Böyle ağlatırlar insanı…

Ağlamak güzeldir, hele de mutlu bir anın ardından olduğu zaman… İnsanlar bazen kendilerini yalnız hissederler ya işte o anda duygusallaşır hemen ağlayarak rahatlarlar. Aslında çok iyi bir şeydir ağlamak… İnsanın duyguyla karışık, içindekileri göz yaşlarıyla dökerek rahatlamak… Hayat çok kısa, her an her şey olabilir.


İnsanlar bazen kendilerini yalnız hissederler ya işte o anda duygusallaşır hemen ağlayarak rahatlarlar.
Aslında çok iyi bir şeydir ağlamak…
İnsanın duyguyla karışık, içindekileri göz yaşlarıyla dökerek rahatlamak…
Hayat çok kısa, her an her şey olabilir. Yaşadığımız sürece birilerini üzeceğiz, birilerini de mutlu edeceğiz.
Zamanın çok hızlı geçip gözlerimizin önünden gitmesi bizi rahatsız etse de hayatımız bu ve ömrümüz bitene kadar yaşamak zorunda, havayı solumak zorundayız.
Hani derler ya dayak yesen bile şöyle adam gibi adamdan ye diye…
Kuru, çelimsiz birinden dayak yemek nasıl insanın zoruna giderse, ağladığın birisi için de değmeli ağlamak…
Ama Kırşehir’de görüyor ve yaşıyoruz, kanı beş para etmez, işi gücü dedikodu, fitnelik olan birisi yüzünden ağlarsanız, ya da onun yüzünden strese girerseniz işte o zaman kafalarınızı duvarlara vurup haykırıp ağlayabilirsiniz.
Görüyoruz Kırşehir’de bu tipleri…
Sokakta sabahlara kadar it gibi dolaşan, hiçbir işte bir hafta çalışmayan, ya da çalıştırılmayan birisinin elinde tutar, iş bulursunuz, ekmek verirsiniz. O hâlâ diklenmeye devam eder.
Hatırlıyorum geçtiğimiz yıl Kırşehir’de bir işyeri sahibi hemşehrim dert yanıyordu:
“Bir yakınım var, yiyecek ekmeğe muhtaç. Evinde soba yanmıyor, ekmek yok, çoluğu çocuğu perişan. Her ay ona düzenli olarak yiyecek alıp gönderiyor, eş-dosttan katkı sağlıyor, sigorta primini ödeyerek çoluk çocuğu hastalanınca perişan olmasın istiyordum. Baktım böyle olmayacak. O adamı yanıma işe aldım. Gel-git işlerinde çalıştırıyordum. Her ay maaşını, sigortasını ödedim tam 7 ay boyunda. Bir-iki ay şöyle böyle idare ettik. Bir baktım ki bu arkadaş bizi beğenmemeye, gönderdiğimiz işe gitmemeye başladı. Neden böyle yapıyorsun dediğimde bana sesini yükseltmeye, bağırıp çağırmaya başladı. Arkadaş neredeyse benim işyerimde beni dövecek, benden hesap soracak hale geldi. Oysa buna acıdım, elinden tuttum, yardımcı oldum, iş ve aş verdim. Nankör çıktı. Benden sana tavsiye kimseye iyilik yapma, kimsenin elinden tutma, yardımcı olma. Düşeni ayağa kaldırma. Tam tersine düşmüşse bir tekme de sen at!”
Evet hemşehrim yerden göğe kadar haklı.
Kırşehir’in ekmeğinden mi, suyundan mı bilinmez maalesef bu tip yaşanmış nice olaylar var…
İnsansın, birine yardımcı oluyorsun, ama bir süre sonra yaptığına, yapacağına bin pişman oluyorsun.
Ekmeksiz, vefasız, sorumsuz insanlar, maalesef çevremizde o kadar çok ki…
Ahde vefa yok!
Saygı, sevgi hiç yok!
Bencillik, sorumsuzluk, vurdumduymazlık çok!
Böyle bir ilde ticaret yapmak, esnaf olmak, yanında bir adam çalıştırmak o kadar zor ki…
Neden böyle oluyor?
İnsanlar neden bu kadar vefasız oluyor anlamak mümkün değil.
Kimse işinden, işçisinden memnun değil.
Ticaret yapan esnafı, tüccarı, sanayicisi bu konuda o kadar dolu ki anlatamam.
Hani bir atasözümüz var "fukaranın eteğine kavurga koymuşlar, ' …..ç…m yanıyor' demiş."
Evet, insan olması gerekenle ataların söyledikleri arasında sıkışıp kalıyor...
Ataların söylediklerine kulak verse, vicdan rahat etmiyor. Vicdanı dinlese, rahatsız oluyor.
Vicdanlı olup da birinin yardımına koşmayan olmaz.
Ama atalar uyarıyor. “Her hıyar soyana tuzu ben de deme” diye ikaz ediyor...
Ataları dinlemez de yufka yürekli olursan, bedelini ağır ödersin...
Hele bir de gazeteci kimliğin varsa, yandın...
Mağdura yardım edeyim diye elini atarsan, bilmediğin kayanın altından çıkan yılanlara av olursun.
Sen bir garip gazetecisin. Çevrende gördüğün manzaralara duyarsız kalamıyor, yazıyor, çiziyorsun. Sonra da pişman oluyorsun.
Biz de bu yardım severlik, inanmışlık yok mu?
Hep bundan darbe yedim. Kime iyilik yapsam karşılığında kötülük ve ihanet gördüm.
Maalesef yıllarca önce başladı bende bu hastalık. Okulda, birine haksızlık yapıldığını görünce hemen onun yanında yer alırdım. Hiçbir ilişkim ya da yakınlığım olmasa bile, bir dünya karşıma dikilse, aldırmaz, üzerime vazifeymiş gibi onu savunurdum. Böyle davranmasam, kalbimin köşesinde duyduğum sızı derinleşir; nedense gözlerime sirayet edip, yaşlar akmaya başlardı.
Öyle bir hastalık ki, tedavisi yok. Giderek bütün bünyeyi sardı. Her defasında başıma dert açtı.
40 yıldır Kırşehir’de gazetecilik mesleği içindeyim. Her şeye iyilikle bakmaya çalıştım. Etrafımdaki insanları hep dost sandım, yanıldığımı geç te olsa anladım. Ama iş işten çoktan geçti.
“Bir yanlış görürsen elinle düzeltmeye çalış, buna gücün yetmezse, dilinle düzelt, ona da gücün yetmezse kalbinle buğz et” şeklindeki Hadis­i Şerif, sanki benim hastalığımın güzel bir ifadesi. Demek o sızı bana doğru olan yolu gösteriyormuş. O yola devam ettim. Ama maalesef o da olmuyormuş.
Mümkün değil, elimde değil insanlara yardım etmeden duramıyorum. Bu hastalığın virüsü erken yaşlarda girdi vücuduma; kronikleşti. Meğer bir de adı varmış bu meretin vicdan.
Bu dünyada vicdansız olacakmışsın. Düşene bir tekme de sen atacakmışsın.
Kulaklarınızı ağlayana tıkayıp, gözlerinizi kapayacakmışsın!
Ünlü şair Mehmet Akif Ersoy, herhalde böyle bir ruh halini tarif etmiş: “Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem/Gelenin keyfi için, geçmişe kalkıp sövemem… /Kanayan bir yara gördüm mü, yanar taa ciğerim./Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!/Adam aldırma da geç git diyemem; aldırırım./Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım.”
Tekme atan olmaktansa, tekme yemeyi tercih ettim ama olmuyor, olmuyor.
“Bir kez gönül yıktınsa, o kıldığın namaz değil” diyen Yunus Emre’nin sözleriyle kimsenin gönlünü kırmamaya çalıştık, ama onu bile anlamadılar, anlamak istemediler.
Dün elinden tuttuğun, bugün sana diklenip “Ne yaptın bana? Ne hakkın var ben de?” diyorsa diyecek ve söyleyecek fazla bir şey yok!
Kediler gibi nankör olanların dünyasında ahde vefayı, sevgi ve saygıyı kim kaybetti ki, ben bulacağım.
Yaşasın nankörlük!
Kahrolsun ahde vefa!

***
Başkan Bahçeci’nin değişim kararı!..

Geçtiğimiz günlerde Ahilik Haftası kutlamaları için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Kırşehir’e gelmişti.
Ahi Meydanı’nda Kırşehir’e yapılacak yatırımlarla, ya da sorunlarla ilgili bir şey konuşmadı. Ama kapalı kapılar ardında bazı konularda talimat verdiğini öğreniyorum.
Mesela Belediye Başkanı Yaşar Bahçeci’nin birkaç yıldır üzerinde çalıştığı, ama bugüne kadar gerçekleşmeyen Ahi Stadı’nın biran önce Belediye’ye devri için Gençlik ve Spor Bakanı’na talimat verdiğini ve bu talimatın gereğinin de yapıldığını öğreniyoruz.
Yine Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Belediye Başkanı Yaşar Bahçeci’ye sakal ya da bıyık bırakması yönünde telkinde bulunduğu ve Başkanın sakal yerine bıyık bırakmak için harekete geçtiğini öğreniyoruz.
Yaklaşık 7 yıldır Kırşehir Belediye Başkanı Yaşar Bahçeci’yi her gün pırıl pırıl, jilet gibi gören Kırşehirliler, geçtiğimiz hafta birkaç günlük sakallı görünce şaşırmışlar ve “Eeee kolay mı? Cumhurbaşkanı’nı Kırşehir’de en iyi şekilde ağırlamak için, Ahilik Haftası’nı hazırlamak için aylardır yoğun bir çaba harcayan, gece-gündüz uyumayan Belediye Başkanımız sanırım yorgunluğunu atıp traş olmaya vakit bulamadı” dediler.
Bu durumu ben de doğrusu anlamamıştım.
Kafama takıldı, sordum, soruşturdum ki meğer öyle değilmiş.
Cumhurbaşkanı Erdoğan talimat mı, yoksa telkin de mi bulunmuş onu tam olarak bilemiyorum ama sakal ya da bıyık bırakmasını istemiş.
Başkan Bahçeci de derhal bunu bir emir telakki ederek bıyık bırakma kararı vermiş.
Şimdiden Bahçeci’ye bıyığı hayırlı, uğurlu olsun.
Yakında Başkan Bahçeci de ekibinde bıyıksız ve sakalsız dolaşanlara “bıyık” ya da “sakal” talimatı verirse şaşmayalım. Çünkü devir bıyık ve sakallı devri.
Gerçi son aylarda bir bıyık modası aldı başını gidiyor. Bıyık bırakan Adalet Bakanı Bekir Bozdağ koltuğunu korudu, ama Cumhurbaşkanı’nın gözde bakanlarından olan Yalçın Akdoğan bıyık bıraktı da koltuğundan oldu.
Ama şimdiden belediyede bıyık ve sakal sevmeyen müdürleri bir sıkıntı sarmış olabilir. Hangi bıyık ve sakaldan bırakacaklarını düşünebilirler.
Bıyığın da, sakalın da bir modeli vardır benim bildiğim.
Mesela MHP’liler çağmel bıyıklı, eski Refah Partililer badem bıyıklı, sosyal demokratlar dudak altında, yani ağza giren bıyıklılardandı. Ayrıca pala bıyık, kaytan bıyık, fındık bıyık, pos bıyık, burma bıyık, bektaşi bıyık, katîp bıyık türleri de var.
Sakalın da tabi uzunu olur, kısası da olur. Ama son yıllarda kirli sakal da, top sakal da moda oldu. Ama ben bıyıktan, sakaldan pek anlamam ama bizim Kırşehir Belediyesi’ndeki birim müdürlerine badem bıyık ve top sakalın çok yakışacağını şimdiden söyleyeyim. Özellikle Başkan Bahçeci’nin sağ kolu Birol Kurumuş ile Belediye Basın Müdürü Halil Çalışır’a top sakal iyi gider mesela. Çünkü top sakal daha çok yuvarlak yüz hattı olan kişilere çok yakışmaktadır. Ama doğrusunu söylemek gerekirse Yaşar Başkana yakışmaz. Çünkü onun yüzü buna uygun değil. Sakalın hiç yakışmayacağı da ortada. Eee geriye tek ne kalıyor bıyık… Bıyık ama hangi bıyık derseniz bırakalım da onun kararını da Başkan Bahçeci karar versin.
Haa bu arada gazetemizin imtiyaz sahibi Murat Seyitgazioğlu da bıyık ve sakallılara kızıp kafayı usturaya vurdu. “Ohh be rahatladım. Dünya varmış. Ben şu yaşta saçla, sakalla, bıyıkla gezip kendime yük edemem. Valla bazen şöyle 5-6 gün traş olmuyorum, ağırlığından eve varır, varmaz devrilip yatıyorum” dedi.