BAŞÇAVUŞ BİR ŞEYH: MEHMET PEHLİVANLI - 4

“Suyu Kay­na­ğın­dan İçe­cek­sin.”

Bu se­ya­hat­le­ri es­na­sın­da çok fe­yiz­ler alır, zu­hu­rat­lar yaşar. Nak­şi­ben­di­ye ve Ka­di­ri­ye usu­lü­ne göre ders verme yet­ki­si­ni de alır. Mer­sin’e dön­dük­ten kısa bir süre sonra rah­ma­ni bir rüya ile uya­nır. Rü­ya­sın­da ken­di­si­ne; “Önüne ge­le­nin elini öpüp durma. Suyu kay­na­ğın­dan iç!”

Bu rü­ya­dan sonra yolu Kıb­rıs’a düşer. Lefke’de bu­lu­nan Şeyh Nazım Kıb­ri­si Haz­ret­le­ri­ni zi­ya­re­te gider. Şey­hin elini öp­tük­ten sonra ken­di­si­ni ta­nı­tan Meh­met Efen­di, rü­ya­la­rı dâhil her şe­yi­ni Nazım Kıb­ri­si Haz­ret­le­ri­ne an­la­tır. Üç gün orada kalır. Üçün­cü günde Şeyh Nazım Kıb­ri­sî, Meh­met Efen­di’yi Nakşî ica­ze­tiy­le Mer­sin’e gön­de­rir. Mer­sin’de Şeyh Nazım Kıb­ri­si’nin ha­li­fe­si ola­rak irşad hiz­met­le­ri­ni sür­dü­rür. Şeyh Nazım Kıb­ri­si ken­di­si­ni Mer­sin’e gön­de­rir­ken şöyle der:
“Ev­la­dım bizim sana ve­re­ce­ği­miz bir şey yok­tur. Sen zaten dolu ola­rak bize gel­din. Var git yolun açık olsun” der.
Şeyh Nazım Kıb­ri­si’nin ya­nı­na git­ti­ği yıl­lar­da ül­ke­de 28 Şubat sü­re­ci ya­şa­nı­yor­du. Dine, din­dar­la­ra büyük bas­kı­lar vardı. O gün­ler­de as­ke­ri­ye­de değil iba­det yap­mak, din ile il­gi­li ima­lar­da bu­lun­mak bile mes­lek­ten ihraç se­be­biy­di. Bütün bu zor­luk­la­ra rağ­men Meh­met Efen­di Hakk bel­le­di­ği yolda yü­rü­mek­ten zerre te­red­düt etmez. Onun bu kor­ku­suz ya­şan­tı­sı­nı gören bazı ya­kın­la­rı­nın “el­bi­sen­den olur­sun!” na­si­hat­le­ri­ne şöyle ve­ri­yor­du:

“Allah bu­ra­dan ekmek ye­me­mi murad et­miş­se hiç­bir şey buna engel ola­maz. Eğer Rab­bi­min hiz­me­ti için el­bi­sem­den ola­cak­sam feda olsun. Bu el­bi­se­yi bana veren kim? Hiç­bir ame­li­me gü­ven­mi­yo­rum. En azın­dan yarın Rab­bi­min hu­zu­ru­na git­ti­ğim­de Allah “Benim için ne yap­tın?” diye so­rar­sa “Senin için el­bi­sem­den oldum Rab­bim!” di­ye­bi­li­rim. El­bi­se ne ki? Sa­çı­mın her teli kadar başım olsa, her gün bi­ri­ni Allah yo­lun­da feda ede­rim!” ce­va­bı­nı verir.
O zor gün­ler­de Kıb­rıs’ta bu­lun­du­ğu bir sı­ra­da Şeyh Nazım Kıb­ri­si Haz­ret­le­ri espri yo­luy­la ken­di­si­ne:
“Ooo Meh­met Efen­di, yüz alt­mış üç kişi or­du­dan atıl­mış, seni hala at­ma­dı­lar mı?” diye ta­kı­lır. Meh­met Efen­di:
“O atı­lan­la­rın be­nim­ki gibi bir şeyh­le­ri yok Sul­ta­nım.” diye cevap verir.
Bu cevap Şeyh Nazım Kıb­ri­si Haz­ret­le­ri’nin çok ho­şu­na gider ve te­bes­süm­le: “Onlar seni gö­re­mez­ler” der.

Hal­vet-der Kay­se­ri

Meh­met Efen­di yirmi iki sene as­ke­ri­ye­de ça­lı­şır. En son görev yeri 2000 yı­lın­da atan­dı­ğı An­ka­ra’dır. 2001 yı­lın­da bu­ra­da yirmi iki se­ne­lik va­zi­fe­si­ne nok­ta­yı ko­ya­rak emek­li olur.
Emek­li­lik sı­ra­sın­da il­ginç bir durum olur. Ar­ka­daş­la­rı, iki ay daha tam maaş ala­lım dü­şün­ce­siy­le emek­lik di­lek­çe­le­ri­ni Şubat ayı­nın so­nu­na bı­ra­kır­lar. Meh­met Efen­di ise bir an önce Rab­bi­min yo­lun­da hiz­me­te baş­la­ya­yım diye 1 Ocak’ta di­lek­çe­si­ni verir ve iş­lem­ler kısa sü­re­de ne­ti­ce­le­nir.
Meh­met Efen­di emek­li pa­ra­sı­nı alır almaz ta­ma­mıy­la döviz alır. Ar­ka­daş­la­rı bi­rin­ci de­re­ce­den emek­li olup on üç bin alır­ken, Meh­met Efen­di üçün­cü de­re­ce­den emek­li olup yedi bin lira alır. Tam o arada 2001 eko­no­mik krizi çıkar ve döviz bir anda iki ka­tı­na fır­lar. Meh­met Efen­di’nin yedi bin li­ra­sı on dört bin lira, ar­ka­daş­la­rı­nın on üç bin li­ra­sı da altı bin li­ra­ya düşer. İki maaş daha faz­la­dan ala­lım diye pa­ra­ya tamah eden­ler el­le­rin­de­ki hazır pa­ra­la­rın­dan da olur­lar.
Emek­li ol­duk­tan sonra Kıb­rıs’a, Şeyh Nazım Kıb­ri­si Haz­ret­le­ri’nin ya­nı­na gider. Üç ay hal­vet­te kal­dık­tan sonra Şeyh Efen­di ken­di­si­ni Kay­se­ri’ye vekil ola­rak gön­de­rir. Yeni hiz­met yeri artık Kay­se­ri’dir.
Sa­de­ce ha­ri­ta­dan ta­nı­dı­ğı Kay­se­ri’ye gelen Meh­met Efen­di, Kay­se­ri’nin Hi­sar­cık il­çe­sin­de bir bağ evine yer­le­şe­rek hiz­met­le­ri­ne baş­lar. Beş yıl bu­ra­da kendi im­kân­la­rıy­la adeta iğ­ney­le kuyu ka­zar­ca­sı­na ce­ma­ati­ni oluş­tur­ma­ya ça­lı­şır. Kısa za­man­da se­ven­le­ri artar, hiz­met hal­ka­sı ge­niş­ler.
Hu­zu­ru­na her­kes is­te­di­ği gibi girer, çıkar. Başı açık veya ka­pa­lı, pan­to­lon­lu, etek­li-etek­siz, sa­kal­lı-sa­kal­sız, bı­yık­lı-bı­yık­sız diye bir ayrım yap­maz. “Biz kim­se­nin su­re­ti­ne bak­ma­yız” der. Gö­rün­tü­den önce gönlü esas alır. Şöyle bu­yu­rur:
“Bir genç kı­zı­mı­zın ör­tün­me­si on da­ki­ka­sı­nı alır. Bir etek giyer, bir eşarp takar, on da­ki­ka­da gö­rün­tü­sü­nü dü­zel­tir fakat gön­lü­nü dü­zelt­me­si belki on yı­lı­nı alır. Önce gön­lü­mü­zü dü­zel­te­ce­ğiz. Gönül dü­ze­lin­ce gö­rün­tü ken­di­li­ğin­den dü­ze­lir.”

Mer­ha­me­ti
As­ker­de iken gece nö­bet­le­ri­ni tef­ti­şe çık­tı­ğı bir gün cep­ha­ne nö­bet­çi­si­nin si­la­hı­nı bir ke­na­ra bı­ra­kıp çim­le­rin üs­tün­de uyu­du­ğu­nu görür. Ya­vaş­ça uyan­dır­dı­ğı asker hemen ayağa fır­la­ya­rak uyu­ma­dı­ğı­nı ve­sa­ire söy­le­ye­rek ken­di­si­ni sa­vun­ma­ya ça­lı­şır. Meh­met Efen­di as­ke­rin pa­nik­le “uyu­mu­yo­rum ko­mu­ta­nım!” söz­le­ri­ne kar­şı­lık gü­lüm­se­ye­rek:
“Çim­le­rin üs­tün­de uyuma yav­rum, böb­rek­le­ri­ni üşü­tür­sün!” der. Bu ba­ba­can tavır kar­şı­sın­da çok şa­şı­ran asker göz­yaş­la­rı­na hâkim ola­ma­ya­rak ko­mu­ta­na te­şek­kür eder. Rüt­be­siz Ge­ne­ral ki­ta­bı­nı oku­yan­lar Meh­met Efen­di’nin bu ba­ba­can ta­vır­la­rı­na çokça şahit ola­cak­lar­dır.
Gece Ders­le­ri
Meh­met Efen­di gece ders­le­ri­ne ayrı bir önem verir. Sa­ba­ha kadar ko­nuş­sa ne o yo­ru­lur, ne de asker bıkar. Yarım sa­at­lik gece ders­le­ri iki saati geç­me­si­ne rağ­men asker bit­me­si­ni is­te­mez.
Nor­mal­de as­ker­lik ya­pan­lar bilir gece ders­le­ri pek se­vil­mez, iş­ken­ce gibi gelir as­ke­re ama soh­be­ti yapan Meh­met Efen­di olun­ca tersi olur. Salon iğne atıl­sa düş­me­yecek gibi bir ka­la­ba­lık­la dolup taşar, asker sa­ba­ha kadar desin sür­me­si­ni ister, kimse der­sin bit­me­si­ni is­te­mez. Soh­bet­le­ri as­ker­le­rin ufuk­la­rı­nı açar, di­mağ­la­rı­nı te­miz­ler, huzur bu­lur­lar.
Ve­fa­tı

Ömrü irfan yo­lun­da ara­yış­la geçen Meh­met Efen­di tak­vim say­fa­la­rı 3 Eylül 2020 Per­şem­be günü ikin­di vakti saat 4’ü gös­ter­di­ğin­de Kay­se­ri Ha­cı­lar il­çe­si Ulu­yer mev­ki­in­de­ki Rab­ba­ni Der­gâ­hın­da ra­hat­sız­la­na­rak has­ta­ne­ye kal­dı­rı­lır. Bu­ra­da gös­te­ri­len yoğun ça­ba­la­ra rağ­men ölümü bazı şüp­he­ler ba­rın­dır­sa da dünya yol­cu­lu­ğu son bulur.
Yur­dun dört bir ya­nın­dan se­ven­le­ri Kay­se­ri’ye akın eder­ler ancak Pan­de­mi do­la­yı­sıy­la ce­na­ze­ye ka­tıl­ma­la­rı­na izin ve­ril­mez. Naaşı 4 Eylül Cuma günü na­maz­dan sonra as­ke­ri tö­ren­le Ha­cı­lar Kab­ris­tan­lı­ğı­na def­ne­di­lir. Me­za­rı­nın üs­tü­ne bir türbe ya­pı­lır. Me­kâ­nı cen­net, ma­ka­mı alî olsun in­şal­lah.