Allah sonumuzu hayreylesin!..
GÜN geçmiyor ki ülkemizde kötü bir haber görmeyelim. Her gün nahoş ve istenmeyen olaylar… Terör ve şehit haberleri, kadın cinayetleri, katliamlar… Siyasetçilerin birbirlerine olan kötü söylemleri… Kısaca gerek televizyon ekranlarında, gerekse gazetelerde iç açıcı, hiç güzel haber yok.
Her gün nahoş ve istenmeyen olaylar…
Terör ve şehit haberleri, kadın cinayetleri, katliamlar…
Siyasetçilerin birbirlerine olan kötü söylemleri…
Kısaca gerek televizyon ekranlarında, gerekse gazetelerde iç açıcı, hiç güzel haber yok.
Ne yapalım biz de televizyonları izleyemiyoruz!
Geçtiğimiz hafta Kırşehir’de bir işadamı hemşehrimiz de bizim gibi aynı görüşte olacak ki “Evde televizyon haberlerini ne ben izliyorum, ne de eşim ve çocuklarıma” dedi.
Karamsar mı, karamsardı hemşehrim…
Kırşehir gibi küçük bir ilde onlarca kişiye iş ve aş veren yatırımcı müteşebbis bir hemşehrimiz ülkenin ve ilimizin gidişatından hiç te hoşnut olmadığından dem vurdu. Deyim yerinde ise bir dokunduk, bin ah işittik…
Peki ne olacak bu ülkemizin hali?
Ne olacak Kırşehirimizin hali?
İşimiz ve mesleğimiz gereği her gün sokaktayız. Esnafla, tüccarla bir oluyoruz. Hepsi iş yapamamaktan, geçim sıkıntısı altında inim inim inlemekten bahsediyorlar.
Siftahsız günler geçiren, bırakın evine, çoluğunun, çocuğunun nafakasını götürmekten, işyerinin masrafını çıkaramamaktan dert yanıyor Kırşehir’deki Ahi esnafı…
Pek çoğu asgari ücretin arttırılmasıyla yanlarında çalıştırdıkları vasıfsız eleman sayısını mecburen düşürdüklerini söylüyor.
Hükümet “ben yaptım oldu, mantığı ile hareket ediyor. Asgari ücretin işverene getirdiği yükün farkında değil. Bu durum işsizliği artıracak!” diyor esnaflarımız.
Haklılar da hani.
Bir işçinin maliyeti bir işyerine 2 bin lirayı geçiyorsa ve bu esnaf günlük masrafını kazanamadan nasıl yanında eleman çalıştırabilir ki?
Hükümet bu konuda işverenin yükünün hafifletmek durumundadır. Yoksa işsizlik daha da yüksek boyutlara çıkacak, belki de yanında işçi çalıştıracak işveren bulamayacaktır.
Özetle Kırşehir’de hiç kimse hayatından memnun değil.
İnsanlar huzur, barış ve güven istiyor, ama nedense birileri buna hep engel oluyor.
İnsanlar ruhi, psikolojik ve ekonomik bunalım geçiriyor.
Bunu Kırşehir Devlet Hastanesi’ne gidin, gözlerinizle görün.
Eskiden bir-iki nöroloji doktoru görev yapıyordu Kırşehir’de, bugün bu sayı beşe çıkmış. Neden dedim ya insanlar psikolojik olarak hastalar da ondan.
Hastane artık Kırşehir’deki hastalara ihtiyacına cevap veremez duruma geldi. Birkaç yıl önce yapılan hastaneye şimdi ek bina yapıyoruz, o da yetmiyor, yeni bir 200-300 yataklı hastane yapılacak. Belki bu yeni yapılacak hastane de birkaç yıl sonra yetersiz hale gelecek. Çünkü insanlar sağlıklı yaşayamıyor, sağlıklı beslenemiyor, ekonomik sıkıntılar bütün hastalıkları tetikliyor.
Ne diyelim, Allah sonumuzu hayreylesin!...
***
Emine Teyzem kırmızı ışığı da takmıyor!
Benim bu sütunun olmazsa olmazı Hacı Emine Teyze var ya, yaza yaza bir türlü bitiremediğim…
Evet, geçen haftalarda hani cebinde 50 lira parası, peçetesiyle paltosu çalınmış, oğulları Servet ve Hüseyin Beydoğan İzmir’de 60 beden olarak yenisini yaptırıp teslim etmişlerdi ya…
Eeeee?
İşte o Emine Teyze’den bahsedeceğim yine!
Emine Teyzem geçen hafta neredeyse polise mukavemetten cezaevini boylayacakmıştı. Çok üzüldüm doğrusu…
Neden mi?
Bizim Kırşehir Emniyet Müdürlüğü malumunuz geçen hafta Belediye kavşağında yayalara ışık ihlalleri yapılmaması için burada çalışma yapıyordu.
Polisler kırmızı ışıkta geçenleri durdurup, yeşil ışıkta geçmelerini sağlıyordu.
Polisler bir de ne görsün, yaşı 70’ine merdiven dayayan, sırtında 60 beden siyah paltosu bulunan ve kimseyi takmadan kırmızı ışıktan geçen Emine Teyze polis molis demeden gidiyor.
Polisler “Hoop teyze nereye?”
Emine Teyzem hemen gözlerini caddenin karşısındaki benim basın danışmanım, oğullarının kankisi Ramazan Karabulut’un dükkânına bakarak “Bırakın yavrum benimle dalga geçmeyi. Bakın benim yaşım 70, benimle oynamayın!” demiş.
Polisler “Ya teyze ne oynaması? Biz seninle niye uğraşalım? Bak karşıda kırmızı ışık yanıyor, sen geçiyorsun?” demişler.
Demişler ama karşı deyince bizim Emine Teyze hemen karşısındaki Ramazan Karabulut’un kırtasiyeci dükkânına gözlerini çevirerek “Bak o benim oğullarımın arkadaşı, siz de benim çocuklarımın arkadaşına benziyorsunuz, beni yormayın!” diye konuşa dursun, yeşil yanmış, ışık tekrar kırmızıya dönüşmüş. Bizim Emine Teyze hâlâ polislerle tartışıyor.
Bir ara polise el-kol hareketleri çekmeye, neredeyse tekme tokatla girişmeyi aklından geçirmiş, ama polisleri çok sevmiş, “Oğullarımın arkadaşı” diye kıyamamış!
Polislere bakmış ki çok ciddiler, herkes te ışıkta bekliyor, bizim Emine Teyze de yeşil ışık yanınca, polislerin de yardımı ile karşıya geçebilmiş.
Geçmiş, ama hâlâ bir gözü de benim basın danışmanı Ramazan Karabulut’un ve oğullarının kendisine şaka yaptıklarını düşünüyormuş.
Evet, Hacı Emine Teyze geçen hafta neredeyse polise mukavemetten karakolluk olup belki de cezaevinin yolunu tutacaktı. Allahtan verilmiş bir sadakası varmış ta bundan yırttı.
Ne diyeyim ben Emine Teyze’ye geçmiş olsun.
Eee Emine Teyze, cezaevinden kurtulduğuna göre, bunun üstüne bize bir Kürt Pilavı ziyafeti çekersin herhalde. Öğle geçen yıllardaki gibi çakma Kürt Pilavı olmasın hani!
***
Biraz da gülelim!
Yüz akıyla verilen hesap
Köylünün biri, hacca giderken yüz koyundan oluşan sürüsünü çobana emanet etmiş.
Hac dönüşünde çobanı köy yolunda yemek yerken bulmuş, yanına yaklaşmış. Hoş beşten sonra koyunlarını sorunca, çoban:
“Hiç sorma ağa, demiş. Sen gittikten sonra bir gök gürledi, bir şimşek çaktı... Doksanının ödü patlayıverdi. Kaldı mı onu?”
Yaa?...
“ Büyük toklu kendini kayadan attı, beşi de onun ardından gitti... Kaldı mı dördü...”
Eee?
“Birini sattım kasaba, birini sayma hesaba... Dün öldü birisi, bu da bugünkünün derisi...”
Çoban, yeni yüzülmüş bir koyun postu göstermiş.
Tam o sırada Hacı, çobanın önündeki yoğurt bakracını adamın başına geçirivermiş.
Çoban, yoğurda bulanmış bembeyaz yüzünü göstererek:
“İşte ağa, demiş, yüzünün hesabını da yüz akıyla verdim!”
Sevdiğim bir söz
“Ürkek bir insan tehlikeden önce korkar, korkak olayların cereyan ettiği anda, cesur bir insan ise sonrasında.” Paul Richter