3 Temmuz, ıhlamurların çiçek açtığı zaman. Üçgöz’deki doğduğum, büyüdüğüm evin kırmızı demir bahçe kapısını açıp bahçeye girdiğimde, bu sefer her zaman oturduğun asmanın altındaki koltukta yoktun. Derin bir sessizlik bomboş hüzünlü bahçen. Kendi ellerinle diktiğin güller, hanımeli ve fesleğenler burcu burcu kokuyordu.

Ya o ıhlamur ağacının altın sarısı çiçeği dökülmüş yere, mis gibi kokusu seni beklercesine yayılıyordu.

Leylak ağacına astığın testinin içine her yıl yuva yapan bülbülün hüzünlü sesi sabahın serin sessizliğinde duyuluyordu.

55 yılını verdiğin her taşında, toprağında emeğin olan bahçeni emanet edip gittiğinden beri, bu sefer gelmedin. Hep bekledim, bugün geleceksin yarın geleceksin diye. Emanetini teslim etmek için, hep dua ettim.

Ama hayat böyleymiş; adını konduramadığımız acı ölüm, bugün bizim kapımızdaydı.

Son kez geldiğin bahçende ebedi istirahatgâhına uğurladığım o gün yüzlerce kalabalığın arasında yapayalnız kaldım. “Sen benim gözümde hep çocuksun” derdin ya. İşte o gün büyüdüm anne.

Geride iki kardeş bıraktın gittin. Biri canım, biri ciğerim. Yüküm ağır, omuzlarım düşük, yerini dolduramıyorum boyunları bükük. Sen gibi saramıyorum “anam” diye Aşıkpaşa’ya koşuyorlar. 

Bugün yine gittim "anam" diye koştuğum Üçgöz’e. Ayaklarım gitmiyor, seni orada görememekten korkuyorum. Annem evde diye avuttuğum kendimi. Gidince anlıyorum ölümün acı yüzünü.

Vakit, ıhlamurların çiçek açtığı vakit. Kokmuyor eskisi gibi, hüzün kokuyor artık. Garip bir sessizlik, bomboş bahçen.

Anam kadın, bacım kadın, vefakâr, cefakâr, sabırlı, merhametli, hanım kadın. Kıyamadığım, elleri toprak kokulu kadın.

Gasteci Şevket Güner'in Eli’si, babamın sağ kolu, Kırşehir'in Elif Ablası, 55 yıllık evine bugün misafir olarak geldin.

O bahçenden kimler geldi, kimler geçti. Ekmeğini yiyen, suyunu içen; ayran içirmeden, ağaçlarından meyve ikram etmeden kimseyi göndermezdin.

Gasteci’nin hanımı Elif Abla’ydın. Elinden ekmeğini yiyen, suyunu içen, yüzlerce kişiyi kapında ayağa kaldırdın, helallik istedin. Yüzlerce kişinin ağzından "Helal olsun" sesi yankılandı.

Tam bir yıl oldu anne, sen gideli. Alışamadım yokluğuna...

Ömrünü, hayatını “Kırşehir Çiğdem” gazetesine veren, Anadolu basınının duayeni olan babam Şevket Güner’in sağ kolu, arkasındaki koca dağ oldun.

“Zilletin ihanetini izzetin direnişiyle ezdik” “Zilletin ihanetini izzetin direnişiyle ezdik”

Gece yarılarına kadar çalışırdı. Mürekkep kokulu elleriyle hazırladığı gazetenin ilk baskısını sana getirirdi sana babam. Bir hışım ile merak ile okur takip ederdin. Biliyorum, bu yazdıklarımı da okuyorsun.

Anadolu kadını anam... Ölüm sana hiç yakışmadı. Özlüyorum seni. 1 yıl olmuş ama daha dün gibi gözyaşlarım sel olup akıp gidiyor. Yerin bomboş, özlemim dinmiyor. Aşıkpaşa'daki ebedi istirahatgâhını yol eyledim, vatan belledim anam.

Mekanın cennet, ruhun şad olsun inşallah. Işıklar içinde uyu Annem seni çok özlüyorum...

Bana takvimi sormayın

Ihlamurların çiçek açtığı vakit

Ey benim alfabemdeki

Kadim Elif...

Çiğdem Sönmez

Muhabir: Çiğdem Sönmez