DAVA ARKADAŞLIĞI

Bir yıla yakın bir süredir dünya ve ülkemiz görülmeyen, ancak dünyayı dize getiren bir virüsle mücadele ediyor. Tabi biz de Kırşehir’de aylarca bu virüse karşı mücadele ettik. Korunduk, korunmaya çalıştık, çok şükür bugüne kadar bu hastalığa yakalanmadık. Ama bu hiç yakalanmayacağız demek değil tabi.
Aşılanmadan, ya da ilacı çıkıp kullanmadan bu bulaşıcı hastalıktan korunmamızın mümkün olmadığı ortada. Herkesin istediği biran önce bu hastalıktan dünyanın kurtulması ve biz insanların normal bir yaşama dönmeleri.
Aylarca Kırşehir’deki evimizden dışarı çıkamadık, eve kapandık, sağlığımız bozuldu ama şu aşamada fazla yapacak bir şey de yok. Maske, temizlik ve mesafeye dikkat…
Evet, bu yazıyı yazmadan önce yıllardır yurt dışında çalışan ve kış mevsimini çalıştığı ülkelerde geçiren emeklilerle konuştum. Yüzde 90’dan fazlası, mevcut olan hükümetin icraatlarından memnun değil. Bilhassa kanun tanımayan bir suç makinesi olan bir kimsenin desteklenmesini hiçte hoş karşılamıyorlar.
Türkiye Cumhuriyeti’nde alışık olmadığımız çok enteresan gelişmeler oluyor. Siyasilerin zaman zaman gündem değiştirmek için mantık dışı salvolarıyla şaşkın ördeğe dönüyoruz. Fakat şimdiye kadar bir yeraltı dünyasının liderliğini yapan ve işlediği suçlardan dolayı hüküm giymiş birisi için özel yasa çıkartarak serbest bırakılması ve bu şahsın bir siyasi partinin genel başkanına mektupla hakaret etmesinden sonra hakkında soruşturma yapılması beklenirken, ikinci bir mektupla ayni üslupla ağıza alınmayacak hakaretler yağdırmasının, toplumda tartılırken başka bir siyasi parti ve ayni zamanda iktidardaki partinin müttefiki olan başkanın, mektup yazan şahsa arka çıkarak (iyi yaptı o benim dava arkadaşım) demesi vahametin ayrı bir boyutu değil mi? 
Bu hakaretleri tasvip eden devlet adamı, hükümetin perde arkası destekçisi ve adeta Reisicumhur Yardımcısı gibi hareket etmesi enteresan gelmiyor mu?
Kendisini milliyetçi olarak gösteren başkanın, başka partilere oy veren halkı rencide etmesi nasıl karşılanır? 
Suç işlemiş ve hüküm giymiş bir kimseyi bir siyasi partinin desteklemesi ne kadar doğru, bunu halk değerlendirecektir, bekleyip görmek lazım. İşin garip tarafı, aynı şahıs kendisine sahip çıkan politikacıları da tehdit etmiş ve aynı hakaretleri kendilerine de yapmış.
Yine aynı ve iktidar partisinin bir numaralı düşman olarak gösterdiği partinin genel başkanına yumruk atan ve linç girişiminde bulunan şahıs ve şahıslar hakkında her hangi bir işlem yapılmaması ve adeta hükümet tarafından korunuyor görüntüsü vermek, yaşadığımız geçmiş zamanları hatırlatır ve hiç te Türkiye Cumhuriyeti’ne yakışmayan bir davranış olarak değerlendiriliyor halk tarafından. 
İçinde bulunduğumuz zaman ve süreç oldukça sıkıntılı. 19 senede geldiğimiz nokta uçurumun kenarı olarak değerlendirenlerin arttığı bir dönem ne yazık ki!.. Ekonominin durumu başta olmakla birlikte birçok dalda hüsrana uğramamızın sorumlusu kim ve kimlerin hangi yanlış uygulamalarının neticesini kabullenmeyen iktidar, bütün suçu dış müdahalelere yükleye dursun, 19 sene önce 1.5 lira olan doların şimdi 7,5 TL olmasının sebebi hangi uygulamaların neticesi? Bir numaralı sorumlusu olan eski bakanın “siz dolarla mı alış veriş yapıyorsunuz!” diyerek sorumluluktan kaçınışı nasıl izah edilebilir?
Son zamanlarda alışık olmadığımız siyasetçiler türedi. Bir gün önce söylediğini bir gün sonra inkâr edip, “beni yanlış anladınız!” diyerek adeta bizleri geri zekâlı yerine koyması da enteresan. 
Tarımdan sanayiye, eğitimden sağlığa kadar pek çok sorunla boğuşan toplumun uyarısına, “demagoji yapmayın!” diyenlerin bu davranışını nasıl değerlendirmek lazım? 
Haber alma özgürlüğü, gerek görsel, gerek yazılı basının tek kanal üzerinde sevk ve idare edilerek toplumun haber alma özgürlüğü kısıtlanırken, karşı çıkan kimselerin derhal derdest edilerek hâkim önüne çıkarılarak topluma gözdağı verilmesi, pek de adaletli davranılmadığını gösteriyor.
          Kendi teknolojisi kâfi gelmeyen bazı ülkelerde yap-işlet-devret modeli uygulanır. Bu genellikle devlet kaynakları kullanılarak yapılmaz. Ama bizdeki ihale ve uygulamalara hiç benzemiyor. Garip ve çok ayıp olan, yapılan sağlık kurumlarına devletin hasta garantisi vermesi. Sosyal hukuk devletinde halkın sağlığının koruyucusu ve garantisi olması gereken devlet, halkının hasta olmasını destekliyor anlamına gelmez mi?


 

YORUM EKLE