Son rakamlara baktım, işsizlik oranı 8.6. Yani 3 milyon kişi civarında. Bu rakamlar sadece İş Kurumu’na başvuranların sayısı. Asıl rakam ise sabit bir işi olmayıp, arada bir günlük işe giden, uzun zamandan beri iş bulamadığı için İş Kurumu’ndan kaydını sildiren, ailesinin katkısıyla iş aramaktan vazgeçen ve en çok da ev kadınlarının sayılmadığı, Geniş Tanımlı İşsiz Sayısı. Bu rakam yüzde 33. Yani çalışma yaşında olup işi olmayan kişi sayısı tam 12.5 milyon.
Düşünebiliyor musunuz, eviniz kira, eşiniz çocuklarınız var. Bir şekilde esnafken işleriniz kötü gitmiş, dükkanı kapatmışsınız. Veya çalıştığınız işyeri kapanmış, ya da ekonomik sıkıntı nedeniyle patron personel azaltma yoluna gitmiş sizi işten çıkartmış. Bu insanlar her sabah kalkıp iş bulurum umuduyla çarşı pazar geziyor. Asık surat, sinir küpü, bozuk moral ve umutsuzlukla akşam tekrar eve dönüyor. Elektrik, su faturası ödenecek, çocukların okul ihtiyacı var, dolap tamtakır. Ne yapacak bu insan? Bir süre eşten, dosttan, akrabadan para, altın, dolar borç alıp günü kurtarıyor. Ama aynı dertler sürüp gidiyor. Kimse böyle durumdaki birisi için empati filan yapamaz, o çaresizlik anlaşılmaz, anlatılmaz, yaşanır.
Bir ülkede bu kadar büyük oranda işsizlik neden olur? Neden bir devlet vatandaşını bu kadar çaresiz bırakır? Tabi ki asıl sorun Dünyada hakim olan kapitalist sistemin büyük emekçi yığınlarının üretip, bir avuç azınlığın büyük payı alarak mutlu olması üzerine kurulu olmasıdır. Bu sistem bazı ülkelerde daha vahşi, bazılarında daha yumuşak uygulandığı için de işsizlik oranı, gelir dağılımı da o devletlerin uygulamasına göre şekilleniyor.
İşsizlik ve enflasyon; emekçilerin, dar gelirlilerin velhasıl toplumların yüzde 85’inin baş belası. Bu sorunların çözümü için sureyle, “şu sebep şu sonuç” teoremiyle nerelere sürüklenildiği ortada. Dünyayı yeniden keşfetmeye gerek yok. Kapitalist sistemde işsizlik ve enflasyon iki türlü çözülür: Zulüm ile, bilim ile… (Enflasyon kapitalizmin istek ve ihtiyacına göre iner çıkar) Birincisini tercih ederseniz, memura, emekliye, emekçiye verilmesi gereken geçinebilecekleri maaştan kesersiniz. Vergiyi, harcı, haracı dayarsınız. İnsanlar aç kalmış, soğukta kalmış, perişan olmuş önemi yok. Ama tüketim azalacağı için enflasyon bir miktar geçici olarak düşer. Geçim zorluğu arttığı için ve de paraya ulaşmak zor olacağı için insanlar daha ucuz maaşlara çalışmak zorunda kalır, az miktarda işsizlik de düşebilir. Fakat bilim ile işsizliği ve enflasyonu çözmeyi tercih ederseniz, bir tek yolu var: Üretim, üretim, üretim…
Önce üretim yapan tesisleri kuracaksın, sonra o gelirle otoyol yapacaksın, barajlar yapacaksın. Üretim yapacaksın SGK, vergi geliriyle köprü, tünel yapacaksın. Hem işsizliği, hem enflasyonu asgari düzeye düşüreceksin. Gelirleri de adaletli biçimde pay edersen toplumsal barışı da bir nebze çözersin. Yoksa bu yaşadığımız sıkıntılar ve kaos kaçınılmaz. Bu da tercih edeceğiniz sistemle ilgili bir olay. Vahşi kapitalizmden yana olup, bir avuç oligartın mutluluğu için geniş halk yığınlarına zulmetmeyi seçtiyseniz zaten gelir dağılımında adalet diye bir sorununuz filan olmaz. Ancak ve ancak demokratik bir sistemi benimserseniz ve insana, doğaya, hayvana değer verirseniz, ölçüleri demokrasinin sınırlarına bağlı olarak adaletle bölüşmeyi, toplumun önemli bir kesiminin mutluluğunu da gözetebilirsiniz.
Dünyaya hakim kapitalist sistem öylesine çürümüş, öylesine köhnemiş ki artık, ayakta kalabilmek için insanlara her türlü zulmü reva görüp, akla hayale gelmeyecek adaletsizlikler uygulanıyor. Çarklar kırılmış durumda, hangisini tamir etmeye kalksanız diğeri yuvasından çıkıyor. Hepsini tamir bile etseniz haksızlık üzerine kurulan sistem yürümez. Bozuk düzende sağlam çark olmaz.