EROS (3)

İnsanın vicdanı ancak doğruya, adalete ve eşitliğe sürükler. Bütün dinlerin, inançların, felsefelerin, arayışlarının temelinde vicdana ulaşma olmalıdır. İnsan vicdanından yoksun içi boşaltılmış, sadece süslü sözlere dönüştürülmüş, kâğıt üzerinde yazılı kurallar olarak kalan adalet ve eşitlik anlamsız, aldatıcı ve kötülüklerin üstünü örtmeye yarar. Parayla satın alınan adalet ise insana yapılabilecek ve asırlarca telafisi olmayan en büyük kötülüktür.  Halkların isyanlarının temelinde bu gerçek vardır.

Gezegeninizde adalet raflarda, eşitlik kâğıtlarda yazılı süslü sözcüklerden ibaret. En ılımlısından, en despotuna kadar bütün ülkelerinizde bu gerçeği görmek yaralayıcı. Bu nedenle asırlardır iflah olmaz kötülüklerle boğuşuyor ve kendinizi tüketiyorsun.

Bütün kötülüklerin üreticisi ve yayıcısı yöneticilerinizin şatafatı beni hayrete düşürdü. İnanılmaz bir lüks içinde yaşarlarken, halklarınızın çoğunluğu sefalette.Buna nasıl tahammül edip katlanıyorsunuz hayret ediyorum. Belki de kötülükleri hak ediyor, cezasını çekiyor, cehenneminize razısınız. Size iyi yolu gösterenlere tahammül edemiyorsunuz. “Ey Muaviye eğer bu sarayı kendi paranla yapıyorsan israftır ve eğer halkın parasıyla yapıyorsun ihanettir. “ diyenleri katledecek kadar acımasız, sadistsiniz. Yoksullaştırdığınız insanları inanç sömürüsüyle kendinize bağlamak istedikçe sizden uzaklaştıklarını göremeyecek kadar körsünüz.  Ne zaman yoksulluk kapıdan girerse, din bir başka kapıdan çıkar, gider. Çünkü; yoksul insan en son onurunu da kaybeder, onu da yer. Yoksulluk küfürdür. İnsana verilebilecek en ağır cezadır. Bir nevi yaşadığını sandığı hayatın işkencesini yaşamaktır. Biliyorum ve farkındayım yoksulluğu kader olarak kafalara işliyor ve saltanatınızı sürdürüyorsunuz.

Eros’a dinlenmesi için göz ucuyla bakıyorum. Yorulduğunun farkındayım. Meydan kalabalıklaştı, sesler, gürültüler arttı. Daha sakin bir yere gitmeyi öneriyorum. Sanki benden böyle bir öneri beklercesine , olur gidelim. Burası her gün sizin karşılaştığınız, boşboğaz, aylaklarla doluyor “galiba” diye bana soruyor;

“Evet” anlamında başımı sallıyorum.

Bizim gezegende aylaklara, boşboğazlara, tüketenlere rastlayamazsınız. Herkes bir şekilde günlük yaşamın içerisinde işe yarar üretim faaliyetine katılır. Yalnız çocuklar ve çok yaşlılarımız bundan muaftırlar. Onları korumakta bizim toplum olarak hepimizin öncelikli görevimiz. Yaşlılarımız geçmişimiz, onların deneyimlerinden, bilgece düşüncelerinden yaralanırız, saygıda kusur etmeyiz. Bütün ihtiyaçları kesintisiz ve sorgusuz karşılanır. Huzurlu bir sonu hak ettiklerini düşünüyoruz. Geçmişiyle barışık olmayan toplumların geleceği huzurlu olamaz. Çocuklar ise en masum olanlarımız, sizin deyiminizle en günahsızlarımız ve geleceğimizdir.Bu nedenle en çok onları korumaya ve iyi bir eğitim almalarına enerjimizi harcarız. Yatırım gözüyle, çıkar amaçlı değil; geleceğimizin güveni, huzuru ve devamlılığı için… Şiddetten uzak, ölümü değil yaşamı kutsayan bir anlayışla yetiştiririz. Bizim yaşamımızda ölüm, şiddet, dehşet, vahşet, silah, bomba  v.s sözcüklere asla yer yoktur.

Sizin gezegende en çok yaşlılara ve çocuklara üzüldüm. Bir de yetişkin olmalarına rağmen kadınların durumu içler acısı.. Toplumun geri kalanı çok mu mutlu diye  soracak olursan. Tek sözcükle  çok küçük bir azınlık dışında gezegeniniz tam bir perişanlık içerisinde. Bu kadar kavganın nedeni asırlardır süren bu haksızlıkların olağanlaştırılması ve sürdürülmesidir diye düşündüm. Ben geçici bir gezginim, misafirim. Ancak ; şuna kesin inanmaya başladım ki; siz hem gezegeninizi, hem de kendinizi tüketmeden bu şekildeki bir yaşamla huzur bulamazsınız.

Yaşlılarınız sokaklarda sefilce dolaşıyor. Utanmadan dileniyor. Hadi onlar utanmıyor,bedeni ihtiyaçları için zorunlu olduğundan… Yaa sizler… Utanma duygusu çoğunluğunuz için anlamsız bir duygu. O duyguyu içinizde barındırmadığınızdan her türden kötülüğü olağan görüyor, uyguluyor ve bunu yine utanmadan afişe ediyorsunuz. Hele varsıllarınız ve yöneticileriniz de bu erdemli, insani duygunun zerreciği asırlardır yok. Okuduğum karanlık, ilkel, vahşi, kırım, kıyım, imha tarihinizden utandım, utanç duydum. Ancak ; nedense bir avuç cesur yürekli,utanma duygusunu yitirmeyen insanınız dışında çoğunluğunuzun bundan çok şikayetçi olmaması da ayrı bir garabet.                                                    

Çok tuhaf varlıklarsınız. İçim daralıyor, nefes alamayacak kadar boğuluyorum sizin aranızda.

Birazcık ta olsa nefeslenmesini istiyorum. Gezegenimiz geçmişi ve bugünüyle onu çok sarmış olmalı ki gözlerini uzaklara dikiyor. Bir an önce bu cehennemden kurtulmak, kendi saflığına, erdemine, yaşanılırlığına dönmek istiyor hissine kapıldım. Gözlerindeki buğulanmayı görüyorum. Keder ötesi bir buğulanma. Acımayla karışık bir üzüntü hali. Bir kaç aylık gezegenimiz serüveninde çok yorulduğunu söylüyor.

Daha sakin bir yere geçip oturalım diyorum. Cafe’nin sükunetine bırakalım kendimizi. Kalkıyoruz meydandan usulca yürüyoruz en yakındaki cafeye… Ancak, kederi dağılmıyor. Zihni bizimle meşgulken dış dünyaya kapanmış gibiydi. Dudaklarından arada yine “akıl almaz “ sözcükleri dökülüyor. Karmaşık duygular ve düşünceler peşini bırakmıyor. (DEVAMI VAR)