmak için yazıyorum. Benim zenginliğim bu… Bu zenginlikten sonsuz mutluyum. Benim cennetim diyorum. Çünkü cennetin insanın dışında, ölüm sonrasında değil insanın içinde olduğuna inanıyorum.  İnsan cennete girmez, cennet insanın içine girer. Bu nedenle ölüm sonrasının cennet avuntularıyla ilgilenmiyorum. Sakın, kutsal değerler koruyuculuğu masalıyla boş boğazlık etmeyin. Tanrı sadece bir düşten ibarettir görmek isteyenler için. Ve insan düş görmekten uzaklaşırsa ve bırakırsa  çıldırabilir. Ve bu nedenledir ki insan şifa bulmaz din budalasıdır. Gelecek korkusu ve bilinmezlik korkusu insanı Tanrı yaratmaya sürükler. Böylelikle korkularından kurtulduğuna ve onu koruyacak bir gücün varlığın rahatlığıyla acımasızlaşır. Korku duvarı aşılmıştır.

Bitmemiş bir öyküdür insan. Mekânı, zamanı değişse de öyküsünü tamamlamadan göçer gider insan. Göçüp gittiğinde ardında bıraktığı yarım öyküyle anılır çoğunlukla, Hikaye tamamlanmayı beklerken kimsesiz kalır hayat ve onun sessizliğe gömülen ardında bıraktıkları… Bu nedenle hep buruktur, hep eksiktir. Zaman unutturmaya çalışsa da bir başka hayatta karşımıza çıkıverir. Biz unutmaya çalıştıkça o, inadına kendini göstermek, ben buradayım diyerek bazen fısıltıyla, bazen de haykırarak görünür.

Yazarın varlığı ve besini okudukları ve yazdıklarıdır. Beğenme veya ret etme hakkınız vardır. Ancak onu yargılama ve cezalandırma hakkınız asla yoktur. Cesaretini ve bilincini yitirmiş bir yazarı görmek, sakatlanan bir yazarı görmekten çok daha kötü ve çok daha acınacak bir durumdur. Bu nedenle korkulardan arınmış ve gerçekten uzaklaşmadan yazmak yazarın vicdani sorumluluğudur. “Yazarın varlığı gerçekten yazı masasına bağlıdır. Yazar cinnetten yakasını kurtarmak istiyorsa, doğrusu asla uzak kalamaz yazı masasından, dişi tırnağıyla ona tutunması gerekir. “

Yazar bu serüvene başlarken karşılaşacağı zorlukları, endişeleri, korkuları, sıkıntıları sorun etmez. Sadece yazmayı ve geride, sonraki nesillere hatıralar bırakmak ister. O halde bırakın uğraşmayın, sözcüklerin büyüsüyle uğraşsın. Yazarken geçmişi anlatırken, geleceğe yolculuk yaptığıma inanıyorum.

YORUM EKLE