Bacıyan-ı Rum'dan Bugüne

Ahilik denildiğinde çoğumuzun aklına Ahi Evran, esnaf dayanışması ve erkek zanaatkârlar gelir. Oysa Anadolu'nun tam kalbinde, bu bozkır kentinde, Kırşehir’de tarihin en önemli kadın örgütlenmelerinden biri doğmuştur. Ahi Evran'ın eşi Fatma Bacı, diğer adıyla Kadıncık Ana tarafından kurulan Bacıyan-ı Rum, yalnızca bir kadın topluluğu değil; üretimin, dayanışmanın, eğitimin ve direnişin örgütlü hâlidir.

Bugün kadınların örgütlenmesini, ekonomik bağımsızlığını ya da kamusal alandaki görünürlüğünü "modern dünyanın kazanımı" gibi anlatanlar, Anadolu'nun hafızasına yeterince bakmıyor. Çünkü bundan yaklaşık sekiz yüz yıl önce Anadolu kadınları zaten üretiyor, eğitiyor, dayanışıyor ve örgütleniyordu. Bacıyan-ı Rum üyeleri meslek sahibi oluyor, dokuma tezgâhlarının başında üretim yapıyor, ihtiyaç sahibi kadınlara destek oluyor, yetim kız çocuklarını koruyor ve toplumsal hayatın merkezinde yer alıyordu.

Daha da önemlisi, onlar yalnızca üretimin değil, direnişin de öznesiydi. Anadolu’nun Moğol kuşatması sırasında kadınların savunmada yer aldığına dair kayıtlar, Bacıyan-ı Rum'un yalnızca bir yardım teşkilatı olmadığını gösteriyor. Kadınlar gerektiğinde eline iğneyi de alıyordu, kılıcı da. Çünkü yaşadıkları toplumu korumak ve ayakta tutmak onların da sorumluluğuydu.

Ne var ki tarih çoğu zaman erkekler tarafından yazıldı. Erkeklerin hikâyeleri anlatıldı, isimleri kaydedildi, başarıları kuşaktan kuşağa aktarıldı. Kadınların kurduğu yapılar ise ya dipnotlara sıkıştırıldı ya da tamamen unutuldu. Ahilik teşkilatını herkes bilir; ancak Fatma Bacı'nın kurduğu Bacıyan-ı Rum'u bilenlerin sayısı hâlâ oldukça azdır. Bu durum tesadüf değildir. Çünkü ataerkil düzen, yüzyıllardır kadınların tarih içindeki rolünü görünmez kılmaya çalışmıştır.

Fakat gerçekler değişmez. Kadınlar tarih sahnesine sonradan çıkmadı. Kadınlar bu sahnede kendilerine sonradan yer açmadı. Kadınlar tarih boyunca vardı; üretti, yönetti, öğretti, örgütledi ve direndi. Anadolu'nun köylerinde, şehirlerinde, bozkırlarında kadın emeği ve kadın mücadelesi yüzyıllardır yaşamaya devam etti.

Bugün kadın hakları için verilen mücadeleyi "yeni" sananlara Kırşehir'in tarihine bakmalarını öneririm. Çünkü bu topraklarda kadınların direnişi de yeni değil, örgütlenmesi de yeni değil, dayanışması da yeni değil. Sekiz yüz yıl önce Fatma Bacı'nın yaktığı ateş hâlâ yanıyor. Bu ataerkil düzen kadınları tarih sahnesinden silmeye ne kadar çalışırsa çalışsın, kadınlar o sahnenin figüranı değil, kurucularından biridir. Dün olduğu gibi bugün de buradayız. Ve görünen o ki yarın, çok daha güçlü, çok daha örgütlü ve çok daha kararlı bir şekilde burada olmaya devam edeceğiz.