İnsan olarak ben ömrühayatımda bir kez olsun dünya turu yapmak isterdim. İspanya, İtalya, Fransa, özellikle de Yunanistan gibi birçok Avrupa ülkesini gidip görmeyi çok isterdim. Asya ülkelerine giderek oralardaki Konfüçyüs Felsefesini öğrenmek isterdim. Ama bunları yapmam için benim emekli aylığımın önce yaşam düzenimi rahatça sağlayacağım düzeyde olması gerekir ki artanını da biriktirerek sırasıyla hayallerimi gerçeğe dönüştürebileyim. Bunlardan daha da önemlisi benim kendi ülkemdeki güzel yerleri gidip görmeye maddi yönden sıkıntı çekmiyor olmam gerekli. Seyyahlar yapmak istediğimde arabaya atlayıp dinlenerek canım istediği bir yere arabamı çekip bankın üzerine nevalemi koyup yemek ve etrafı seyrederek doğadaki temiz havayı içime teneffüs ederek orada dinlenmeyi veya tur firmalarının sunduğu imkanlar dahilinde gidip gezip görmeliyim ülkemdeki bütün güzellikleri. Anlayacağınız üzere gönül çok şey istiyor da bunu yapmaya geniş bir bütçe lazım. Ülkemiz o kadar geniş bir arazi üzerine kurulmuş ki ömrümüzün büyük bir bölümünü gezmek için vermiş olsak bu doğa harikası ülkeye, gezmemize yeteceğini sanmıyorum. Tarihi alanları ile birçok medeniyete ev sahipliği yapan bu kitap gibi okunacak coğrafya ya sahip bizim ülkemiz. Denizin mavi ışıltısıyla dağların yüksekliği, geniş düz ovaları yüksek yaylaları, kanyonları, upuzun vadileriyle muhteşem bir manzaraya sahip olması bence gezip görmek her Türk vatandaşının hakkı. Maalesef ki çoğumuz için sadece hayalden ibaret bunları yerine getirmek. Eğer ki ekonomik koşullar Türki’ye cumhuriyeti vatandaşının emeklisi, işçisi ve memuru ve asgari ücretlisi için sadece bir ekmeği almak veya rahmetli Necmettin Erbakan’ın meclis kürsüsünden gösterdiği fileyi dolduracak parasıyla sınırlıyken, bunu nasıl yapsınlar değil mi? İnsanların bütçeleri kimi için çocuklarını okutabilmeye yetiyorsa, nasıl gezsinler? Çocuğuna ayakkabı ve bot sırtına gocuk ve eşine bir manto almaya yetiyorsa nasıl gezsin değil mi? Özellikle de emekli dostlarım için hayat gün geçtikçe içinden çıkılmaz bir hal almakta. Elinden tutup da “ömrühayatında bir kez de olsun seni tatile gönderiyoruz” diyen hayırlı bir evlat çıkmayınca emekli ömrünün geri kalan kısmını parklarda akşama kadar banklarda oturarak geçirerektir. Havanın kararmasıyla birlikte, halk ekmek büfesinden aldığı ekmekle kafası yerde düşünceli biçimde evine gidip gitmemekte karasızlık yaşayarak yürüyor olsa da hayatı sorgulamaktadır aslında o an. Haaa sanmayın ki bu zorluğu sadece bizim ülkede yaşıyor insanlar. Artık dünya ekonomik olarak darboğazda. Neden mi? Çünkü ürettiğini pazarlayacağı ülke kalmamışta ondan. Tüm ülkeler Amerikan emperyalizminin sömürgesi altında ezilir hale gelmiş vaziyette. Açlık sefalet yoklu yaşamsal zorluklar üreten değil tüketen toplum olmaları. Hastalıklar yüzünden ilaç bulamayan hastaların çoğalmasına neden olmakta. Çoğu ülkelerde ekonomik darboğaz sefalet ve yokluk başını almış gitmiş vaziyette. Ama biz de üretim durma noktasına gelir de ilaveten de kuraklık baş gösterirse ve bu yüzden de akıl bari insanlar çözüm üretmek için kafa yormak yerine siyasetin içinde yok olmaya devam ederlerse aydın bilim insanlarımız, bizlerin de o ülkelerin yaşadığı sıkıntıyı yaşamamamız için bir sebep görmüyorum. O yüzden kendimizi suçlamayı bir kenara bırakalım ve daha çok çalışalım, daha çok kafa yorup üretmeye kendimizi odaklandıralım. Gelelim neden hızlı tren dedim!... Çünkü hızlı tren emekli ve engelliler için ülkesinin değişik yerlerini görmesi açısından ucuz seyahat etme seçeneği. Devletimiz bu konuda hızlı bir şekilde demiryolları ağını genişletmekte. Umuyorum en kısa sürede Türkiye de uzun bir ağ oluşturacağı kanaatindeyim. Gezmeyi seven yaşlı ve engelli dostlarımın kendilerine sunulan her türlü fırsattan yararlanmalarını, aynı şekilde bu fırsatları değerlendirmelerini bekliyorum. Yeni dünyaya adım atmak için bir araç konumunda olan raylı sistem dünya da artık herkes tarafından benimsenmiştir. Geçmiş hükümetler döneminde otobüs firmaları zarar görmesin diye Osmanlıdan bu yana yürütülen raylı sistemlerin gelişmesi için yapılan çalışmalar bu yüzden uzun müddet durmuştu. 2000 yılından sonra hükümetimiz hızlı bir şekilde geliştirdiği hızlı raylı sitem o zamanlar “Yapamazlar” deniliyordu, şimdi ise hızı ve gelişmesi sorgulanır hale geldi. Bu güzel bir şey mi? Bence güzel bir şey. Çünkü insanlarımız rahatlığı ve konforu özlemişler demek ki. O yüzden de daha fazla teknolojik alt yapının oluşmasını ve insanların bunlardan yararlanmaya ihtiyacı olduğunu bize gösteriyor. Bugün Türkiye’nin geneline yayılmış olan hızlı tren seferleri insanların en azından devletin kendilerine tanımış olduğu imkândan dolayı her yeri gidip görme ve gezme şansı olurdu. Sivas’a kadar giden hızlı trenin umuyorum ki doğu ve güneydoğu illerimize kadar gideceğini bekliyorum devletimizden. Bu vesileyle yoksul emekli ve engelliler ülkesinin doğusunu sadece televizyonların belgesel programlarında görmemiş olurlar. Tabi ki güney illeri, ege ve Trakya bölgesini de içine alacak şekilde olmalı. Teknoloji insanlık adına uygulandığında faydasını da görmek istiyorlar haliyle. İnşallah Sivas, Eskişehir, Konya, İstanbul’dan sonra zannedersem Çorum tarafına da bu ağ örülmeye başlanmış, en kısa zamanda orası da bitmesi halinde umut edilenler gerçeğe dönüşecektir. Yapılan tüm eserler insanlar ve insanlık adına. Ama bunları da kullanırken lütfen cebinizden bu paraların çıktığını düşünerek binmeli ve korumalısınız. Yakın zaman da yapılan Etlik Şehir Hastanesinin lavabolarına girmeyi insanın canı istemiyor. Çünkü hor kullanım yüzünden teçhizatlar zarar görmüş vaziyetteler. Bu yazıyı yazmama vesile olan parkta oturan amcamın söyledikleri hoşuma gitmesi, bu hayali yazmam da bana ilham olduktan sonra bu yazıyı yazmaya karar verdim. İyi’ ki de vermişim. Çünkü bizler burada yazı yazarken hayatın içinde olduğumuzdan “Emin” olmazsak ne yazacağız. Şiir yazmak şairin işiyse; insanların bana yaz dediği konuları dile getirmekte benim görevim. Önemli olan ne yazdığınız değil, yazılan yazının değer kazanıyor ya da kazanmıyor mu ona bakmalısınız. Eleştirmek en doğal hakkınız, yalnızca önyargılarınızdan uzaklaşmalısınız. Düşünmeden yargılamak ve yermek yerine insanın temel içgüdülerini ele alın ki vatandaşı önemsediğiniz ve fikirlerini benimsediğiniz anlaşılsın. Yazılanlar bizim değil vatandaşın fikirleri olmalı. Bugünden itibaren siz okurlarımdan ricam yazmamı istediğiniz şeyleri yazın ben de değerlendireyim gazetemle beraber.