ATATÜRK (7)

‘UNUTULMAK YA DA UNUTULMAMAK’

1937 yılında Ankara’da bir toplantıda Atatürk şunları söyledi: “Bir zaman gelir beni unutmak veya unutturmak isteyen gayretler belirebilir. Düşüncelerimi inkâr edenler ve bana karşı çıkanlar olabilir. Hatta bunlar, benim yakın bildiğim ve inandıklarım arasından bile olabilir. Fakat ektiğimiz tohumlar, o kadar özlü ve kuvvetlidir ki bu fikirler, Hind’den Mısır’a döner dolaşır, gene gelir, verimli sonuçları kalpleri doldurur.”

Bu söyledikleri, her yıl 10 Kasım’larda gerçekleşmiyor mu? Milyonlar onu unutmadıklarını göstermiyorlar mı?

Atatürk Manastır Askeri Lisesi’nde okuduğu gençliğinden beri Cumhuriyetçiydi.

Yıkılmakta olan Osmanlı Devleti’nin küllerinden genç bir devlet yaratmak istiyordu. Milli Mücadele’nin zaferle sonuçlanmasından bir yıl sonra 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edildi.

CUMHURİYETİ ÖNE ÇIKARDI

Cumhuriyeti en üstün bir kavram ve değer olarak kabul eden Mustafa Kemal, 30 Eylül 1924’te Erzurum’da yeni yapılan bir caddenin açılış töreninde de bu inancını yansıtmıştır. Belediye başkanı, bu caddeye Gazi Mustafa Kemal Paşa Caddesi adının verilmesi için kendisinden izin istediğinde o, Cumhuriyet Caddesi adının daha uygun olacağını belirtmişti. Söz konusu cadde bugün de o adı taşımaktadır. Bu hareketiyle, Atatürk kendisini değil, Cumhuriyeti öne çıkarmıştı.

TÜRK MİLLETİNİN BİREYİ

Atatürk, övülmekten hoşlanmaz her zaman Türk milletinin bir “bireyi” olmak isterdi. Cumhuriyetin on ikinci yıldönümü için 1935 yılında Ankara caddelerine konulacak dövizler, sloganlar hazırlanmıştı. Bunlar içinde şöyleleri vardı:

“Atatürk bu milletin en yücesidir.”

“Türk milleti geçen asırlar sonunda bağrından bir Mustafa Kemal çıkardı” ve bunun gibi onlarcası…

Bunların listesini Atatürk’e getirdiler. Atatürk listeyi dikkatle gözden geçirdi, tüm övgü dolu ve benzer dövizleri çizdi. Hepsinin yerine şunu yazdı: “Atatürk bizden biridir.”

Atatürk ölmeden önce bugünleri görmüştü, şöyle demişti:

“Zaman süratle ilerliyor… Böyle bir dünyada asla değişmeyecek hükümler olduğunu iddia etmek, aklın ve bilimin ilkelerini inkâr etmek olur…

Beni benimsemek isteyecekler, akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse benim manevi mirasçılarım olurlar.” Atatürk, Osmanlı reformcularının aksine, iyileştirme değil devrim istiyordu. Daha Harp Okulu öğrencisi iken “Dava yıkılmak üzere olan bir imparatorluktan önce bir Türk devleti çıkarmaktır” diyordu. Erzurum Kongresi günlerinde hiçbir şey belli değilken Mazhar Müfit Kansu’ya “Zaferden sonra hükümet şekli cumhuriyet olacaktır” diye not ettiriyordu.

Atatürk, 19 Mayıs 1919’da Kuvayı Milliye’nin stratejisini Nutuk’ta açıkladığı durum değerlendirmesinde; “Efendiler, bu durum karşısında bir tek karar vardı. O da milli egemenliğe dayanan, kayıtsız şartsız, bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak” demişti...

Atatürk ayrıca uygulamayı “Birtakım safhalara ayırmak, olaylardan ve olayların akışından yararlanarak milletin duygu ve düşüncelerini hazırlamak ve basamak basamak ilerleyerek hedefe ulaşmaya çalışmak gerekiyordu” diyerek stratejiyi belirtir.

CUMHURİYET KARŞITLARI TEDİRGİN

Milli Mücadele’nin savaşı kazanılmış, Lozan Barış Antlaşması gerçekleştirilmiş, bu arada 1 Kasım 1922’de saltanat kaldırılmıştı. Artık Cumhuriyeti ilan etme aşamasına gelinmişti.

1921 Anayasası yetersiz kalıyordu. Yeni bir anayasa tasarısı hazırlığına başlanmıştı. Mustafa Kemal, 27 Eylül 1923 tarihinde Neu Freie Presse gazetesi yazarına yaptığı açıklamada, “Yeni Türkiye anayasasının ilk maddelerini size tekrar edeceğim: ‘Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir. Yürütme kudreti, yasama yetkisi milletin biricik ve gerçek temsilcisi olan Meclis’te belirmiş ve toplanmıştır.’ Bu iki cümleyi bir kelimede özetlemek olanaklıdır: Cumhuriyet!”

Bu açıklamadan sonra artık Cumhuriyetin ilan edileceğine ilişkin haberler yoğun olarak konuşulmaya başlandı.

Ancak İstanbul gazeteleri Cumhuriyet ilanına karşı çıkıyorlardı. Örneğin, Tanin gazetesi “Cumhuriyet modelinin kabul edilmesinin tehlikeli olacağını” belirtiyordu.

Bu tartışmalar sürerken İsmet Paşa ve 14 arkadaşının “Türkiye Devleti’nin başkenti Ankara’dır” cümlesini taşıyan tek maddelik yasa önerisi Meclis’te kabul edildi ve Ankara başkent oldu. Bu gelişmelerden Meclis içindeki ve dışındaki Cumhuriyet karşıtları tedirgin oluyorlardı.

SANCILI GÜNLER

Karşıcılar olsa bile bu gelişmeler adım adım Cumhuriyete doğru gidildiğini gösteriyordu.

İşte tartışmaların sürdüğü böylesi bir ortamda, Meclis’te hükümetin oluşması konusunda da çelişkiler ve çekişmeler yaşanmaya başlandı.

Milli Mücadele’de önemli görevler almış, Atatürk’ün yakın arkadaşları Rauf Orbay, Kâzım Karabekir ve Ali Fuat Cebesoy’un Cumhuriyet’in ilanına karşı oldukları da biliniyordu.

Ali Fuat Cebesoy, Konya’da bulunan Ordu Komutanlığı’nı tercih ederek Meclis İkinci Başkanlığı görevinden ayrılmıştı. Kâzım Karabekir doğudaki ordunun başına gitmişti.

Başbakan Fethi Okyar, aynı zamanda İçişleri Bakanlığı’na vekâlet ediyordu. Daha rahat çalışmak için İçişleri Bakanlığı’nı bıraktı.

Böylece iki önemli koltuk Meclis İkinci Başkanlığı ve İçişleri Bakanlığı boşalmıştı.

Atatürk Meclis İkinci Başkanlığı için eski Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal Tengirşenk ve İçişleri Bakanlığı için eski Maliye Bakanı İstanbul Milletvekili Ferit Tek’i aday gösterdi. CHP grup toplantısında yapılan oylamada bu adaylar yerine Meclis İkinci Başkanlığı’na Rauf Orbay, İçişleri Bakanlığı’na Erzurum Milletvekili Sabit Sağır oğlu seçildiler.

GÜÇ GÖSTERİSİ

Bu durum aslında, Cumhuriyete doğru yol alan Mustafa Kemal’e karşı bir durdurma, bir güç gösterisi hareketiydi.

Atatürk Nutuk’ta şöyle diyor:

“Oysa ben, Sabit Bey’in Türkiye’nin yeni şartlarına bağlı olarak İçişleri Bakanı olmasını uygun ve yeterli görmemiştim...”

Rauf Orbay ise Lozan nedeniyle başbakanlıktan   istifa etmişti ve 4 Ağustos’tan beri Ankara’ya gelmiyordu. Atatürk, “O makamı ne gibi duyguların etkisinde kalarak hareket ettiği için terke mecbur edildiği bilinmekteydi” diyor.

Başbakan Fethi Okyar da bu çekişmelerden rahatsızdı.

28 EKİM 1923, ÇANKAYA TOPLANTISI...

Tarih gösteriyor ki büyük liderler ortaya çıkan bunalımlardan daima yararlanırlar, krizi kendi amaçlarının gerçekleşmesi için kullanırlar. Atatürk de yaşamı boyunca  krizlerden yararlanmıştır. Bu kez de öyle oldu.

CHP grubunun aldığı bu tavır üzerine, Mustafa Kemal, 26 Ekim 1923 akşamı Bakanlar Kurulu’nu Çankaya’da toplantıya çağırdı. Görüşmeler sonunda Meclis’i yeni bir kabine oluşturulması yönünde serbest bırakmak için Başbakan Fethi Okyar’ın ve tüm bakanların istifa etmelerine karar verildi. Yalnızca görevinin niteliği gereği Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak istifaların dışında bırakıldı.

Bu karar uyarınca Fethi Okyar kabinesi ertesi sabah 27 Ekim 1923’te istifasını verdi. Alınan diğer bir karar da şuydu: Başbakan Fethi Okyar ve tüm bakanlar Meclis tarafından bakanlığa tekrar seçilseler bile görev kabul etmeyeceklerdi.

Bu yeni gelişme karşısında Meclis’teki gruplar kendilerine göre bir kabine oluşturabilmek amacıyla yoğun bir çaba içine girdiler. Ama ne o gün ne de ertesi gün bu girişimlerden de bir sonuç alınamadı. Aslında bunalım, her bakanın ayrı ayrı gizli oy ve salt çoğunlukla Meclis tarafından seçilmesinden doğuyordu.

‘EN KUVVETLİ OLDUĞUMUZ GÜN’

Atatürk, bu bunalımdan yararlanarak Cumhuriyetin ilanını gerçekleştirmek yolunda yürüdü. Şimdi, bu noktaya bakalım. 28 Ekim akşamı bazı bakanlarla milletvekillerini Çankaya’da akşam yemeğine çağırmıştı. O gece yemekte bulunanlar İsmet İnönü, daha önceki Milli Savunma Bakanı Kâzım Özalp, Başbakan Fethi Okyar, milletvekilleri Ruşen Eşref Ünaydın, Fuat Bulca, Kemalettin Sami Paşa ve Halit Karsıalan Paşa’dan oluşan grupla yemek yenirken Mustafa Kemal vermiş olduğu kararı açıklamıştı: “Yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz!”

“Bunu en kuvvetli olduğumuz bir anda yapalım” diyen kimi misafirlere Atatürk, “En kuvvetli olduğumuz gün bugünlerdir” diye yanıt verdi.

Konuklar erken dağıldılar. Mustafa Kemal, İsmet İnönü’yü yanında alıkoyarak anayasada yapılması gereken değişiklikle ilgili tasarıyı birlikte hazırladılar.

Ertesi gün 29 Ekim 1923 Pazartesi sabahı saat 10.00’da toplanan CHP grubunda Bakanlar Kurulu seçimleri ele alınmış ancak soruna yine bir çözüm bulunamamıştı. Bunun üzerine önceki akşam Çankaya toplantısına katılmış olan Kemalettin Sami Paşa, kördüğüme dönüşen sorun için Meclis Başkanı Mustafa Kemal’in görüşünün alınmasını istedi. Önerge kabul edilince gruba gelen Mustafa Kemal, çok kısa konuştu ve kendisine bir saat süre verilmesini istedi. Bu arada Meclis’teki odasına çağırdığı kimi milletvekillerine bulduğu çözümü anlatarak onların desteğini sağlamaya çalıştı. (DEVAMI VAR)