Dün sana Akbayır'dan baktım aziz Kırşehir!



Yazmayacaktım…
Çok düşündüm…
Yapamadım…
Ve sonunda Kırşehir’e, “Kırşehir Çiğdem”e ve onun bitmez tükenmez sevgisine teslim oldum…
Yıllarca yazdım Kırşehir’i…
Çıkar ve menfaat peşinde koşmadan, karşılıksız yazdım Kırşehir’i ve sorunlarını…
Yazdım da ne oldu?
Elime ne geçti?
Ben bu şehrin bir gazetecisi olarak yarım asırdır Kırşehir’in sorunlarını gündeme getirip durdum. Başkaları gibi, ne iş yaptığı belirsizler gibi olamadım, ihale ve rant peşinde koşmadım, koşamadım…
Ben de kimi zaman isyan ederek kalemimi kırdım, sustum, köşeme çekildim.
Ama yapamadım. Yazdım da yazdım…
Ne yapalım, Kırşehir sevgisi bizi böyle yazdırsa da son nefesimize kadar bu memlekete namusluca, şereflice hizmet edeceğiz. Bu benim için böyle…
Doğruları, gerçekleri yazmaktan biran olsun geri durmayacağız.
Mesleğini dürüstçe, namusluca, şereflice, kalemini satmadan, siyasetçilere satılmadan Kırşehir için yazan gazetecilere selâm osun… Onların alınlarından öpüyorum.
Yıllarca yazdıklarım orada duruyor ve ne yazık ki bunların hiçbirisi hayata geçirilmedi, çaba gösterilmedi.
Kırşehir’in üzerine çöken karabulutlar nedense yıllardır dağılmadı, dağılması için de bu ilden seçilen ve atananlar elini taşın altına koymadı. Vaziyeti idare edip, günlerini doldurup, layık olmadıkları makamlarını korumak için ne hünerleri varsa ortaya döktü, döküyorlar.
Kırşehir’e bakıyorum hâlâ karanlıklar içinde, tünelin ucu hiç gözükmüyor.
Kırşehirlileri kandırarak, yalan söyleyerek bir yerlere seçilenler, kendilerine söylenenleri acaba hiç duyuyorlar mı?
Ne oldu Osman Bölükbaşı’nın Kırşehir’ine anlamadım.
“İnsanlar değişti” diyorlar, inanmıyorum. Olamaz diyorum.
Memleketine nokta kadar hizmet etmeyenlere, sokağa çıkamayanlara, el içine giremeyenlere ne denir ki!
Kırşehir’de sözüm ona siyasetçileri görünce tanıyınca insan böyle düşünüyor, böyle yorumluyor.
Evet, dünyayı ve ülkemizi derinden etkileyen koronavirüs nedeniyle insanların yaşamı değişti. Her şey altüst oldu.
Kapandılar evlerine aylarca çıkamadılar dışarı, güneşi göremediler, doğayı unuttular.
Eh benim yaşım da 70’lere gelince riskli olduğumuz gerekçe gösterilince günlerce eve hapsoldum deyim yerinde ise. Böyle olunca da ülkemizde olduğu gibi Kırşehir’de de bir virüsle yatıp, bir virüsle kalktık. Hala da öyleyiz… Bugünleri de mi görecektik.
Oysa bizler 2018 yılının ortasında yaşanan ekonomik krizle birlikte 2019 yılını kemer sıkma politikası ile geçirmiştik. Bu nedenle olsa gerek Kırşehirimiz adına çok da umutlu girmemiştik 2020’ye. Çünkü tüm ekonomik göstergeler kötüye gidiyor, neredeyse her an ekonomi tepe takla atacak diye endişe ederken koronovirüs salgını ile büyük bir darbe daha yedik ülke ve dünya olarak.
Böylece bir umut dediğimiz 2020 yılı de ülkem ve Kırşehir’im adına kayıp yıl olarak geride kalacak. Kaldı bile…
Yazık… Yazık…
Ağla Kırşehir derdine, çaresizliğine ağla!...
İşyerleri aylarca kapandı, insanlar sokağa çıkamadı, ekonomi yerle bir oldu. Herkes büyük darbe yedi.
Sanayisi, turizmi olmayan, geçmiş yıllarda başlanan kamu yatırımları çürümeye terkedildi.
Bütün bu olumsuzlukları hangi güçlü siyasi, hükümete sözünü geçirip te tamamlattıracak?
Yok, yok!..
Kırşehirliler onları tanıdı. Onlardan nokta kadar bir şey olmaz.
Onları izliyorum da kendi ticari ve siyasi işlerinin peşindeler. Bir kere daha yazık… Yazık…
Kırşehir yanmış bitmiş, tükenmiş umurlarında bile değil ne acı ki!
Onlar böyle düşünedursunlar, “üttüm oynamam!” desinler.
20 yıl önce Kırşehir’in siyasileri vardı, tıpkı bugünküler gibi. Şimdi onların büyük çoğunluğu nerede?
Hepsine yazıklar olsun. Kırşehir’e gelemiyorlar.
Milletvekili maaşı alıyorlar ama Kırşehir’e gelemiyorlar, el içine çıkamıyorlar ya!
Evet, öyle ki küçük, görünmeyen bir virüs dünyayı ve insanları hizaya getirdi.
Bugün bu virüs nedeniyle hepimiz insanlardan, kalabalıklardan kaçıyor, ağzımızda maske ile dolaşıyor, ama hala korkuyor, çekiniyoruz.
Evet, bunaldık, sıkıldık, ama yapacak bir şey yok tabi.
Peki bu şehirde kendisini eşraftan sayıp, Ebüssuûd Efendi Hazretlerine özenen “hamdolsun, şükür Allah’a” diyerek çıkar odaklarının arkasında koşturan, her devrin fırıldağı, kırmızı yüzlüler, sinecenler, müptezeller neden öne çıkamıyorlar? Çıkamazlar kafasını kuma gömmüşler!
Nerde çıkar ve menfaat var, onlar oradalar!
Oysa Kırşehirliler onlara neler söylüyorlar bir bilseler!
Ben sıkılıp, bunalınca doğaya atarım kendimi hukukçu-şair-yazar Celâl Tekiner gibi. Çünkü ben kendimi doğa aşığı olarak görür ve öyle yaşarım. Dört duvar arasında yapamam.
Dün yine büyük bir özlem içinde dostlarla çıktık Akbayır sırtlarına…
Kim bilir kaç kere çıkmış, kaç kere seyretmiştim Kırşehir’i oradan…
Seyreyledim Kırşehir’i, Akbayır’dan…
Tam karşımızda Kervansaray Dağları, sağ tarafta Kındam, Ökse, Petlas, hayal meyal Organize Sanayimiz, Polis Okulu ve ta uzaklardan Şeker Fabrikası’nın kokusu geliyordu verimli çalışmasa da…
İkizarası, Karabacak, Çaydeğirmeni, Selafur ve Özbağ’ına kadar uzanan eski güzellikleri olmasa da söğütlerin, iğdelerin, kavaklıkların, böğürtlenlerin arasından kıvrıla kıvrıla akıp giden Kılıçözü… Ah Kılıçözü her Kırşehirlinin anılarıyla dolusun.
Bütün bunlar sizler gibi beni de duygulandıran, heyecanlandıran, anılarımızı süsleyen mesire yerlerimizdi. Ne güzel günlerimizdi o günler. Berrak akardı, yüzerdik, yüzmeyi senden öğrendik Kılıçözü…
Akbayır’dan seyrediyorum... Ahiler şehri, Osmanlı Devleti’nin kuruluşunun temellerinin atıldığı, Türklüğün, Türkçülüğün, Türkçe yazan, Türkçe konuşan Aşık Paşa’nın...
Ömrünü, varını yoğunu Kırşehir’de Türk Milli Eğitimi’ne harcayan, inadına “Türkçe ve Türk” diyen, soyadını bile Kırşehir’in Kılıçözü’nden alan, eski Belediye Başkanı “Koca Reis” Ziya Kılıçözlü’nün oğlu, Mücellit Ahmet Efendi’nin torunu, çocukluğunun geçtiği Akbayır’dan tuturuk toplayıp, dedesinin kahvesinin yaptığı, güzel adam, büyük adam, benim değerli dostum Prof. Dr. İlhan Kılıçözlü’nün...
Yine aynı mahalleli, aynı meşrepten, Kırşehir’in yetiştirdiği büyük sosyolog, büyük Türkolog Prof. Dr. Erol Güngör ve kardeşi, general Hidayet Güngör’ün çocukluklarını, gençliklerini yaşadığı Bağbaşı Mahallesi’nin Akbayır’ından şehrime bakıyorum, bakıyorum da baktıkça ne görüyorum biliyor musunuz?
Bir garip, bir garip gözüküyordu Kırşehir...
Çocukluğumu, gençliğimi yaşadığımı tarih ve kültür şehri diye övündüğümüz Kırşehir!
Yitip giden bir güzelliği avuçlarıma alıyor, öpüyor, okşuyor, seviyorum onu.
Ölümsüz bir kalıba sokuyorum yaşamı…
Böyle bir ortamda siz olsaydınız ne yapardınız?
İşte biz bir grup dostlar, hemşehriler öyle yaptık.
Akbayır’a çıktık, seyrettik Kırşehir’i. Buralarda da yol yok, her taraf kırık-dökük! Buraları kim yapacak? Buraları ziyarete gelen gurbetteki Kırşehirliler dönüşte ne düşünürler bilemiyorum.
Eh ne yapalım, Kırşehir’de yaşıyoruz.
Bütün bunları görmek, yaşamak Kırşehirlilerin kaderi olsa gerek!
Başka illerde nedense böyle çalışmalar halkı bıktırmaz.
Hep söylerim ya!
Temmuz ayının kavurucu sıcağını yaşıyoruz.
Kavurucu sıcak havalar bağ ve bahçelerde meyveleri olgunlaştıracak, sonra güz gelecek hazan olacak her yer…
Bu mevsimler değil mi beni hüzünlendiren… Elemler içinde bırakan…
Sormayın bir zaman tünelindeyim sanki…
Bakıyorum Kırşehir’in bağlarına, bahçelerine de yeşilli, kahverengili dallar, kırmızıya, bordoya, sarıya dönüşmüş sarmaşıklar…
Çürümüş yaprakların devingen kokusunu çekerim içime…
Yaz iyice kendini hissettiriyor.
Uzun uzun bakıyorum, seyrediyorum gökyüzünü.
Gökyüzü acemi, gökyüzü yapayalnız, geceleri par par parlıyor. Uzaklarda çekince sesleri geliyor.
Yaz akşamlarında yıldızlarla konuştuğum, torunlarımla saklambaç oynadığım saatleri hatırlar, özlerim, nedense.
Elif’in, Gaye’nin, Onur Alp’in koşuşturdukları gözlerimin önünde…
Ya Kutay ile Bartu?
Onlar benim son göz ağrılarım.
“Hadi dede beni bul” diyen torunlarımın seslerini özlerim, gözlerim dolar ağlarım. Doyamam ağlamanın tadına. Sonra gerçeğe dönerim, gerçekleri düşlerim.
Daha fazla uzatmayayım, sadede gelelim. O zaman yazıma noktayı koyuyorum.
Hey Kırşehir, selam sana Akbayır’dan!
Baktım da sana dün yine Kırşehir…
Güçlü seçilmişlerin olmadığı için olsa gerek yine bir garip… Bir gariptin Kırşehir’im…
Herkesi bilmem ama ben seni garipliğinle bile olsa çok seviyorum. Seni seviyormuş gibi gözüküp senin sayende bir yerlere gelip, sana hizmet etmeyenlere, hatta ihanet edenlere ne diyeyim Kırşehir…
Yüzleri ağ olsun Kırşehir…
13.07.2020
YORUM EKLE
YORUMLAR
Lütfi Coşkun Özek
Lütfi Coşkun Özek - 4 ay Önce

Değerli dostum, Aile terbiyesi askerlik ve çalışma hayatı insana bazı temel duygu ve davranışlar verir. Fedakarlık dayanışma adalet onur şeref ve haysiyet gibi. Bilgi terbiye ve vicdan dayanışmayı en üst seviyeye taşır. Biraz sitemli yorgunluk belirten ifadelerin bizleri üzmekte olup, Kırşehirimiz için yaptıkların yanında daha yapabileceğin çok şey var diye düşünüyorum. Her şey biter umut asla bitmez. Nice sağlıklı huzurlu ve mutlu günler diliyorum. Sevgi ve saygılarımla, Lütfi Coşkun Özek