Bayram tatilini çoktan hak ettik, haydi tatile!
EVET, Müslüman Türk Milleti olarak bir Kurban Bayramı’nı daha kutlamaya hazırlanıyoruz. Bayrama hazırlanıyoruz diyorum, çünkü kimsenin bayram kutlayacak hali yok! Adeta her evde bir matem, bir yas var… Ülkemizin Doğu ve Güneydoğusu’nda hainler her gün askerimizi, polisimizi şehit ediyor, ocaklar sönüyor, analar ağlıyor, dolayısıyla Türk Milleti olarak hepimiz ağlıyoruz.
Bayrama hazırlanıyoruz diyorum, çünkü kimsenin bayram kutlayacak hali yok!
Adeta her evde bir matem, bir yas var…
Ülkemizin Doğu ve Güneydoğusu’nda hainler her gün askerimizi, polisimizi şehit ediyor, ocaklar sönüyor, analar ağlıyor, dolayısıyla Türk Milleti olarak hepimiz ağlıyoruz.
Ne gülecek halimiz var, ne de bayram kutlayacak.
Hele hele Kırşehir’deki insanların hiç hali yok.
İnsanlar tedirgin, insanlar üzgün…
Geçtiğimiz hafta yaşanan olaylar bütün yaşananlara tuz biber ekti, kıyıda köşede azıcık bir moralimiz vardı, onu da alıp götürdü.
Kırşehir’e yakışmayacak görüntülerdi o görüntüler…
Ülkemizde hainler gerçek yüzlerini gösterip, bizlere bayramı zehir etmek için her şeyi yapıyor, biz de onlara çanak tutuyoruz vesselam…
Terör olayları insanlarımızı büyük endişe sevk ederken, ekonomiye ne demeli?
Dövizin artmasıyla her sabah biraz daha fakirleşen, alım gücü kalmayan insanlar ne yapıyor dersiniz.
Peki insanlar bu kadar sıkıntı yaşarken, adeta burnundan solurken, ülkemizi idare edenler ne yapıyor?
Seçim de seçim diye bir tempo tutmuşlar gidiyor!
400 vekil hesabı yapanlar, koltuk derdine düşenler, tek başına iktidar kovalayanlara bu millet ne diyor, ne düşünüyor bilmiyorum ama hepsinin siyasetçilere olan tepkisini görüyor ve yaşıyoruz.
İşte önümüzdeki hafta bir Kurban Bayramı var?
Gerçekten bayramı bayram gibi yaşayacak kaç insanımız var dersiniz?
Günden güne fakirleşen insanlarımız, geçen yıla göre artan kurbanlık fiyatlarıyla nasıl kurban kesebilecek düşünen kimse var mı?
Aylardır piyasalar çökmüş, millet bırakın yeni yatırım yapmayı, alış verişi kesmiş. Kırşehir’deki esnaf ve sanatkarlar kan ağlarken, sağolsun ülkemizi idare edenler kamu çalışanları için 9 gün tatil kararı aldı.
Oh ne ala değil mi?
Yan gel yat Osman hesabı!
Tabi hak etti herkes 9 günlük tatili…
Nasıl olsa her şey toz pembe… Çal oyna, gül oyna!
Kurbanlarını kesen, eş dost ziyaretlerini yapanlar şöyle bir Antalya’ya uzanıp 5 yıldızlı otelde birkaç günlük tatili hak etmediler mi?
Bu kadar yoğunluk ve stres altında elbette herkesin 9 günlük tatil hakları…
Nasıl olsa Türkiye’de hiçbir sorun ve sıkıntı yok!
Her şey rayında gidiyor!
Sorun var diyenlere yuh olsun!
Şimdi yatma ve tatil zamanı.
Şimdiden herkese 9 günlük tatillerini güle oynaya geçirmelerini diliyorum.
Nasıl olsa deliye her gün bayrammış derler, bize de her gün bayram nasıl olsa…
Peki ben mi çok karamsarım diye soruyorum kendi kendime…
Ama çevremdekilerin sözleri karşısında benim karamsarlık solda sıfır kalır hani?
Bıraktık Kurban Bayramı’nda kurban kesmeyi, 9 günlük beş-altı yıldızlı otellerde sandal keyfi yapmayı da bayramın hemen ertesi günü açılacak okullar ne olacak?
Bu milletin cebinde para yok ki!
Ama biz yatacağız, 9 günlük tatilde para basacağız, yiyip içeceğiz ve kafamızı dinleyip 28 Eylül’e dinamik, hem de ne dinamik gireceğiz!
Ondan sonra bakın bakalım önümüzde ne sorun kalır, ne de soruncuklar!
O 9 günlük tatilin zindeliğinde nasıl bir kalemde çözdüğümüzü dünya alem nasıl da görecek ve bize nasıl gıpta ile bakacaklar!
Evet bayramı geçirdik, okulları açtık kışa geldik.
Isınma derdini yaşamayacağız! Parası zaten üç-beş kuruş. (İnşallah hükümet doğalgaza seçimin ardından hemen zam yapıp da bizleri üzmez)
Kış uykusuna böylece yatmış olacağız.
Seçimi zaten biz hiç düşünmeyiz!
Çünkü bizim koltuk derdimiz yok ki! Zaten bizi Kırşehir’de o koltuğun yanına yaklaştırmazlar ki! Bunun rahatlığı ile iki fidan gibi adayımızı seçip Meclis’e gönderdik mi, sorunlarımız çorap söküğü gibi bir bir çözümlenir, biz de hiç mi hiç sorun yaşamayız.
O 7 Haziran seçimi değil mi bizleri bugünkü sıkıntıları yaşatan. O karanlık günden sonra dünyamız karardı da haberimiz yok!!!
7 Haziran’dan sonra görev alan geçici hükümet ve seçim hükümetinin nasıl 24 saat çalıştığını dünya alem gördü, bizim gibi gözleri kör ya da ama olanlar görmedi. Ülkemizi idare edenler bizleri mahcup etti, terör başımıza bela oldu, ekonomik sıkıntılar had safhaya geldi. Şimdi eski hükümetleri nasıl mumla aradığımızı anladık!
Hayırlısıyla şu seçimleri de atlatıp güçlü bir hükümet kurulursa gel keyfim gel!
Bugün 9 günlük bayram tatilini hak eden milletimiz o zaman 365 gün tatili hak etmeyecekler mi?
Hem de ne hak edecekler ama!
Bence 2015 yılını kayıp yıl olarak geçiren Kırşehir ve Türk seçmeni 2016 yılını tatil yılı hak etmiyor mu?
Hem de bal gibi ediyor.
Yeter ki bizim çalıştığımızı, tatili hak ettiğimizi idrak eden siyasetçileri Allah başımızdan eksik etmesin!
Hep sorunlarla boğuşuyoruz diyeceğim ama belki sorunlar bizimle boğuşuyordur da biz üşenip öylece mal mal bakıyoruzdur.
Ama bizler 9 günlük bayram tatilini çoktan hak ettik.
Bayram yazısı yazacaktım, içimden bayrama dair fazla bir şey gelmedi. Ama Can Yücel’in yıllar önce kaleme aldığı severek okuduğum şiiriyle veda ediyor, bütün okuyucularımın, değerli hemşehrilerime sağlık ve mutluluk içinde nice bayramlar diliyorum:
Can Yücel'den hayata dair bir şeyler...
Nefes almak bayramdır mesela; günün birinde soluksuz kalınca anlar insan...
Görmenin nasıl bir bayram olduğunu karanlık öğretir; sevmeninkini yalnızlık...
Sızlamayan her organ, hele de burun direği bayramdır.
Bayramdır, elden ayaktan düşmemek, zihinden önce bedeni kaybetmemek, kurda kuşa yem olmayıp "Çok şükür bugünü de gördük" diyebilmek...
Sevdiklerinle geçen her gün bayramdır.
Küsken barışmak, ayrıyken kavuşmak, suskunken konuşmak bayramdır.
***
Bir kitabı bitirmek, bir binayı bitirmek, bir okulu bitirmek, kâbuslu bir rüyayı, kodeste ağır cezayı bitirmek bayramdır.
Yoğun bakımda sancılı geceyi ya da kangren olmuş bir ilişkiyi bitirmek de öyle...
Vuslat da bayramdır öte yandan...
Endişe içinde beklediğinden mektup almak, telefonda ansızın sesini duymak, deli gibi burnunda tütenin boynuna sarılmak bayramdır.
En acıktığın anda dumanı tüten bir somunun köşesini bölmek, korktuğunda güvendiğine sarılabilmek, dara düştüğünde dost kapısını çalabilmek bayramdır.
Bir sürpriz paketinden çıkan hediye, tatlı bir şekerlemede üstüne serilen battaniye, saçlarını müşfik bir sevgiyle okşayan anne bayramdır.
"Ona güvenmiştim, yanılmamışım" sözü bayramdır.
Hiç aldatmamış, aldanmamış olmak bayram...
***
Yeni bir sözcük öğrenmek, bir tünelin sonuna gelmek, müzmin bir işin kapısını çarpıp uzun bir yola çıkıvermek bayramdır.
Zorluklara tek başına göğüs gerebilmek, gereğinde haksızlığın üstüne yalın kılıç yürüyebilmek bayramdır.
Yeni eve asılan basma perdeler, alın teriyle kazanılmış ilk rızkın konduğu çerçeveler, yüklü bir borcun son taksiti ödenirken sıkılan eller bayramdır.
Evde yalnızlığı noktalayan insan nefesi, akşam kapıda karşılayan yavuklu busesi, sevdalı bir elin tende gezmesi, nice adağın ardından çınlayan çocuk sesi bayramdır.
Sonrasında gelen ilk diş bayramdır, ilk söz bayram, ilk adım, ilk yazı, ilk karne bayram...
Güne gülümseyerek başlamak bayramdır.
"İyi ki yanımdasın" bayram, "Her şeyi sana borçluyum" bayram, "Hiç pişman değilim" bayram...
***
Evlatların mürüvvetini görebilmek, eve dolu bir torbayla gidebilmek, konu komşuyla yarenlik edebilmek, akşamları eskimeyen bir keyifle çay demleyebilmek bayramdır.
Zamanı donduran eski fotoğraflara nedametsiz bakabilmek, altı çizilmiş eski kitapları aynı inançla okuyabilmek, yol arkadaşlarının yüzüne utanmadan bakabilmek bayramdır.
Alnı açık yaşlanmak bayramdır; ulu bir çınar gibi ayakta ölebilmek bayram...
***
Bunların kadrini bilirseniz, kıymet bilmeyi öğrenirseniz her gününüz bayram olur.
Meraklanmayın, öyledir diye size deli demezler.
Deseler de böyle delilik, bayram artığı günlerdeki nankör akıllılıktan evladır.
Her gününüz bayram olsun!
Biraz da gülelim!
Caka satarken
Caka meraklısı bir kadın, hizmetçisine şöyle tembihte bulunur:
“Misafirlerin yanında senden bir şey istediğim zaman o şey bir tane olsa bile, yine bana ‘hangisini efendim?’ diye soracaksın.”
Bu tembihten sonra evde misafir bulunduğu zamanlarda, hanım hizmetçiye seslenir:
“Kız Ayten! Git kürkümü getir”, dedi mi; hanımın bir kürkü olduğu halde hizmetçi:
“Hangisini efendim?” diye sorar.
Hanımdan cevap aldıktan sonra kürkü getirir.
Yine bir gün hanım, kapının önünde misafirlerini uğurlarken hizmetçiye seslenir:
‘Kız Ayten, çabuk kocamı çağır, misafirler gidiyor, o da uğurlasın.”
Hizmetçi alışkanlıkla sorar:
“Hangisini efendim?”
Sevdiğim bir söz
“Her şeyi kazanmak istediğinde, her şeyi kaybetmeyi de göze almalısın.”
Larry Csonka