ATATÜRK KIRŞEHİR'İ İLK DEFA GÖRÜNCE “KIR'I KIR, AMA ŞEHİR NEREDE?” DEMİŞTİ

Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde bugünkü vali yardımcılarının görevini yapan tahrirat müdürleri 1930'lu yılların başlarında mektupçu adını almış, 1949 yılında değiştirilerek vali muavini yapılmıştı. 1960 ihtilâlini izleyen yıllarda başlatılan Türkçeleştirme akımı çerçevesinde vali muavinlerinin adı bu defa vali yardımcısı olmuştu. Bu arada en çok da Kürt köylerimizin adları Türkçeleştirilmişti.

Emekli mektupçularımızdan Rüştü Yurdakul geçen yazımda nakletmeye başladığım hâtıralarında Kırşehir'in 1307, yani 1891 yılından 1962 yılına kadar gelmiş geçmiş mutasarrıfları ve valileri ile tahrirat müdürleri, mektupçular ve vali muavinleri hakkında bilgi vermiştir. Buna göre Kırşehir'e 1891'den 1962'ye kadar 71 yılda 27 mutasarrıf, 2 kaymakam, 18 vali atanmış, 1893'ten itibaren de yine 1962'ye kadar 18 tahrirat müdürü, 4 mektupçu, 5 vali muavini görev yapmıştır.

Kırşehir'in belediyecilik ve siyaset yaşamına ait değerli bilgilerin yer aldığı emekli mektupçu Rüştü Yurdakul'un renkli hayat romanı ve harp hâtıralarına arada bir devam ederek sizleri yıllar ötesine götürmek istiyorum. Rüştü Bey hâtıralarının bu bölümünde Kırşehir'in yakın tarihinden bizlere önemli bilgiler de vermiştir.

ÂSİ MISIR ORDUSU GERİ DÖNERKEN

KIRŞEHİR'DE DİNLENMİŞTİ

“İkinci Mahmud devrinde Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın hükûmete karşı koyması ve padişahın ordularını yenmesi, kumandan ve sadrazamlarını esir etmesi üzerine oğlu İbrahim Paşa'nın kumandasındaki Mısır ordusunun Kütahya'ya kadar ilerlediği ve dönüşünde ordusunu Kırşehir'de dinlendirdiği sırada babasının dedesi 'Kör Ağa' adıyla anılan Mehmet Ağa'ya 24 saat içinde ordusu ihtiyacı için ekmek, un, et, bulgur ve saire istediğini, bu müddet içinde bunları teslim etmediği takdirde 'Hânümanını harap, ciğerini kebap ederim' diye bir kâğıt gönderdiğini, ağanın bu kâğıdı alınca zonbur zonbur titrediğini babam anlatmıştı. Bilâhare hükûmetçe böyle âsi bir orduya yardım etmesinden sorumlu tutulmak istendiğinden ordunun arkasından Adana'ya kadar giderek İbrahim Paşa'dan kâğıt getirip yakasını kurtardığını da yine babam söylemişti.

“Aşağıda anlatacağım üzere bir zamanlar Kırşehrinin dedelerimiz tarafından müsellimlik ile (Eyâlet valileriyle sancak mutasarrıflarının uhdelerinde bulunan yerlerin idaresine memur ettiği kimseye 'müsellim' deniliyordu) idare edildiği ve sonraları tekrar idarî teşkilâta kavuştuğu, uzun müddet Kırşehir Belediye Başkanlığı yapan eski büyüklerden Küçükkâtip Hacı Ahmet Efendi'nin (Avukat Şaban Küçükkâtipoğlu'nun dedesi) hayatı hakkında yazdığı küçük bir kimliğinden okuduğuma göre 1275 (1859) yılında Kırşehri'nde nahiye teşkilâtı kurulduğu, Niğdeli Cafer Ağa adında bir zatın nahiye müdürlüğü yaptığı, 1284 (1868) yılı Mart'ında Kayseri Mutasarrıfı Gözlüklü Hamit Bey adındaki zatın inhası ile kaza teşkilâtı ve 1286 (1870) yılında yine bu Hamit Bey'in himmeti ile Keskin, Mecidiye, Avanos kasabalarının Kırşehri'ne bağlanarak mutasarrıflık teşkilâtı kurulduğu ve Niğde'den ayrılarak Ankara'ya bağlandığı, bu suretle liva teşkilâtının kurulması ve Bağdat yolunun içinden geçmesiyle Kırşehri'nin İç Anadolu'nun güzel ve canlı bir şehri haline geldiği ve 1339 (1923) yılında liva adının vilâyet olarak değiştirildiği anlaşılmaktadır.

“Kılıçözü Çayı'nın ikiye böldüğü yeşil Kırşehri'ne gelen büyük Atatürk'ün 10 kilometreyi aşan bağ ve bahçelerden sonra Kırşehir'e girince 'Anladık, kır'ı kır, ama şehri nerede?' diye söylendiği bir vecizesi de vardır.”

KIRŞEHRİ CELÂL BAYAR'I DA

BAĞRINA BASMIŞTI, AMA...

“Kırşehri hakkında tarihe değersiz de olsa bir armağan bırakmak amacıyla ben bu kadarla yetiniyorum. Yalnız Cevat Hakkı Tarım'ın 'Kırşehir Tarihi' diye yazdığı kitabında tek taraflı hareket ettiği görülmektedir. Aşağıda belirtileceği üzere Rumî 1000 tarihinden beri Kırşehri'ne yerleşen, Kırşehir ve hinterlandının 300 yıldan fazla başında bulunan, 1000 atlı ile Dördüncü Murad devrinde Bağdat seferine katılan dedelerimden Koca Osman Ağa'nın İran savaşından dönüşünde getirdiği 100 kadar kadın ve erkek esirin ve bu ağanın torunu Hacı Esat Ağa'nın şöhret ve kudretinin hükûmetin gözünden kaçmayarak İstanbul'dan gönderilen 100 yeniçeri tarafından vurularak öldürüldüğünden, yerine müsellim olan yukarıda adı geçen Kör Ağa'dan hiç bahsetmeyerek yalnız kendi yakınlarından ve Kör Ağa'nın halka zulmünden bahsetmesi karşısında bu ailenin varlığını meydana koymakla görevimi yaptığım kanısındayım.

“Ancak bahtsız Kırşehri'nin alnının kara yazısı olarak ilçeliğe indirilmesini ufak çapta da olsa belirtmeden geçemeyeceğim.

“Kırşehir halkı ilk önceleri büyük Ata'ya yaptıkları sevgi gösterilerinden birini de Demokrat Parti Başkanı Celâl Bayar'a da yapmış, onu da çılgınca bağrına basmış, her gelişinde büyük sevgiler ve saygılar, fedakârlıklar göstermiş olduğunu gören bu adamlar gördükleri ikramlar karşısında birbirlerine 'Kırşehirliler'in hakkını nasıl ödeyeceğiz?' diye sözler söylemişlerdi. Bir kısım halkın seçimde oylarını Osman Bölükbaşı'na vermelerine gücenen Celâl Bayar geçmişteki sözlerini çiğneyerek 20 Temmuz 1954 Salı günü Kırşehri'ni kazalığa indirtmiş, böylece altı ilçeli ve ikiyüzbin nüfuslu ve tarım ürünleri bakımından Türkiye'de dördüncü gelen güzel ve tarihî Kırşehri'ni Nevşehir'e bağlattırmıştır.

“Bu arada kendilerine revâ görülen zulüm ve haksızlıklar yüzünden bütün Kırşehirliler tam üç yıl gözyaşı dökmüşlerdir.

“Dünya çapında gülünç ve kara leke olarak tarihe geçen bu zalimâne hareketten üç yıl sonra geri dönülerek içeriden ve dışarıdan ayıplamalar ve tiksinmeler karşısında 12 Haziran 1957 Çarşamba günü Kırşehir'de tekrar il teşkilâtı kurulması kabul edilmiş, üç ilçeli, yüzaltmışbeşbin kadar nüfuslu küçük bir vilâyet olarak 1 Temmuz 1957'de kanun yürürlüğe girmiştir. Artık bu yüz kızartıcı olayı da burada bitiriyorum. Ancak eski ilçelerimiz Hacıbektaş, Kozaklı ve Avanos'un bir gün üvey anadan kurtarılacaklarına inanıyorum.

“Bize bunları yapan Demokrat Partililer'in idama ve ağır cezalara çarptırıldıklarını, böylece ilâhî adaletin yerine geldiğini gördük.”

MUTASARRIF EMİN BEY ÜNLÜ TARİHÇİ

İBNÜLEMİN MAHMUT KEMAL'İN BABASIYDI

“Şimdi Kırşehir'e gelen mutasarrıf, kaymakam ve valilerin, hattâ tahrirat müdürü, mektupçu ve vali muavinlerinin adlarını ve görevde bulundukları yılları, özelliklerini ve hizmetlerini tarihî bir vazife olarak aklımın erdiği yıllardan beri hazırladım. Önceleri “Kırşehir Vilâyet Gazetesi”nde yayınlanan bu zevatın listesini buraya alıyorum. Listeden sonra kimliğimi anlatmaya başlayacağım.

MUTASARRIFLAR

“Hasan Hayri Paşa (1307-1891): Yozgatlı'dır. Sevilen ve sayılan bir zat imiş.

“Namık Bey (1308-1892): Sadrazam Müşir Ahmet İzzet Paşa'nın babası olduğunu Müfit Kurutluoğlu hoca söylemişti.

“Emin Paşa (1309-1893): Rahmetli İbnülemin Mahmut Kemal beyin babasıdır.

“Sabit Paşa: (1310-1894): Dahiliye Nezâreti yüksek müdürlerinden, Abdülhamid'in adamlarından Fuat Bey'in babasıdır. Ağabeyim Münip Bey'i Antalya Tahrirat Müdürlüğü'ne tâyin ettirmişti.

“Reşit Paşa (1311-1895): Babam bu zatı çok överdi.

“Arifî Bey (1312-1896): Bu zatı şahsen tanıyordum. Kırşehir'deki hamamı ve karhaneyi (kar deposu) yaptırmıştı.

“Saffet Paşa (1313-1897): Kale'deki harap camiyi yeniden yaptırmıştır. Millî bankalarımızdan birinin genel müdürü olan Hakkı Saffet Bey'in babasıdır.

“Rüknettin Bey (1314-1898): Daireye geceleri gelirdi. Kalem memurlarını canından bezdirmişti. Çok uğraşkandı, Yozgat'a kaldırılmıştı. Yozgat'a da böyle yaptığı için Hâfız Şahap adındaki bir zatın Abdülhamid'e bir de gündüz mutasarrıfı gönderilmesi hakkında şikâyette bulunduğunu duymuştuk.

“Muharrem Bey: Üç ay kadar kalmış, Hüdeyde Mutasarrıflığı'na gitmişti.

“Hayri Bey (1316-1900): İzmir Mektupçuluğu'ndan gelmişti. Bana 'Seni memur tâyin edeyim, ama yaşın küçük' demişti. Maraş'a gitmişti. Orada bir kargaşalıkta öldürülmüştür.

“Sait Bey (1317-1901): Bu zatın zamanında 1318 (1902) yılında ilk defa Tahrirat Kalemi'ne memur olmuştum. İki yıl kaldıktan sonra azledilmişti.

“Asaf Paşa (1319-1903): Şahsî gayreti ile ilk Hükûmet Konağı'nı yaptırmıştı. Çok sert ve kudretli bir zat idi. Hükûmet Konağı kitabesindeki 1322 tarihi Hicrîdir. Niğde'ye kaldırılmıştı.

“Âkif Bey (1320): Abdülhamid tarafından sürgün olarak gönderilmişti. Yine azledilerek Çorum'a sürgün edilmişti. Müşir Deli Fuat Paşa'nın oğludur.

“Rıza Paşa (1323-1907): Yaşlı, zayıf bir zattı. Zamanında Meşrutiyet ilân edildi. İşini terkederek gitti.

“Hasan Bey (1325-1909): İttihatçılar'ın ilk mutasarrıfı olarak geldi. Yaşlı ve hastalıklıydı. Bir de yanında hususî kâtip getirmişti.”

Basınımızın Kutup Yıldızıydı

MUSTAFA EKMEKÇİ

Son gününü yaşadığımız Mayıs ayının 21'i Anadolu basınının emektarı bir gazeteci olarak benim en yaslı günlerimden biridir. Çünkü o gün meslek hayatımda tanıdığım en dost insanların başında gelen ve yeri hâlâ doldurulamamış olan sevgili büyüğüm Mustafa Ekmekçi'yi sonsuzluğa uğurlamıştık.

Onunla dostluğumuz 1961 Nisan'ında “Milliyet”in Ankara bürosunda muhabir olarak çalışmaya başladığı yıllarda başladı. Ben de aynı gazetenin Kırşehir muhabiriydim ve haberlerimi Ankara bürosuna iletirdim.

Bir gün yine “Ankara Milliyet”i aradığımda karşıma Mustafa Ekmekçi çıktı. “Milliyet”lik bir haber yakalamış ve Mustafa Ekmekçi'ye geçmiştim. Şuayipli (şimdiki adıyla Harmanaltı) köyünde bir çiftçinin evini Kur'an Kursu'na vermedi diye aşırı dinci köylüler yakmışlardı. Haber “Milliyet”in ilk sayfasında benim imzamla yayınlanınca İstanbul merkezden aldığı talimat üzerine Mustafa Ekmekçi Kırşehir'e gelmiş, doğruca beni bulmuştu. Kiraladığımız minibüsle Şuayipli'ye giderek evi yakılan Hasan Köşker'le röportaj yapmıştık. İki gün devam eden röportajımız yurtta geniş yankı uyandırmıştı.

“Milliyet”te çalışırken telefonla sık sık görüştüğümüz Mustafa Ekmekçi bu gazeteden ayrıldıktan sonra da fırsat buldukça bana selâm yolladı.

Mustafa Ekmekçi Kırşehir'e en son 24 Ocak 1994 günü Kırşehir doğumlu Uğur Mumcu'yu ölümünün birinci yıldönümünde anma toplantısına gelmişti. Fakat ben Neşet Kanyılmaz'ın vali olduğu o dönemde siyasî şova dönüştürülen toplantıya katılmamıştım. Toplantıyı izleyen dostlarım Mustafa Ekmekçi'nin “Yastıman'ı niye getirmediniz?” biçiminde sitem ettiğini söylemişlerdi.

Keşke görüşseydim, ne bileyim Mustafa ağabeyin bizi böyle bırakıp gideceğini...

Ekmekçi'yle ilgili daha geniş yazımı önümüzdeki haftalarda okuyacaksınız.