Gecenin sessizliğinde Kırşehir…
Anadolu nedense her yıl kurak geçiyor. Çevre illere göre Kırşehir’de daha çok kuraklık yaşıyor.
Hatırlayınız, sonbaharda da gerekli yağışlar olmadı. Gerekli zamanlarda yağmadı.
Kışı da biliyorsunuz, Antalya gibi yaşadık. Biz Kırşehirliler de kara hasret kaldık. Kar yağmıyor, yağmur yağmıyor eskisi gibi, nedense.
Güz yağmurları gereği gibi yağmadığından olsa gerek, kar da yağmayınca Kırşehirlilerin çok iyi bildiği ve severek yediği kenger ve keme de olmuyor ne yazık ki…
Bir umut ve mutsuzluk ekseninde geçiyor günler.
Zamanı, saati bir ufak çizgisinde maviye dönüştüğünde, hayallerimiz inanın paramparça oluyor.
Bir kısır döngü içindeyiz ne acı ki…
Adam sen de diyemiyoruz. Başkaları gibi liboş ta olamıyoruz.
Kıştı, bahardı derken Mayıs ayına girdik. Üç gün sonra resmen yaz ayına merhaba diyeceğiz. Yani önümüzdeki Cuma günü Hıdrellez…
Nerede çocukluğumuzdaki eski Hıdrellezler, nerde İkizarası, nerde Ökse, nerde Üçgöz, nerde diğer mesire yerleri?
Özlediğimiz, özlem duyduğumuz her şey anılarda kaldı. Şimdi bahardı, yazdı derken yaza girdik artık..
Ben de öyle yaptım.
Pılıyı, pırtıyı yükleyip bağa göçtüm de rahata erdim.
Akşamın soluğu esintiyle birlikte güneşin batışına dönüşürken, insan fotoğraflarının arasında hayallerle dolu bir yolculuğa çıkmaya hazırlanıyorum sanki…
Öteden beri severim anılarla dolu yolculukları…
O yolculuklar hayatın yorgunluklarını unutturur. Hayatın yedi rengi içinde çırpınır bazen…
İşte yine Kırşehir’deyim, oturduğum bahçemin mümtaz köşesinde çayımı yudumlarken böyle bir yazıyı düşleyerek kaleme aldım.
Seviyorum, ne yalan söyleyeyim böyle sakin ortamları.
Bir sevgiye, bir doyumsuz tutkuya dönüşüyor yazı yazmak benim için…
Beni böyle yazı yazmalara gazeteci ağabeyimiz, ustamız Kırşehir’in yetiştirdiği en büyük gazeteci Dursun Yastıman oldu. O sevdirdi bana böyle yazılar yazdırmayı, Kırşehir’i inadına sevmeyi, onunla beraber çok güzel günlerimiz ve anılarımız oldu. Şimdi o da, ben de özlüyoruz o günleri…
Biz onun kadar titiz ve araştırmacı olmasak da yine de ne öğrendiysek ondan öğrendik. Selam olsun ona buradan, çok sevdiği Kırşehir’den… Öpüyorum onun yanaklarından…
İşte böyle duygular da olunca o zaman umutlar çoğalıyor. Yaşamın anlamı farklı bir yörüngeye giriyor. Umutsuzluk bitiyor, yeni umutlar başlıyor.
Siyasetin dibe vurduğu bir dönemden geçiyoruz.
Şu hale bakınız? AK Parti, yeni bir Anayasa hazırlığında. Muhalefet partileri sözde destekliyorlar yeni Anayasa değişikliğini, ama yine de hatırlatmak isteriz ki CHP’den, MHP’den muhalefet partisi olsa ne olur?
Muhalefetteyken bile oy kaybediyorlar. Hele MHP’nin başındaki lideri ile Mehter Takımı gibi, iki ileri, bir geri gidip duruyor. Bu kafayla devam ederse partiyi barajın altına indirecek.
Seçimli bir kurultay toplayacaklar, lider adayları illere dağılmışlar partililerle görüşüyorlar. Bizim Kırşehir’de MHP’nin İl Başkanı Arif Ekici de, partinin kapısını kilitlemiş tarlada traktörle çift sürüyor. Güya Devlet Bahçeli’nin yanında olduğunu, diğer adayları da kabullenmiyor gözüküyor.
Ama ben söyleyeyim mi şimdiden yarın partinin başına kim seçilirse herkesten evvel o tebrike gidecek, onun yanında yer alacak, sana oy vermiştim diyecek.
AK Parti’nin ülkeye kazandırdığı yatırımları, hangi muhalefet partisi yapabilirdi?
AK Parti’nin de yaptığı başka pek çok kabullenemediğimiz olumsuzlukları var tabi…
Ama Kırşehir’e kazandırdıkları hepimizi ilgilendiren kamusal yatırımlardan bahsediyorum.
Biliyorsunuz ülkemizde işsizlik diz boyu… Okuyan gençler, iş, aş peşinde…
Kırşehir son yıllarda AK Parti’den seçilen iki milletvekili Mikâil Arslan’ın gayret ve çabaları, diğer milletvekili Salih Çetinkaya’nın da el ele vererek Kırşehir’e kazandırdıkları yatırımları görüyor ve izliyorum.
Bunu şunun için yazıyorum. Biz Kırşehir’de geçmişte hangi partilere, bilmem hangi adaylara oy verip milletvekili seçmişiz. Kimleri Meclis’e göndermişiz? Ne yazık ki hepsi boş çıktılar.
İsimlerinden bahsettirecek hiçbir eserleri var mı?
Bu saatten sonra yazsam ne çıkar ki?
Son 20 yılın milletvekillerine neler söylersiniz, bilemiyorum.
Allah’a kurban olayım, hiçbirisi de Kırşehir’e gelemiyor ya, insan içine çıkamıyorlar ya, unutuldular ya! Aldıkları milyonlarca liralık maaşları yiyemiyorlar, hepsi rahatsız!
Şimdi yaptıkları kantincilik ve temizlik hizmetleri gibi çok büyük işlerle uğraşıyorlar.
Yaşadığımız Kırşehir’in durumunu yıllardır sorguluyoruz, ama kimsenin umurunda değil. Hep ben mi çıkarsız, riyasız savunayım, haykırayım?
Görüyoruz ki Kırşehir’i canlı ve ayakta tutan üç ana unsur var.
Belediye Başkanı Yaşar Bahçeci ile Milletvekilleri Mikâil Arslan ve Salih Çetinkaya.
Başka yok.
Kafamda Kırşehir ile ilgili soruları, sorunları masaya yatırırken, akşam yaklaşıyor.
Güneş batmak üzere…
Yanı başımdaki radyomda Yahya Kemal Beyatlı’nın çok sevdiğim Süleymaniye`de Bayram Sabahı şarkısını ne güzel söylüyordu sanatçı…
Sonra devamında “Sana dün bir tepeden baktım, aziz İstanbul şarkısını” da dinliyorum.
Görüyor musunuz anılarım, duygularım beni nerelere sürükledi?
Güneş kırmızı bir yangın topu gibi kaybolup giderken, alacakaranlık bir örtü gibi kaplıyor her tarafı. Kırşehir’de akşam inmeye başladı, hava karardı. Bülbüller öten bahçemin her köşesini dolaşıp duruyorum.
Hayatın yedi rengini az sonra yıldızlarla birlikte kucaklayıp Pir Ahi Evran’ın, Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli’nin, Cacabey’in koyun koyuna yattığı bu tarih ve kültür şehri Kırşehir, iyice karanlığa gömülecek.
Gecenin sessizliği hakim olacak.
İşte ben de böyle duygu yoğunluğu içinde yazımı sonlandırıyorum.