Çiğdem zamanı - 1

Karların kuzey duvar diplerinde, damlardan eriyip çörtenlerden şııpır şııpıır damlayıp aktığı, kedimizin miskin miskin sobanın kenarında mindere kıvrılmış mırıltılarla yattığı, sobada yanan odunların çıtırtılarla harlanıp odaya sıcaklığını saldığı uyku mahmurluğundan yeni uyanan vücudumuzun cağda yıkanan yüzlerde yarattığı irkilme ve ayıkma sonrası annemizin önce yer yataklarını toplayıp yüklüğe kaldırdıktan sonra hazırladığı yer sofrasında ailecek yerimizi alırdık. Cumartesi pazar demeden rızkının peşine dükkana gidecek babamın aceleyle yemeğini yemesini bizler nispeten daha sakin ortadaki döndermeden yapılan dürüme ceviz içi, çömlek peynirini katık eder kalın ve büyük "duralex" cam bardağa neredeyse yarıya kadar gelecek şeker atar çay kaşıklarının birbirine karışan şıngırtıları ile bazan şakalaşmalar bazan büyüklerin kızdığı yanlışlarla karnımızı doyururduk. Kahvaltı sonrası sobanın üzerindeki buhar dumanı yükselen güğümlerdeki su ile kız kardeşlerimin biri ya da annem, zezi yenge'mden biri bulaşıkları yıkarken çoğunlukla küçüğüm kız kardeşim yada annem cağda ıslattığı süpürge ile tozutmamaya çalışarak dip, köşe bucak süpürürdü. Sonra makattaki, somyadaki ve yerdeki halı yastıkları düzeltir, nakışlı, kaneviçeli yastık örtülerini üzerlerine düzgünce yerleştirir, halı minder ve yer minderlerini hizalardı. Kahvaltı sonrası emmimin çay keyfini tamamlayıp çıkmasıyla kadınlar günlük işlerine dağılırdı. Kezban anam ve annem sabah erkenden sütünü sağıp sığır sürüsüne kattıkları ineklerin ahırdaki dışkılarını tezekliğe çıkartırlar, akşama ineklerin yiyeceği saman ve kepekleri hatıllara boşaltırlardı. Kümesteki tavuklar kapısı açılıp bahçeye bırakılırken avluya buğday yemi saçarlardı. Sonra sağılan sütü süt makinasından çekip yağlı, yağsız süt ayırılır, kaynattıktan sonra yoğurt mayalama, peynir mayalama yapılır, yoğurt cıngılları, helkeleri sıkı sıkıya bezlerle örtülerek sarılır mayalanmaya bırakılırdı. Cemrenin düşüp baharın ılık nefesini hissettirdiği o günlerde annem boş durdurmaz kızlarına pencere camlarını yıkatır, sildirir pencere ağzındaki evimizin nadir süslerinden kimi toprak saksıda kimi tenekede çoğu da babama demirci dükkanımızda yaptırdığı demirden katlı çiçekliğimizdeki çiçekleri sulatır, yapraklarını sildirir vakti öğleye getirirlerdi. Biz erkek çocuklarda erkenden çayırlığa gider mahallenin çocukları ile ne oynayıp ne faaliyete girişeceğimize karar verirdik. O gün havanın güneşli ılıman sanki bahar havası oluşu, toprağın eriyen kar, yağan yağmurla kabarıp tavlanması bize çiğdem zamanının geldiğini hatırlatmasıyla evden aceleyle alınan bıçaklarla ucunu sivriltiğimiz kazıkları bir silah gibi belimizde kayışlarımıza sokar bazan onbeş yirmiyi bulan sayıda çocuk çiğdem çıkartmaya giderdik. Bizim çiğdem alanımız karıncalı yolunda şal gösteren bağlarını geçince sağda iki tarla yukarıda meteor çukuru mu, obruk mu yoksa halk arasında bizlere söylendiği gibi yıldırım düşmesi sonucu mu oluştuğu bilinmeyen uçuk kuyuyu iki tarla geçtikten sonraki güneye bakan naldöken dağlarının say yamaçlarını döşeyen tarlaların kırmızı toprağında biraz çukurda kalıp sudan daha fazla istifade eden tarla kısımlarıydı. Sanki sarı kırmızı mum alevi gibi iki üç ince, kıl gibi yeşil yaprağın altından sanki bir soğan zarı gibi beyaz gövdesiyle toprağın derinlerine inen 4-5 cm derinlikte toprak altında da kahve renkli odunsu iplikçi yumağının sardığı beyaz yaklaşık bir santimetre ebadında dairemsi, göbek katmanlı beyaz yumru kısmı ile sarı çiçeği yenilen akşam bilmecelerinin sorusu çiğdem çiçeğinin halı gibi serildiği yaklaşık otuz kırk dönümlük bir alandı. Kazıkları karnımıza göbek hizasından derimize zarar vermesin diye de kemer kısmına dek getirip çiğdemin beş santim kadar uzağından toprağa zorlaya zorlaya kazıklayıp kanırtarak toprağı kaldırıp yumuşayıp gevşeyen topraktan çiğdemi koparıp parçalamadan bütün halinde çıkartırdık. Hafife almayın çiğdemi bütün çıkartmak maharet ister hem bütünlüğü hem de ne kadar çok çıkarttığımız bir yarışma halini alır iki üç saat bu yarış sürerdi. En sonunda yeterli olduğuna Kanaat getirir birazda herhalde acıkma nedeniyle eve dönüş başlardı. Su ihtiyacımızı kuytularda kalan kar birikintilerinden giderirdik. Çok büyük bir iş başarmış gibi övüne övüne gubara gubara geldiğimiz gibi ya karakurt yolu ya da şal gösteren bağ yolunun yer yer çamurlu topraklarında çamura bata çıka eve gelirdik. Bazan da okul günlerinde ilkokul beşte öğlenci olduğumuz zaman aceleyle gidip çiğdem çıkartıp derse geç kaldığımız ayakkabılarımızın kıpkırmızı çamura bulandığı ve derse geç kaldığımızdan Savaş ile benim dayaksız fakat kulakları çınlasın Adnan Özdemir'in öğretmenimizden yanakta güller açtıran iki tokadı ile mest olduğu çiğdem çıkartma bizim için dayak riskini göze alacak kadar önemliydi.