BİR GÜN HERKES ÖLÜR...

Bundan tam 33 yıl evvel yani 1988 yılında hayata gözlerini açtın…
Yarın (24 Ağustos Çarşamba) sen vefat edeli tam 1 yıl oldu…
Tıpkı senin yaşında, babanın da yaşı 33 iken elim bir trafik kazasında oda hayata gözlerini kapamıştı.
Onunda iki erkek çocuğu senin de iki erkek çocuğun vardı…
Bazen babasının kaderlerini yaşarmış çocukları, inşallah senin çocukların senin kaderini yaşamazlar…
Ölümün ardından ne söylenir ki… Dilim tutulur, dudaklarım kurur, yüreğim paramparça olur, ciğerim sönmezcesine yanar…
En kötüsü de bu, sevdiğin bir yakınının ölümüne canlı şahit olmak…
Taburcu olmandan sadece 20 dakika kadar bir zaman sonra hayata gözlerini kapayıp bizlerin seni geri hayata döndürebilmek için dakikalarca çırpınıp feryat figan etmesiymiş ölüm…
Acil servisin yoğun bakım odasının kapısında dakikalarca senden gelecek iyi bir haberi gözyaşları ve çığlıklarla beklemekmiş ölüm…
Canlı arabaya bindirip eve getirmek için çıktığımız yola senin cansız bedeninle cenaze aracı eşliğinde dönmekmiş ölüm…
Ellerimizin arasından kayıp giden gencecik fidanı kurtaramayıp evine getirmek yerine morga götürmekmiş ölüm…
1 dakika önce konuşup gözlerine baktığın, canının ciğerinin artık nefes dahi alamadığını görmekmiş ölüm…
33 yaşında gencecik bir insanı çocuklarının, eşinin ve anasının yanına getiremeyip toprağa vermekmiş ölüm…
Bu acıyı sadece yaşayan bilir, en acısı da bu zaten…
Başına dünya yıkılmıştır, sesin kısılana kadar ağlayıp hıçkırıkların durana, gözlerinde yaş kalmayana kadar ağlamaktır ölüm…
Kendisini canlı getiremediğin evinin önüne gelip, arabadan aşağı inemeyip haykıra haykıra ağlamaktır ölüm…
Anasının evlatlarının yüzüne bakamamaktır ölüm…
Kimseyi kırmadan üzmeden çocukla çocuk büyükle büyük olan tertemiz bir kalbin vardı senin…
Senin içinde olduğun her ortam güzelleşirdi.
Bir tek insanın seninle küs, kırgın ve dargın olduğunu ne duydum ne de gördüm…
Sana son görevini yapmaya gelen binler bunun göstergesi idi…
O kadar çok üzülen, ağlayıp gözyaşı döken oldu ki ardından.
Bir anda 33 yıllık hayatın bir film şeridi gibi geçip gitti gözlerimizin önünden…
Mahallenin tadı tuzu şenliği güler yüzü idin sen.
Hiçbir ölüm yakışmaz gence, hele ki sana…
Sebebi her ne olursa olsun senin ölümüne şahit kalan bizlerin yaşamı hiçbir zaman eskisi gibi olmayacaktır. 
Kim bilir bu kaç ay kaç yıl sürecek belki de bir ömür devam edip gidecek…
Belki de bizi tek teselli eden “Her canlı bir gün ölümü tadacaktır” ayeti olacak.
Arabaya her bindiğimde arka sağ koltukta hep sen olacaksın, mahalleye her geldiğimde senden bir hatıra bir anı canlanacak gözlerimizde…
Uyuyamamamızın en büyük sebebi sen olacaksın. Annene evlatlarına ve eşine her görüp baktığımızda seni göreceğiz…
Mezarına her gittiğimde “Seni nasıl sığdırdık buraya“diye defalarca soracağım kendime.
Günlerce haftalarca aylarca belki de yıllarca senin 33 yıllık kısa hayatından kesitler anlatıp seni konuşacağız hep.
Hatıralarının hangilerini yazıp anlatacağız ki, bunlar buralara hiç sığmaz.
Herkes kaderini yaşar bu beş para etmez hayatta, bazıları ibret, bazıları güzel, bazıları çirkin, bazıları iyi, bazıları kötü hatırlanır ölümden sonra.
Ama sana bu yalan dünyada bir tek kötü diyen bir insan çıkmaz.
Baban öldükten sonra sizlerin önünde evlatlarımızı bir kez sarılıp öpememiştik şimdide senin evlatlarının önünde aynı şeyi yapmayacağız yapamayacağız.
Yaktın bizi yiğidim, Ah ulan Mehmet ah...
Yattığın yer nur olsun…