Bu bayramlar bayram değil
İnsan oğlu haddini bilip, büyük lokma yiyip, büyük konuşmazken, kötü söz söylemeyip, el alemin namusuna yan gözle bakmaz iken, sapa kulpa kapağa itibar etmeyip, para pula gösterişe aldanmaz iken, banka kredisiyle, araba, baba parasıyla ev alarak hava atmaz iken, insanın insan gibi yaşadığı, selam alıp, selam verdiği, hal hatır sorduğu yıllarda bayramlar bir başka güzel yaşanırdı. Günler öncesinden başlardı bayram hazırlıkları.
Günler öncesinden başlardı bayram hazırlıkları. Sevinç ve heyecan kaplardı içimizi. Bitmezdi geceler, zor ederdik bayram sabahını. Çocuklara bayramlıklar alınır, tek katlı bahçeli müstakil evlerden oluşan evler temizlenir, erkenden sulanan, süpürülen sokaklar mis gibi kokardı.
Büyüklerimiz bayram namazına giderler, namaz sonrası güzel bir bayram kahvaltısı yapılırdı.
Bayram günü baba evinde toplanılır ayrı bir sevinç yaşanırdı. Bir yandan kardeşler, bir yandan yeğenler, annelerin gözleri sevinçten gözyaşlarıyla dolardı. En büyüğünden en küçüğüne yavrular, torunlar etrafta, içlerinde, yüreklerinde hiç bitmeyen “Ya Rabbim, bizi bir bayrama daha kavuşturduğun için şükürler olsun sana. Bizleri nice bayramlara yine kavuştur” denilerek dua yapılırdı.
Biraz misafir ağırlanır, biraz hazırlanılır, kardeş, kardeş hep beraber ailece çıkılırdı komşuları, dostları ziyarete, ne kapı kapalı dururdu ne telefon sesi biterdi. Kapısı, sofrası, gönlü açıktı insanların.
Kurban bayramında; herkes kendi bahçesinde keserdi kurbanını, bahçesine kurduğu ocakta odun ateşinde pişirilen kavurma topluca yenilir, etrafta kurban kesmeyen komşulara etler dağıtılır, kalanı da eve gelen misafirlere ikram etmek üzere hazırlanırdı.
Özellikle günler öncesinden alınan rengarenk bayramlık kıyafetlerini giyen çocuklar ayrı bir güzellik katardı bayramlara. Sokaklar cıvıl cıvıldı, çocuklar her kapıda “Bayramınız mübarek olsun yengeciğim, amcacığım!” der çantalarını şekerle, parayla doldururdu. Saydıkça sevinçten dört köşe olurdu, coşardı akşama kadar.
Kısaca bayramlarda buram, buram maneviyat kokar, ılık, ılık mutluluk, yardımlaşma, huzur ve insanlık rüzgarı eserdi.
Ne güzeldi o bayramlar.
Ama şimdi öyle mi ?
Maalesef bu bayramlar bayram değil. Bayram gibi yaşanmıyor, tadı tuzu kalmadı bayramların.
Tek katlı bahçeli müstakil evlerin yerlerini çok katlı apartmanlar aldı. Komşu, komşuyu tanımıyor, selam vermiyor, birlikte hareket edilmiyor. Herkes birbirinden habersiz yaşıyor.
Bayram heyecanı yok artık. Kapılar, sofralar gönüller kapandı. Ne bet kaldı, ne bereket. Unutuldu büyükler, eş, dost akraba ve yakınlar. Bayram ziyaretlerine gidilmiyor, çocuklar şeker toplamıyor, kapılar, telefonlar açılmıyor, fakirler gözetilmiyor, herkes kendi havasında bir şişkinlik, şımarıklık almış başını gidiyor.
Bizi biz yapan milli ve manevi değerlerimizi kaybetmişiz. Çağdaşlık maskesi altında yozlaşmışız. Dini ve ahlaki erozyona uğramışız. İşimize nasıl geliyorsa ona göre hareket etmeye başlamışız.
Bayram denilince aklımıza denizler, plajlar, oteller geliyor. Birde tatil dokuz güne uzatılırsa kim ne eylesin anneyi, babayı, büyükleri, yaşlıları, hastaları, eş, dost ve akrabaları. Herkes kendi tavında demir dövüyor.
Kırşehir gibi Anadolu’nun ortasında yer alan birkaç bir kaç ilimizde Anne, baba buradaysa gidiliyor tabii ama yine de kardeşlerin kaçı bir arada bulunuyor? Herkes birbiriyle dargın. Biri giriyor, diğeri girmek için girenin çıkmasını bekliyor.
Anneler kapıdan bakıyor, gözleri uzaklarda , gözleri dolu, dolu, hiç susmuyor, devamlı akmaya hazır, ama bu defa kederden, üzüntüden dolayı.
Hüzün, hasret en iyi dostu olmuş, yerleşmiş yüzlerine.
Ne gidilen yerde tat var, ne de bizlerde.
Kardeşinizle karşılaşıyorsunuz, sımsıkı sarılamıyorsunuz. Gönülden bayramlaşamıyorsunuz.
Anne ve babaların gözleri yollarda, “Gelen de sağ olsun, gelmeyen de” diyorlar. Takmıyormuş gibi göstermeye çalışıyorlar ama aslında gözleri kapıda ve her yerde olmayanları arıyor, içlerinde yalvarmalar: “Gelin artık, bizleri ve baba evinizi böyle sessiz bırakmayın, yansın ışığımız, tütsün ocağımız diyorlar.”
Dargınların birbirleriyle barışması için bir vesiledir bayramlar.
Darılmak, dağılmak, ayrılmak ve anneyi, babayı unutmak için büyümedi çocuklar.
Bir elin beş parmağı birbirinden ayrılır mı ? Birbirinden kaçsalar bile yine bir aradalar. Deneyin bakalım, ne kadar uzaklaşabilirler, ancak yakın olurlarsa ısıtırlar birbirlerini, onlar ayrılmak istedikçe köklerini acıtırlar. Biri kanasa diğerine bulaşır acısı, kanı.
Böyleyken uğraşın kardeşler, ağabeyler, ablalar, nereye kadar varacaksınız, dayanacaksınız bakalım. Üç günlük dünyanın nesi sebep sizi birbirinizden böyle uzaklaştırmaya, hepimizin canının aslında tek bir can olduğunu ne zaman birimiz bu dünyadan gidince, kabre girince mi anlayacaksınız, pişman olacaksınız.
Söyleyin ne zaman ?
Ne zaman olduğunu bilmiyorum ama tek bildiğim bu bayramlar bayram değil.