Pazar günü ellerine çiçek tutuşturulan kadınlar, pazartesi yine aynı sofrayı kurdu.
Kahvaltıyı hazırladı, bulaşığı topladı, evi düşündü, eksikleri hatırladı, herkesin yükünü sessizce sırtlandı. Tam da bu yüzden Anneler Günü’nde kurduğumuz cümlelerin ne kadarının gerçek hayata dokunduğunu yeniden düşünmemiz gerekiyor.
Anneler Günü’nde duygusal cümleler kuruyoruz. “Cennet annelerin ayakları altındadır” diyoruz. Ama o annelerin ne zaman dinlendiğini, ne zaman gerçekten destek gördüğünü, ne zaman yalnız bırakıldığını pek konuşmuyoruz.
Bir pazar kahvaltısı hazırlayınca görevimizi yaptığımızı düşünüyoruz. Oysa mesele bir günü “kutlamak” değil; geri kalan 364 günde o emeği gerçekten görünür kılabilmek. Kadınların yaptığı ev işlerini “kadın işi” olarak görmeyerek, evin sorumluluğunu “yardım etmek” adı altında kadına bırakmak yerine gerçekten paylaşarak, anneliği kadınlığın zorunlu kaderi gibi dayatmayarak, çocuk sahibi olmak istemeyen kadınlara eksikmiş gibi davranmayarak, patili dostlarına annelik yapan kadınlarla alay etmeyerek, bakım vermeyi küçümsemeyerek başlayabiliriz.
Çünkü mesele yalnızca Anneler Günü’nde güzel sözler söylemek değil. Kadınların emeğini yılda bir gün hatırlayıp geri kalan günlerde onu görünmez sayan düzeni sorgulamak. Mesele, bir çiçek verip aynı yükü ertesi gün yeniden onların omzuna bırakmanın sevgi değil, alışılmış bir vicdan rahatlatma biçimi olduğunu fark etmek.
Annelik sadece doğurmak değildir. Bazen bir çocuğu büyütmek, bazen bir öğrencinin hayatına dokunmak, bazen bir hayvanın yarasını sarıp eve götürmek, bazen de yıllardır aynı evin yükünü tek başına taşımaktır.
Ev içi görünmeyen emeği omuzlayanların, patili canlarına evlat gibi bakanların, kedisine “kızım”, köpeğine “oğlum” diye seslenenlerin, ahırdaki ineğini “sarı kızım” diye sevenlerin, bahçedeki çiçeğinin yaprağı sararınca üzülenlerin, kapısının önüne her gün mama ve su bırakanların, öğrencisinin derdini evine taşıyan öğretmenlerin, “anne” kelimesini yalnızca doğurmakla sınırlamayanların, doğuranların, doğuramayanların, doğurmak istemeyenlerin… Anneler Günü, bakım veren, yük taşıyan, koruyan ve şefkat gösteren herkes içindir.
Üstelik kadınlar çoğu zaman yalnızca “anne” olmuyor. Aynı anda aşçı, temizlikçi, çocuk bakıcısı, öğretmen, hemşire, psikolog, çamaşırcı, oyun arkadaşı, organizatör ve çoğu zaman herkesin duygusal yükünü taşıyan kişi hâline geliyor. Ve biz, bu emeğin karşılığını yılda bir gün çiçek vererek ödediğimizi sanıyoruz.
Kadınların yükünü gerçekten hafifletmek, yalnızca yılda bir gün teşekkür etmekle ya da bireysel farkındalıkla mümkün değil. Devletin de ev içi emeği görünmez saymaktan vazgeçmesi gerekiyor. Ücretsiz ve erişilebilir kreşler, çalışan anneler için güvenceli çalışma koşulları, ev içi emeğin sosyal güvence kapsamına alınması, emeklilik hakkı ve bakım yükünü hafifleten sosyal politikalar artık bir “lütuf” değil, temel bir ihtiyaç.
Çünkü bir toplum, kadınların görünmeyen emeği üzerine kurulup sonra o emeği yok sayarak sağlıklı kalamaz.
Şefkatin, emeğin ve bakım vermenin küçümsenmediği bir dünya umuduyla…
Tüm annelerin ve içinde annelik sevgisi taşıyan herkesin, her günü kutlu olsun.