Bölükbaşı’sız  geçen 19 yıl… (2)

Türk siyasetinin en renkli simalarından Osman Bölükbaşı'nın anıları ve yaşamı, büyükelçi oğlu hemşehrimiz Deniz Bölükbaşı tarafından "Türk siyasetinde Anadolu Fırtınası Osman Bölükbaşı" ismiyle kitaplaştırılmıştı.
Doğan Kitap'tan çıkan kitapta, 1946'da Demokrat Parti saflarında siyasete atılan, 3 partinin genel başkanı olup, 28 yıllık siyasi yaşamının 23 yılını TBMM'de geçiren Bölükbaşı'nın adliye koridorları, cezaevleri, baskılar ve ihanetlerle dolu yaşamı ayrıntılarıyla anlatıldı.
2002'de hayatını kaybeden, hitabet gücü çok yüksek, Türkiye'nin siyasi yasaklı ilk politikacısı olan hemşehrimiz Osman Bölükbaşı, siyaseti bıraktıktan sonra kimseyle konuşmadı. 
İşte oğlunun kaleminden Bölükbaşı'nın bilinmeyen anılarından önemli bölümler: 
Kitapta, 16 Kasım 1949'da Osman Bölükbaşı'nın etrafı polislerle çevrilmiş Ankara İtfaiye Meydanı'ndaki evinde, üzerinde pijamayla arkadaşlarıyla sohbet ederken tutuklanmasına yer veriliyor. İnönü ve Celal Bayar'a suikast için örgüt kurmakla suçlanan Bölükbaşı ve arkadaşlarıyla ilgili Ankara 3. Asliye Ceza Mahkemesi, ağır cezalık suçun delillerinin ortadan kaldırılması ihtimaline karşı tutuklama kararı alıyor. Kitapta olayın devamı şöyle anlatılıyor: 
"Bölükbaşı'nın evindeki aramada, uyumakta olan ve henüz 20 günlük, bu satırları yazan oğlu Deniz Bölükbaşı'nın yattığı oda da aranıyordu. Hapishaneye gitmek için giyinen Bölükbaşı, kundaktaki oğlu Deniz'e şunları söylüyordu: 
“Oğlum baban gidiyor, belki geri gelmez. Bu memleketin pisliğini az su temizlemez diye ismini Deniz koydum. Ben geri gelmezsem, göreyim bu pisliği sen temizle.'Bölükbaşı ve Fuat Arna adliye kapısından girerlerken, ihbarı yapan Reşat Aydınlı da adliyeden ayrılıyordu. Aydınlı'nın 'ben ihbar etmedim' sözlerine Bölükbaşı ve Arna cevap vermeyerek Ankara Cumhuriyet Savcısı Rüştü Kayıkçıoğlu'nun odasına yöneleceklerdi. Odada 4 saat kalan Bölükbaşı ve Arna, 21.30'da Ankara Cezaevi'ne gönderilmiştir. Aynı saatlerde Bakanlar Kurulu bu konuyu görüşüyor, Başbakanlık'tan şu açıklama yapılıyordu: 'Millet Partisi mensuplarından Afyon Milletvekili Sadık Aldoğan ile Bölükbaşı ve Arna'nın, Cumhurbaşkanı İnönü'yü öldürmeyi kararlaştırdıkları ve kendisine de teklifte bulunduklarını Denizli Milletvekili Reşat Aydınlı hükümete ihbar etmiştir.' Örgüt suçlaması Olayın üzerinden 3 gün geçtikten sonra Reşat Aydınlı'nın bu iddialarını hükümete ihbar edenin bizzat Celal Bayar olduğu anlaşılmıştır. Aydınlı'nın iddialarının asılsız olduğunun anlaşılması üzerine Bölükbaşı ve Arna 21 Kasım 1949 günü tahliye edilmişlerdir. Cezaevinden bir arabaya binen Bölükbaşı ve Arna, Sıhhiye'de otobüs durağının önünde Bayar'la karşılaşırlar. Arabayı durdurarak inen Fuat Arna, Celal Bayar'a şunları söyleyecektir: 'Ruslardan para aldığıma dair şerefsiz iftiralarınızı duydum. Senin sahtekâr bir adam olduğunu zaten ilan etmiştim, yalancı hürriyet kahramanı!' Bölükbaşı da şu sözleri söylemiştir: 'İnönü'yü öldürmek lazımdır diye Erzurum'dan vaktiyle gelen mektubu hasıraltı etmiştin. İnönü'ye bildiriniz, demek suretiyle hem İnönü'ye kur yapıyorsunuz, hem bizleri muvazaasız muhalefeti vurmak istiyorsunuz. Hem de kendini suikastlara maruz olan büyük bir devlet adamı gibi göstermek fırsatını kazanıyorsun. Neden Erzurum mektubundan İnönü'ye bahsetmedin. Biz öldüreceksek adam öldürürüz, köpek öldürmeyiz!' Bayar cevap vermeyerek uzaklaşmıştır." Bayar'a 'Yalancı kahraman' Recep Tayyip Erdoğan, 2001'de, AKP'nin kuruluş çalışmalarının sürdüğü dönemde Bölükbaşı'nı evinde ziyaret etmiştir. Büyükelçi Yaşar Yakış ve bir grup arkadaşıyla uzunca bir görüşme yapan Erdoğan, ziyaret amacının yeni parti çalışmalarında hayır duası almak olduğunu söylemiştir. Bölükbaşı, görüşme hakkında şu hususları aktarmıştır: 'Kendilerine siyasi tecrübelerimi anlattım. Siyasi tarihimizde yaşanan buhranların sebepleri üzerinde çok iyi düşünülmesi ve bunlardan gereken derslerin çıkarılması lüzumuna işaret ettim. Din ve siyaset tartışmaları üzerinde durdum. Bu konudaki düşüncelerimi dile getirdim. Samimi bir havada sohbet ettik. 'Babam bu sohbette, kendisinin tavrı konusunda biraz da muzip bir ifadeyle bana şunu söylemiştir: "Siyasi krizlerin nedenleri din ve siyaset ilişkisi konusundaki görüşlerimi, tecrübelerimi aktararak ifade ettim. Fazla cepheden vurmadım, sadece kanatlardan çırpmaya dikkat ettim." 'Erdoğan'ı sadece çırptım' Behiye Aksoy'la aşk dedikodusu Osman Bölükbaşı gençliğinde, öğrencilik yıllarında kendisini ruh hali bakımından yaşlı hisseden birisi olarak tahayyül etmiş ve ihtiyar bir insanın genç aşığa seslenişini dile getiren bir şiir yazmıştır. "Geçelim güzelim gel bu sevdadan" isimli bu şiir yıllar sonra, 1960'ların başında gazetelerde yayımlanmış ve şiirin ses sanatçısı Behiye Aksoy için yazıldığı yakıştırması yapılmıştır.Bölükbaşı'nın en çok takdir ettiği ses sanatçılarının başında Behiye Aksoy gelmekteydi. Bölükbaşı, Aksoy'un sahne aldığı Ankara Gençlik Parkı'ndaki Göl Gazinosu'na bir dönem çok sık gitmiştir. Benim de birçok kez gittiğim Göl Gazinosu'nda Behiye Aksoy programını bitirdikten sonra saz ekibi, annemle misafirlerin hep birlikte Süreyya Kulüp'e gidildiğini, arkasından Çankaya sırtlarında saz ve müzik eşliğinde günün ağardığını hatırlarım. İşte bu nedenle bu şiirin Behiye Aksoy için yazıldığı iddiası gündeme gelmiştir. Bu şiir gazetede çıktıktan sonra besteci Muzaffer İlkar tarafından sözleri biraz değiştirilerek bestelenmiş ve bu şarkı Behiye Aksoy tarafından okunarak plak haline getirilmiştir. Bölükbaşı, izni olmadan yapılan bu işlem aleyhine 27 Aralık 1962'de dava açmıştır. (Sonuçta) Bu şarkının radyo ve sahnede okunması, plak olarak basılıp satılması durdurulmuştur. Bölükbaşı, yıllar sonra Yavuz Donat'ın sorusunu, "Eli elime değmedi ama lafı anamı belledi" şeklinde cevaplamıştır. Dönemin meşhur bir kadın assolisti, programı bitince Bölükbaşı'ya bir kart gönderir: "Sizi uzaktan hep izledim. Mümkünse tanışmak istiyorum." Bölükbaşı, cevaben şu kısa notu gönderecektir: "Siyaset denen bu nankör işe mahkum olan bizler, kendilerini hâlâ adamış talihsizleriz. Bu sıfatımızla ne kadar istesek de bazı şeyleri yapmak imkânından mahrumuz. Bu durumumuzu anlayacağınızı umuyorum." Assolist tanışmak istedi Halen Cenevre'de Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) nezdinde "Türkiye daimi temsilcisi" olarak görev yapan Deniz Bölükbaşı, "usta pazarlıkçı" olarak tanınıyor. Türkiye ile ABD arasında yürütülen 1 Mart tezkeresi ile ilgili mutabakat muhtırası, BM gözetiminde New York ve Burgenstock'ta yapılan Kıbrıs görüşmeleri, Türkiye ile Yunanistan arasında ikili sorunların paket halinde çözümü için, 3 yıldır yürütülen istikşafi (keşif amaçlı) görüşmeler, 17 Aralık Zirvesi karar metni ve sonrasında AB ile yürütülen Ankara Anlaşması Uyum Protokolü pazarlıklarında yabancı muhataplarına kök söktürmesiyle biliniyor. Usta pazarlıkçı Deniz Bölükbaşı Mayıs 1959'da Başbakan Menderes'in aracı olarak görevlendirdiği DP'li Orhan Akça, Bölükbaşı'nın evine gelir. Ziyaret sebebi Menderes'in özel bir mesajıdır. Menderes, Bölükbaşı'yı DP ile işbirliğine davet etmektedir. Mesaj şudur: 'Bölükbaşı CHP'ye karşı bizimle işbirliği yaparsa, ülke bundan büyük yarar görür. CHP'yi birlikte bertaraf edelim. Kapatalım. Karşımızda 150 milletvekiliyle siz kalın. Demokratik rejim için noksan olan ne varsa zamanla yaparız. Biz eski dava arkadaşıyız. Kırgınlıkları unutalım, yeniden birlikte hareket edelim.' Bölükbaşı'nın cevabı şu olmuştur: 'Bu teklifi bana yapılmamış sayıyorum. Menderes'e selam söyleyin biz bu memlekette hiçbir hizmet etmesek bile, bir hizmeti yapacağız. Hiç olmazsa sözüne ve sebatına sonuna kadar güvenilir siyaset adamlarının bu milletin bağrından çıktığını, bu milletin vicdanında istikbalinin bir teminatı olarak yaşatacağız ve buna kararlıyız.' Menderes'in teklifi: CHP'yi kapatalım Demirel'e: Bağrındaki ihanet köy mezarlığı Aralık 1977'de, AP'den 11 milletvekilinin bakanlık uğruna CHP'ye geçmesiyle Demirel Hükümeti'nin düşürülmesinden sonra Süleyman Demirel'e geçmiş olsun ziyaretinde bulunan Bölükbaşı, şunları söylemiştir: "Süleyman Bey üzülme! Benim bağrım ihanetin Karaca Ahmet Mezarlığı'na döndü, senin bağrındaki ise daha köy mezarlığı." "Millet Partisi'ne karşı dini siyasete alet etmek iddiasıyla başlatılan siyasi tertibin son perdesi, 4 Temmuz 1953'te MP aleyhine soruşturma başlatılmasıyla açılmış, parti 8 Temmuz 1953'te geçici olarak kapatılmıştır. 15 Eylül 1953 tarihinde başlayan MP davası sonrasında da Türkiye'nin üç partisinden birisi olan, ülke çapında teşkilatlanmasını tamamlayan, yaklaşık 20 bin ocağı ve 1,5 milyon üyesi olan MP, 27 Ocak 1954 günü kapatılmış, DP iktidarına karşı gerçek muhalefet görevini yapan partinin siyasi hayatına sulh mahkemesi kararıyla ve 2 kilo ıspanak karşılığı 250 kuruş para cezasıyla son verilmiştir." 2 kilo ıspanak parasına kapatıldı 1987'de Bölükbaşı Özal'ın gidişatını şu fıkra ile değerlendirdi: Köylünün biri pazarda kaz satıyormuş. Tüm kazları elinden çıkarmış, bir tanesi elinde kalmış. 'Bari sinemaya gideyim de bir film seyredeyim' demiş. Ama kazla içeriye sokmamışlar. Köylü de dışarı çıkıp kazı şalvarının içine saklamış, sinemaya girmeyi becermiş. Karanlıkta bir koltuğa oturmuş. Yanındaki yaşlıca kadın çekirdek çıtlatıyormuş. Çıtırtılardan etkilenen kaz, başını dışarı çıkarıp hanımın attığı kabukları yutmaya başlamış. Hanım bir süre sonra ağzı açılıp duran karartıyı fark etmiş: "Allah Allah demiş, gördüm de, kırk yıldır hiç böylesini görmedim."
Ey Bölükbaşı, dürüst yaşadın, namusunla, şerefinle tertemiz bu dünyadan göçtün gittin. Hiç kimse sana çaldın, çırptın, köşe oldun, yolsuzluk ve haksızlık yaptın diyemedi. Yakınlarını zengin etti diyebilirler mi?
Neredesin ey Bölükbaşı?
Ankara Cebeci Asri Mezarlığı’nda rahat uyu koca çınar, Osman Bölükbaşı… (BİTTİ)