Damak kaldıran!
Kırşehir’de gençlik yıllarımızda en ağır şartlar altında çalıştığımız halde karnımızı zor doyururduk. Para belli kişilerde bulunurdu.
Her devirde kolay para kazananlar olduğu gibi o zamanlarda da terlemeden para kazananlar vardı. Yapamadığımız bazı meslekler, insana kolay para kazandırıyordu..
Ama ben çalışmaktan dolayı çok mutluydum. Terimi sildikten sonra aldığım para bana huzur veriyordu.
Bizler bu kadar çalışmamıza rağmen karnımızı zor doyururken, her zaman olduğu gibi işini bilen (!) ve çalışmadan kazanıp, lüks hayat yaşayan insanlar da vardı. İşini nasıl biliyorsa? O çeşit işleri biz bilemedik, bilemezdik de...
Ekonomik sıkıntıdan dolayı hiç doktora gidemeyin insanlar; bel ve sırt ağrısına yakalanırsa, soğuk ve sıcaktan etkilenip boğazları şişerse ilkel yöntemlere başvurulurdu.
Boğazlarından rahatsızlanan küçük çocuklar için, kendisi boğaz hastalıklarından anladığını söyleyen kişiye götürülür.
"DAMAK KALDIRMA" olayı denilen tedavi uygulanırdı. Damak kaldıran kişi koskocaman iri yarı bir adam. Uzun uzun parmakları var. Tırnaklarını canı isterse keserdi. Araları kirle dolmuş, tırnağın içi simsiyah olurdu.
İşte boğazı ağrıyan çocuk bu kişiye tedavi ettirilirdi. Adam uzunca kirli parmağını çocuğun ağzına sonuna kadar sokar, olanca gücü ile damak kısmını yukarı doğru kanırırdı. Damak kaldırıldı (!)Adam tarafından yapılan işlem tamamdı. Damağı kaldırılan çocuğun ağzından kanlar akardı. Kan akmazsa damak kaldırılmamıştı. Çocuk anne ve babasının kucağında tedavi edilmiş, yarı baygın halde kontrolsüz bir şekilde inim inim inlerdi.
Bizim iş bilen şahıs, görevini yapmanın huzur ve rahatlığı içerisinde böbürlene böbürlene yürür, yeni tedavi olacak hastalarını beklerdi. Günlerce evde yatan çocuk bir türlü iyi olmazdı. Enfeksiyon kapma olayı o zaman bilinmez, yine de hekime götürülmezdi.
Bu defa başka iş bilenler çıkardı. Sarı renkte taş gibi bir kükürt parçası; tandır denilen yerde, yanan ateşin üzerine atılır, çocuğun omuzuna basılarak bu dumanın üzerinde bekletilirdi.
Kükürtten çıkan yeşil dumanlarla tedavi şekli uygulanırdı. Çocuk tedavi ediliyor....Çıkan yeşil dumanların ciğerlerini ne yapacağını hiç düşündünüz mü ? Beğendiniz mi tedavi şeklini? Bu tedavi para kazananların aklıydı.
Biraz da neşelendirerek para kazananlardan bahsedelim.
Bayram günlerinde insanlarımız belirli yerlerde toplanır, mahalli gelenek ve göreneklerimize göre uygun oyun oynarlardı. Gramofonu olan şahıstan o alet alınır, taş plaktan söylenen türküler büyük bir zevkle dinlerdi. Oyun bilenler bu müzik eşliğinde oynamaya çalışırlardı.
Oda ne?
Herkes o tarafa bakıyor. Ortada bir adam. Adamın elinde kalbura benzer, çeşitli renklere boyanmış ve üzerine deri çekilmiş, şimdi vurmalı çalgı dediğimiz bir tef. Kenarlarındaki ziller at nalı kadar. Bakırdan yapılmışa benziyordu. Adamın yanında bezgin bir zağar. Bilmediği hile ve desise yoktu. Çünkü o da kazancını sezdirmeden yiyordu.
Adam palyaço şeklinde bir elbise giyinmiş, öbür elinde uzunca bir zincir. Burnuna zincir takılmış bir AYI !Yani kocaoğlan....Sahibinin peşinden geliyor, bayağı da güçlü. Gözleri kızarmış seyredenlere zarar verileceği düşünülerek bazı dişleri sökülmüştü. Ayrıca ağzında bir de koruyucu vardı.
Doktora gitmeyi pek istemeyen ve para harcamaktan korkan insanlar; gördüğü işlerin sıkıntısı sebebiyle bel ve omuz ağrısına yakalanmışsa ,bu hastalığın nasıl giderileceğini bilenlere sorarlardı.
Bilenler kadar ayı sahibi de bu işi biliyordu. Çünkü çok para kazanacaktı. Bilenlerin aklına uyularak tedaviye başvururlardı. Bizim kocoğlan sahibinden aldığı talimatla yere ağzı üzeri yatan insanların üzerine çıkar, onları zevkine göre iyice tepelerdi. Nedendir bilinmez, altta kalan insanlar şaşkınlık ve korku içerisinde hastalığının geçtiğini sanır; Bütün rahatsızlığını unuturdu. Çünkü tedavi olmuştu. Gülüşmeler....Oradaki insanlar diğer insanların tedavi olmasından mutluluk duyarlardı.
Uyanık geçinen ayı sahibi bu işten pek memnun değildi. Çünkü istediği parayı kazanamamıştı. Hemen işi müzik festivaline çevirir, Kocaoğlan'a hünerleri göstermesini ister ve elindeki tef ile "Konyalı kız" "Aman kuru fasülye" türkülerini söyler, bizi Kocaoğlan
ise ön ayaklarını yukarı kaldırarak oynamaya çalışırdı.
Çoluk-çocuk, genç-ihtiyar bu manzarayı büyük bir zevkle seyreder, Kocaoğlan'ı ödüllendirirdi. Ödül KOCAMAN BİR ŞEKER...
Bu arada iş bilen sahibi, şapkasının içerisine bahşişleri toplar ve kafasında ne kadar para kazandığının hesaplarını yapardı. Kocaoğlan ile mutlu olurlar, görevlerini yapmanın rahatlığı ve huzuru içerisinde bir yerde dinlenmeye çekilirlerdi.
Kocaoğlanın oynamasına müsaade eden uyanıklar da, ayı sahibinden avantasını koparırlardı. Bunlar da hiç çalışmadan kazananlardı.
Demek ki para böyle kazanılıyormuş. Bundan sonra sizlere daha çok gördüklerimi yazacağım sevgili dostlarım.