DÜĞÜN ALAYI

Türkiye genelinde protesto olaylarıyla beraber bazı acı haberlerde yerlerine ulaştıkça, istenmeyen ağıtlarda kulaklara yansımaya başladı. Kırşehir’de yine bir şehidiyle feryatların yükseldiği kentler arasına katıldı.
Kırşehir’de alışık olmadığımız yürüyüşler ve bombalı gösteriler olmamasına rağmen yine de halk tedirgin. Kahve sohbetlerinde sık sık dile getirilen halk arasındaki konuşmaları, emniyette duyuyor olmalı ve gerekli tedbirleri aldıklarına şüphe yok. Şüphe yok ki şimdiye kadar her hangi bir olayın yaşanmaması bunu gösteriyor.
Aşağıdaki yazı 13.7.2012 tarihinde yazılmış yayınlanıp yayınlanmadığını bilmiyorum fakat tekrar neden sayın okurların dikkatine sunduğum okuduktan sonra anabilir.
Türkiye için şimdiden geçmiş olsun, Anadolu’da bir deyim vardır deyim değil bir atasözüdür. Davul dengi dengine dövülür. Bu su demektir, eskide düğünler, yöresel çalgılar eşliğinde davul zurna, mahalli sanatçıların türküleriyle oyunlarıyla yapılırdı. Şimdiki izdivaç programlarındaki gibi seç seç al yoktu. Başlangıçta istisnayı durumlar hariç kız ve oğlan taraflarının, gelir yönünden olsun, kültür yönünde olsun birbirilerine en yakın konumda olanlar tercih edilirdi. Şehirde yetişen bir kıza arpa biçtirilemeyeceği gibi, köyde yetişen bir kızı da şehir yaşantısına alıştırmak bayağı zahmet isteyen bir uğrasıdır. Davulun dengi dengine dövülmesi bunun için söylenirdi.
A.B kurulurken anlaşmalardaki yazılı olan kaideler konulurken davulun dengini hesaplayamadılar, belki hesapladılar da yanlış değerlendirmelerden dolayı bu duruma düştüler. Avrupa Birliği’nin baş aktörü durumundaki Almanya, kendi ekonomisindeki kalite ve is disiplinine güvenerek, eski ulusal parası olan Markına bir lakap takti EURO fakat bu yeni geline sahip olmak o kadar kolay değildi. Ohuntu dağıttığı davetlerine düğünün kaidelerini anlatamadı ve de öğretemedi. Önce din faktörünü iyi kullandı Vatikan’ın başına bir Alman asilli papazi, siyasi ağırlığını da kullanarak Kilisenin caninin ipini eline aldı.
İkinci planda kendisine abi demeyen ve de demeyeceğini bildiği devletleri ekarte etti. Çekoslovakya, Romanya, Yugoslavya (Türkiye’de bunların içindeydi ve hala de içinde fakat mesafenin uzak olusu, Anadolu’nun kültür yapısı bazı planları uygulatmaya izin vermedi galiba). Roman halkı Caviseskoyu duvarın dibinde kursuna dizerken, bir kuruş diş borcu yoktu. Yugoslavya keza öyleydi ve de eğer Tito öldükten sonra kalkınmaya ayni hızla devam etmiş olsaydı bu gün Avrupa’nın en büyük devletlerinde birisi idi.
Şimdi gelelim yapılan düğünün kurallarına… Şunu özellikle belirtmek isterim bilmeyenler iyi dinlesin benim Avrupa topluluklarında kesintisiz kırk senem geçti. Bilerek söylüyorum. Avrupa halkı öyle söylendiği gibi refah içinde falan değil, belki Türkiye ve diğer ülkelere nazaran elit tabaka seviyesi yüzde olarak biraz fazladır. Yoksa herkes huzur ve refah içerisinde yaşıyor anlaşılmasın.
Gelelim diğer A.B ortaklarına, heyecanlı bir kına gecesi yaşadılar. Fakat eğlenceye fazla kapıldılar. İçkide kolonu aşınca, sarhoşu tutacak adam kalmadı. Çünkü kına gecesinde herkes içti. Kına gecesi güya ortak masraflar karşılığında yapılacaktı. Fakat çiftçi Mehmet ağa da, kırk köy ağası Alman ağa gibi yıllanmış en pahalı viski içmeye kalkınca, dibi delik olan cüzdanın ele alınır hali kalmadı. Bu arada iyi viskilerin üreticisi durumundaki İngiltere sadece viskiyi satmakla yetindi. Zzaten ohuntu falan da vermemişti. O sadece ritme ayak uydurmaya çalıştı, halayın arkasında mendil sallayarak endişeyle durumu idare etti.
İngiliz dostlarımız hep öyledir her sazana atlamaz. Önce nasıl yakalanacağını hesaplar, tuzağını hazırlar ve sabırla bekler. Diğer ortakların ödevleri hep ayrı ayrı idi, Rusya’nın önünü kesmekle görevli ohuntuculara fazla iş düşmedi, düşemezdi de çünkü kişin üşümeyi kimse göze alamazdı, yan bakanın gazını Putin hemen kısardı ve de öyle yaptı.
Gelelim öbür ortaklara, kadim dostumuz ve has komsumuz, karpuz satmakla Türkiye’de aldığı zeytini iki misli de olsa Avrupa’ya pazarlamakla, bu eğlencenin masrafını karşılarım zanneden Yunanistan hava kaçırdı. Bu işin şakasının olmadığını şımarık komşumuz öğrendi. Fakat çok geç ve acı bir şekilde öğrendi. Türkiye’yi güneyden kuşatmak ve her aklına geldiğinde Türkiye’yi tehdit etmede kullandığı masa, Kıbrıs Rum kesimine zaten her gün düğün bayram, fazla bir endişeleri de yok. A.B bunlara bakmaya mecbur, Avrupa’nın çöpe attığı ekmek kırıntısı yeter.
İtalya’ya gelince, adamların verdiği vergi başbakanlarının saç boyasına yetmiyor, toz oldu gitti. Öğrendiğimize göre façasını düzelttiriyormuş. Esas düğünde ev sahipliği konumundaki diğer ikinci ortak Fransa’ya gelince, bunlar sarhoş numarası yapar, masa altında tekme atarak siyasi manevralar yapar. He mi kacak güreşerek masa üstünde kaptığı şişeyi, mezeleri incilin içine sararak Afrika’nın geri kalmış ülkelerine fahiş fiyatına pazarlarız diye düşünmüşlerdi onların zaten hesabi olmaz onlar şantaj ve tehditle tarih boyu yaşantılarını sürdürmüşlerdir. Onların yaşamı sömürü ve katliam kültürü üzerine kurulu.
İşte kısaca durumlar bundan ibaret Türkiye´yi Allah korudu bütün planlar suya düştü diyemeyeceğim daha henüz tehlike atlatılmadı. Ortakların ana hedeflerinde bir tanesinde, Türkiye´nin tıraşlanmasıydı, fakat berber haylaz çıktı. Bir ikincisi dükkânı yanlış yere açtı. Türkiye’yi bölmeye güçleri yetmedi ve de yetmeyecek. Kürt vatandaşlarımın ve kardeşlerimin çok dikkatli olması gerekmektedir. Yalnız bazı endişelerim var bu endişelerimi burada yazmayacağım inşallah da yanılırım da yazmam.
Alman dostluğu hikâyesine gelince, Almanlar hemen hemen iki yüz yıldan beri Türkiye ile iç içe, Osmanlının istikrarsızlığa girdiği yıllarda Almanlar da Türklerin iç dünyasına girmeye başlamışlardır. İki dünya harbinin ikisinde de bizi kullanmışlardır ve hiçbir zaman bizim yararımıza hareket etmemiştir. Bu nasıl dostluksa, hatta Ermeni olayları hakkında bütün belge ve bilgilere sahip olduğu kanısındayım ve de öyledir Birinci Dünya Harbi sırasında Osmanlı ordusunun genelkurmay başkanı kimdi. Fransızların ve İngilizlerin o günlerde oynadığı oyunlardan hiç mi haberdar değillerdi ben inanmıyorum. Son zamanlarda Fransa’nın Ermeni Diasporası’nın etkisi altında kalarak Türkiye´yi köşeye sıkıştırma operasyonuna seyirci kalan Almanya hiç mi bir şey yapamazdı? En azında arşivleri açacağını bile söylemesi bir dostluk işareti sayılırdı. Onu bile yapmadılar! Bu mu dostluk! Hadi canim sen de. Ancak Merkel zaman zaman, şimdi sahtekârlıkla suçlanan Sarkozy ile sarılıp öpüşerek güya birlik mesajı verdi tabi yutan oldu ise.
Durum kısaca bu iken Türkiye ne yapmalı?
1-Türkiye yönünü güneşin doğduğu yöne çevirmeli hiç vakit kaybetmeden.
2-Ulaşım ağını en kısa zamanda halletmeli, kara yoluyla beraber demir yollarını ikisi de çok önemli.
3-Batı devletlerin hepsi dâhil, mümkün mertebe hiçbirine borçlanmamaya dikkat etmeli.
4-Türki cumhuriyetlerle sıkı temas halinde olmalı, geçmişteki hatalar tekrarlanmamalı.
5-Ticari ilişkilerde suiistimale meydan vermemek lazım, üçkâğıtçı ve sahtekârlara en kısa zamanda gereken ceza verilmeli.
6-Ticari ilişkilerde, abilik pozisyonununa girilmemeli karşılıklı çıkarların konuşularak halledilmeli.
7-Komşularla ilişkileri sıcak tutmalı bilhassa Suriye isine ve içine hiç karışmamalı.
Pek çok öneriler sıralanabilir Bilhassa Azerbaycan kardeşlerimizin, bütün ikili ilişkilerde onların muvafakatini almadan hiç bir müzakerelere girilmemeli, onları kırıcı hareketlerden kaçınılmalı. Kardeşliğimize çıkar amaçlı kullanılmamalı.
EK YAZI.
ABD daha önce defalarca deneyip bir türlü mecliste geçiremediği teskereyi daha kapsamlı daha yetkili bir şekilde elde etti. Bunu nasıl becerdi.
1-Dünyanın en büyük ve en tehlikeli iki terör örgütünü Türkiye’nin üzerine sürerek.
2-Dünyadaki ve bilhassa Yunanistan’ın içine düştüğü durumu koz olarak kullanıp, ölümü gösterip sıtmaya razı etme taktiğini iyi kullanarak.
3-Seçim başarısızlığını örttürmeye çalışan iktidar partisinin panik havasında yararlanarak.
4-Yıllardır kanlı bıçaklı kavgalı olduğu Iranla kuzu sarması bir arkadaşlık kurarak…
İran’ın yapmış olduğu Atom başlıklı uzun menzilli silahlarını, Türkiye’den başka kullanamayacağı ülke olmadığımdan, Türkiye’ye gözdağı vererek. Yalnız anlaşmanın bazı maddelerinden rahatsız olan ülkeler var. Mesela Almanya. Çünkü Almaya’nın da bu bölgede projelerinin paylaştığı taşeron guruplar var. Bunlardan en önemlisi PKK. Bu örgütle paralel çalıştığını bazı yetkili ağızlardan defalarca duyduk. Fransa bazı din kisvesi altında kurdurup ve desteklediği cemaatler ve onlara bağlı örgütler. ABD´nin ve İngiltere’nin zaten saklayacak bir planı yok, onlar açıkça her şeyi söylüyorlar, söylüyorlar da biz pek anlayamıyoruz. Anlayabildiğimiz tek olay Türkiye’nin yavaş yavaş bataklık bölgeye doğru çekilmesi.
On yıldır Dışişleri Bakanının olmayışı ve böyle bir ortamda kabinenin hala kurulamayışı ve güya bazı ince çıkar hesaplarının, ülke çıkarında önde tutulması pekte hayra alamet görülmüyor. Kaos ve kritik ortamda çıkılması pekte kolay olmadığı görülse de yine de ümitsizliğe düşmeyelim. Tekrar bir erken secim dayatması nedendir onu da anlamış değiliz, anlıyoruz da fazla analiz edemiyoruz. Hani geri zekâlıyız ya.
YORUM EKLE